Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri The Midnight Club: Korkuyla Karışık Dram

The Midnight Club: Korkuyla Karışık Dram

Yazar: Buse Alkan

The Midnight Club: Korkuyla Karışık Dram

The Midnight Club 7 Ekim 2022 tarihinde Netflix’te yayına girdi. İlk sezonu 10 bölümden oluşan bu dizi korku, kurgu kategorilerinde yer almakta. Yönetmenliğini korku hayranlarının çok iyi tanıdığı Mike Flanagan yapmış. Dizi Christopher Pike’nin eserlerinden uyarlanan bir dizi olmuş. Özellikle Christopher Pike’nin 1994 yılında yazdığı aynı adlı kitabından uyarlanmıştır.

Dizinin konusu; 20’li yaşlarındaki gençlerin ölümcül hastalıklara kapıldıktan sonra kendi rızalarıyla Brightcliffe adlı bir bakımevine gitmeleri ve orada The Midnight Club adındaki kulübü kurmalarını anlatmakta. Bu kulüpte ölümcül hastalıklara sahip olan gençler birbirlerine hayalet hikâyeleri anlatmaktadırlar. Bir gün eve yeni gelen Ilonka adındaki başrolümüz bu hikâyelerin gidişatını değiştirir.

Dizinin yönetmenliğini hepimizin bildiği ve tanıdığı ve korku hayranlarının favori yönetmenlerinden biri haline gelmiş olan Mike Flanagan yönetmekte. Kendisi The Haunting of Hill House adlı dizi ile kendini kanıtlamıştı. Kendisinin tanınmasına sebep olan filmlerinden birkaçı Hush, Oculus, Doctor Sleep gibi filmleridir. Bu dizide The Haunting of Hill House kadar ses getirmese de bence hiç fena bir iş olmamış. Önce dizinin az tanınmış oyuncularına bir bakalım.

Dizinin başrolü Ilonka rolünde Iman Benson, Kevin rolünde Igby Rigney, Anya rolünde Ruth Codd, Natsuki rolünde Aya Furukawa, Amesh rolünde Sauriyan Sapkota, Spencer rolünde William Chris Sumpter, Julia Jane rolünde gençliğini Larsen Thompson, yaşlılığını Samantha Sloyan, Doktor Georgina karakterini Header Langenkamp, Sandra karakterini Annarah Cymone adlı oyuncu canlandırmıştır.

Oyuncuların oyunculukları genel olarak diziye bakıldığında başarılı olmuş. Birçok oyuncu bu proje ile oyunculuk kariyerine başlamış durumda. Buna rağmen çok iyi oyunculuklar sergilediklerini söyleyebileceğim birkaç kişi var. Anya rolündeki Ruth Codd bu işte çok iyi bir performans sergilemiş. Kendisi karakter olarak asi, hırçın, bağımlı ve cesur bir karakter olmakla beraber aynı zamanda ölmek istemeyen ve sevgi dolu kalbini inatçı tavırlarının arkasına saklayan bir karakter. Oyuncu çok karakteristik bir yüze sahip bu da izlerken mimiklerinden daha fazla etkilenmenizi sağlamış.

Bir diğer iyi olduğunu düşündüğüm oyunculuk Ilonka karakterini canlandıran Iman Benson adlı oyuncuya ait. Ilonka en başından itibaren oldukça umut dolu, iyileşmeye odaklı ve cesur bir karakter. Bir şekilde gitmeyi istediği bakım evi ile bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebini 1. sezonda öğrenememiş olsak da 2. sezonda anlatılacağını düşünüyorum.

Bir diğer oyunculuğundan bahsetmek istediğim oyuncu ilk defa izlediğimiz Sauriyan Sapkota adlı oyuncu. Amesh karakterini canlandıran bu oyuncu oldukça zeki, hayalperest, eğlenceli ve aşık bir karaktere can vermiş. Kendisi oldukça başarılı bir şekilde karakterini yansıtmış. Aşık olduğu karakter Natsuki ile iyi bir uyumları olduğunu düşünmekteyim. Natsuki karakterini canlandıran Aya Frukawa daha önce birkaç işte yer almış bir oyuncu fakat ben kendisini ilk defa izledim. Bence oyunculuğu oldukça başarılı.

Bir diğer bahsetmek istediğim kişi ise Julia karakterinin yaşlanmış halini oynayan Samantha Solayan. Kendisini daha önceden Gece Yarısı Ayini ve Grey’s Anatomy adlı işlerden tanıyor olabilirsiniz. Oldukça saplantılı ama aynı zamanda masum gözüken bir karaktere sahip. O da bu saplantılı halini ilk başlarda saklamayı çok iyi başarmış.

Biraz da filmin teknik kısımlarından bahsetmek istiyorum. Mike Flanagan bu işte de atmosfer açısından oldukça başarılı bir ortam yaratmış. Normalde korkunç olamayabilecek bir yeri kullandığı renkler, ölümün verdiği hüzün ve karanlık atmosfer ile çok iyi bir şekilde korkunç bir yere dönüştürmeyi başarmış. Ayrıca dizi boyunca çocukların anlattığı hikâyelerin canlandırıldığı mekanlar, müzikler, kullanılan renkler çok başarılı bulduğum bir diğer özellik olmuş. Çocukların anlattığı her hikâye aslında korku hikâyesi olmasından ziyade bir anlam barındırmakta. Hepsinin geçmiş hayatının bir yansıması aslında bu hikâyeler. Bu sebeple karakterleri anlattıkları hikâyelerden daha iyi tanıyabiliyor ayrıca yine hikâyelerdeki karakterleri kendilerinin oynaması sebebiyle oyunculuklarının ne kadar değişebileceğini görmüş oluyoruz. Bu açıdan bakıldığında en çok beğendiğim kişilerin Kevin rolündeki Igby Riney, Natsuki rolündeki Aya Frukawa ve Anya rolündeki Ruth Codd olduğunu söyleyebilirim.

Bu kısımda hikâyenin biraz daha derinine inmek istiyorum. Bu sebeple bu kısımdan sonra Spoiler olabilir. Hikâye çok zeki olan Ilonka adındaki başrolün tiroid kanserine yakalanıp iyileşememesi üzerine kendi isteğiyle gençlere özel bir bakım evine gitmeye karar vermesiyle başlar. Bu eve gitmek istemesinin sebebi yıllar önce mucizevi bir şekilde iyileşen Julia Jane. Ilonka’nın oraya iyileşme umuduyla gitmesi ve bunun için sürekli bir şeyler denemesi Anya’yı en başta sinir etse de daha sonra en yakın arkadaş olurlar. Ilonka bu evde daha önce yaşayan Paragon adlı tarikatın bir ayini sayesinde iyileşebileceklerini düşünmektedir. Anya’nın ölmesini engellemek için bu ayini gerçekleştirirler fakat işe yaramaz. Anya vefat eder ve kulüp Doktor Georgina’ya hesap verir. Bu ayine kadar anlatılan hikâyeler biraz daha korkunç olsa da buradan sonra anlatılan hikâyeler aslında çocukların kendi hayat hikâyelerinden ve yaşadıkları zorluklardan esinlendikleri hikâyeler olur. Bu kulüp en başından itibaren kendilerine bir kural koymuştur. Kulüpten ölen ilk kim olursa öbür taraftan kendilerine bir işaret gönderecektin. Fakat bu oldukça uzun sürer. Ayinden kısa süre sonra Sandra adlı karakter aslında yanlış teşhis aldığını öğrenir. Ilonka bunun ayin sayesinde gerçekleştiğini iddia eder. Ayini kendisi içinde yapmak ister ve Julia’dan yardım alır. Fakat Julia aslında ayini kendisi için yapmak ister. Son anda Doktor Georgia’nın gelişi sayesinde kurtulan Ilonka kendinin oraya ait olduğunu kabul eder. En başından beri Ilonka ve Kevin yaşlı bir adam ve yaşlı bir kadın hayaleti görmektedirler. Bunun sebebinin ne olduğunu maalesef ilk sezonda öğrenemedik. Fakat sezonun sonunda ikinci bir sezon geleceği Doktor Georgina’nın açığa çıkan sırrıyla kesinleşti.

Diziye hikâye açısından, efektler açısından, ve anlatış şekli açısından bakıldığında tamamıyla bir korku dizisi diyemeyiz. Aslında korku dizisi olarak lanse edildiğinden dolayı korku hayranları biraz hayal kırıklığına uğramış olabilir. İlk 3 bölüm daha korku ağırlıklı olsa da geri kalan bölümler aslında asıl korkunun ölmek istememek olduğunu anlatmaktadır. En başlarda jumpscare kullanılarak oldukça korku dolu anlar yaratılmış fakat hikâyenin devamı daha sakin ama gerici geçmiştir. Ben kişisel olarak baktığımda diziyi beğendiğimi söyleyebilirim. Normalde fazla korku filmi ve dizisi izlemeyen biri olarak bu diziyi izleyebilmiş olmaktan memnunum. Bunun bir sebebi tabii ki de her saniyesinde korku ögesi bulundurmaması olabilir. Ama dizi boyunca sürekli bir gerginlik içinde olduğumu söyleyebilirim. Bu sebeple çocukların anlattıkları hikâyeler ve evde gerçekleşen tarikat ve ayin olayları diziye aslında hem gerçeklik hem de gerçek dışılık katmış bulunmakta. Senaryo geneline baktığımda oldukça başarılı bir dizi olduğunu söyleyebilirim. The Midnight Club aslında sadece ölmek istemeyen gençlerin hayatta bir anı bırakmak üzerine anlattıkları hikâyeler ve yaşamak uğruna yaptıkları çılgınlıklardır. Herkese iyi seyirler dilerim. Uzun ve mutlu bir hayatınız olması dileğiyle.

The Midnight Club: Korkuyla Karışık Dram

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap