Ana sayfa » The Girl and The Spider: Gerçeklik, Zihnin Filtresinden Geçtiğinde (İKSV Özel)

The Girl and The Spider: Gerçeklik, Zihnin Filtresinden Geçtiğinde (İKSV Özel)

Yazar: Denys Onal

The Girl and The Spider: Gerçeklik Zihnin Filtresinden Geçtiğinde (İKSV Özel)

Soğuk, yağmurlu bir gece; sanki üzerimizdeki yanılgıların transparan olduğu…

Bir illüzyon, bir yanılsama… Nasıl tanımlandığı o kadar önemsiz ki. Bu inanılmaz film bize farklı perspektiflerin farklı gerçekliklerle “boğuşmasını” sergiliyor.

Anılar, bizi biz yapar. Peki anlatılan gerçekler “fiziksel” gerçeklerle ne kadar tutarlı?

40. İstanbul Film Festivalinde yayınlanmış olan seçtiğim üç filmden ikincisi üzerine konuşmak için döndüm bugün de. Peki ne denebilir ki algılanan öylesine değişkenken? Yazmaya oturmadan önce bilgisayarımın başına, bu soru kurcaladı aklımı. İçimi bir korku kapladı. Sanki, bu yazıda söyleyeceğim her kelime böylesine yoruma açık bir eseri tekdüze bir anlamla sınırlandıracakmış gibiydi. Bu korku kısmen yersiz olsa gerek çünkü her birimiz fikir üzerine fikir katmaktan daha iyi olamayız başka hiçbir konuda. Aynı, Das Mädchen und die Spinne (2021) filminde direktörler; Silvan ve Ramon Zürcher’in yaptıkları gibi…

İnsan üzerinde etki bırakmayı başaran birçok eser çeşitli duyular ve duygulara hitap eder. Bu bahsi geçen filmde ses önemli bir etmendir. Ani ses değişimi genellikle sakin sahneleri takip eden matkap sesidir. Peki ya, serin bir rüzgâr esintisini andıran bir ritme sahip olan bu eserde niçin böylesine uyarıcı bir etmene ihtiyaç duymuş olabilir direktörlerimiz?

Bu sorunun cevabı değişken. Adeta anlamların sıra dışı olduğunu anımsatmak için planlanmış gibi bu “değişken cevap”.

Filmde tercih edilen kamera kullanımı bize, eski filmlerde daha kamera özgürleştirilmeden çekilen sahneleri anımsatsa da teatral mise-en-scene tam olarak kullanılmamıştır. Lakin belirtmekte fayda vardır ki, bu bulguma ters düşebilecek sahneler de mevcuttur filmde. Fakat bu konuya değinmeden evvel, siz okuyuculara Lisa’nın (Liliane Amuat) ev arkadaşı Maria’nın (Henriette Confurius) yanından taşınmasıyla ortaya çıkan kaotik ortamın izleyiciye nasıl aktarıldığından bahsetmek istiyorum.

Eşyaların toplandığı ve taşındığı sahnelerde genellikle “açık kareler” [open-frames] tercih edilmiş olması direktörlerin vermek istediklerini düşündüğüm hissiyatı başarıyla izleyicilere aktarabilmiştir. Bu açık kareler insanlara kameranın gösterdiği alandan daha fazlası olduğu hissini vermeleriyle de ünlüdürler. Bahsetmiş olduğum bu “planlar” [shot], eserin birçok noktasında “yakın çekimlerle” [close-up] beraber kullanılmış, dolayısıyla da seyircinin karakterin benliğiyle entegre olmasını sağlarken filmin evreninde, direktörlerin gözlerimiz önüne serdiği kareden çok daha fazlası olduğu fikrini benimsememize ortam hazırlamıştır.

Zaten anılara ve “değişken algılar”’ odaklanan bu eserde sırayla birçok karakterin “algılayış biçimlerini çözümlenmiş hali” ve “perspektifleri” her ne kadar sıra dışı olsa da tüm bunları deneyimlemekten zevk almamızın bu filmi gerçekten izlemeye değer kılan faktörler arasında yer aldığının iddia edilmesi çok da yersiz olmasa gerek.

Kamera, taşınma sürecinden gelişen kaotik ortamdan türeyen huzuru anlatmış, biz seyircilere. Adeta bir ara bulucu rolünü üstlenmiş bu sefer kendisi. Teatral olmayan “mise-en-scene” ve karakterlerin yüzlerine odaklanan “yakın çekimler” her ne kadar “açık kareler” ile desteklendiğinden teatrallikten uzaklaşsa da adeta koltuğunda oturan bir tiyatro izleyicisini anımsatan “sabit kamera” ve direkt seyircilerin gözlerinin içine bakan karakterler, kendi aralarında yarattıkları zıtlıklardan ötürü eşsiz bir uyum sağlamıştır. Zaten gerçeklik ve gerçekliğin uyandırdığı izlenime odaklanan bu eşsiz filmin de konusuna ancak kendi içinde çelişen ama uyumlu bir sinematografik teknik yakışırdı.

Açıkçası, şanslı hissetmekteyim kendimi. Yeni geçen 40. İstanbul Film Festivali’nde sadece üç filme gitme hakkım vardı. Gittiğim üç filmin her birinin birbirinden çok farklı “ritimlere” sahip olmaları tamamen şanstan ibaretti benim için.

Kız ve Örümcek [Das Mädchen und die Spinne] (2021) filminin asıl gerçekliği bükerek anılar üzerinden bir alternatif gerçeklik türetmesi kendi zihnimizin derinliklerine, dilediğimizden çok daha yakın olsa gerek.

Filmde bazı sahnelerde geçenler cinsellik konusuna değinmeyi tercih ediyorum şu noktada, sevgili okurlar.

Hepiniz bilirisiniz ki cinsellik kavramı üzerinde gelişen normlar ulustan ulusa [ve yahut “zaman çizgisi” üzerinde bulunduğumuz noktadan noktaya] değişkenlik gösterir.

Bahsi geçen filmimizde bazı kesimlerin sınırlarını zorlayacak bazı materyaller mevcuttu, örneğin. Çıplaklık kendi içinde tabu bir konu olmasının yanı sıra, maske takan kimliği belirsiz bir insanın cinselliğini sergilemesi zihinlerimizde “sıra dışı” cinsel eylemlerde bulunan kimi tarikatları canlandırıyor olsa gerek.

Burada çıplaklık ve gizemi bir arada bulundurmaktan çekinmemelerinin de ötesinde, yönetmenlerimiz [Silvan ve Ramon Zürcher] aynı zamanda köşeye sıkışmış olan bir benliğin kendi üzerine ister istemez uyguladığı baskıdan türeyen özgürlüğü de sergilemişlerdir.

Sağanak yağmur altında çatıya çıkan, yüzük kapalı bir kimse belki de her birimizin hapsedilmiş özgürlüğünü sergiliyor içine sıkışmış olduğu o kısacık “planda” [shot]. Bunun bir “rüya” formunda gelmesi de William Shakespeare oyunlarını anımsatmaz diyemeyiz şu noktada.

İyi çok güzel, şairane konuşuyor diyor olabilir naçizane yazarımız. Ben de cevap olarak diyorum ki “benzetmeler bir yana, elimizde her şeyden somut bir araç var bu karmaşık filmi anlatmak için kullanılması şart kılınan”. Bu nedir peki diye soruyor olabilirsiniz ve yahut bu yazının gidişatından bıkmış…

Vesilesiyle dağılan dikkatinizi tekrar toplamayı başardığımı umduğum soruyu cevaplıyorum hepimizin hayatından yapmış olduğum bir alıntı ile; “Şeytan detaylarda gizlidir”.

Detaylar, detaylar… Bir kahvenin yere akışı ve sonu gelmeyen uçuşan kağıtlar…

Maria’nın uçuşan tasarımları ve ne yazdığını bilemediğimiz kağıtlar kendi yaşadığımız döneme kadar birikmiş olan her bir satırı simgeliyor.  Bilginin ne kadar kolay değiştiğini ve incecik bir kâğıt parçası misali eğilip büküldüğünü “ekstrem yakın çekimlerini” [extreme close-up] sergileyerek gösteriyor bizlere bu başyapıt.

Şimdi ise yazımı sonlandırıyorum, sizleri detaylardan türeyen değişken gerçekliklerle baş başa bırakmak dileğiyle. Belki, her birimiz kör maymunu oynarken tadıvereceğiz tutsaklığımızdan yarattığımız özgürlüğümüzü.

The Girl and The Spider: Gerçeklik Zihnin Filtresinden Geçtiğinde (İKSV Özel)

Denys Onal’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap