Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri Severance: Ya Birbirinden Habersiz İki Benliğiniz Varsa?

Severance: Ya Birbirinden Habersiz İki Benliğiniz Varsa?

Yazar: Eslem Saraçoğlu

Severance: Ya Birbirinden Habersiz İki Benliğiniz Varsa?

Apple’a bağlı olarak 2016 yılında üretime başlayan Apple Tv+ uzun süren yapılandırma süreçlerinden sonra 2019 yılında yayınlamaya başladığı yapımlar ile tam bir ivme kazanacakken 2020 yılında başlayan pandemi koşulları ile planlar bir süre daha ertelenmek durumunda kalmıştı. For All Mankind, Ghostwriter, Dickinson, The Morning Show ve See gibi yapımlarla açılış yapan sitede özellikle Jason Momoa’nın başrolde yer aldığı See oldukça başarılıydı. 2022 Şubat ayı itibariyle yirmi sekiz yapım yayınlayan Apple Tv+ oldukça aktif bir sene geçiriyor. Bu sene yayınlanan diziler arasında yer alan Severance ise 18 Şubat 2022 tarihinde yayınlanmaya başladı. Toplam dokuz bölüm olan dizinin ikinci sezon onayı da verildi!

Severance oluşturduğu atmosfer, konu ve güçlü kadrosu ile başarısızlığa ihtimal vermeyecek şekilde planlanmış bir yapım olmuş. Bunun karşılığını da almaya başladığı söylenebilir; 74. Primetime Emmy Awards’ta on dört adaylık alan dizi Outstanding Drama Series dalında Squid Game, Better Call Saul, Euphoria, Stranger Things gibi yapımların yanındaki yerini almıştır. Altı bölümü Ben Stiller, üç bölümü Aoife McArdle tarafından yönetilen dizinin oyuncu kadrosunda The Good Place, Step Brothers, Big Little Lies gibi yapımlarda yer alan Adam Scott (Mark Scout), Britt Lower (Helly R.), Batman Returns, Catch Me If You Can, Hairspray, Pulp Fiction gibi filmlerle tanınan ve Oscar, SAG ve BAFTA Ödülü kazanmış olan Christopher Walken (Burt Goodman), The Act’teki mükemmel oyunculuğu ile akıllara kazınan Patricia Arquette (Harmony Cobel) ve kazanmış olduğu Emmy, Altın Küre ve Oscar ödülleri ile dizinin kadrosuna hayran kalmamak mümkün değil.

Psikolojik gerilim, dram, gizem, bilimkurgu, distopya ve kara mizah türlerinde yer alan dizinin seyircinin sinirlerini bozan bir anlatım diline sahip olduğu söylenebilir. O kadar çok absürt şey var ki bir süre sonra bütün absürtlükler birbiri ile uyum içerisinde gözükmeye başlıyor ve her şey çok normalmiş gibi izliyorsunuz. Karakterlerin mimik yoksunu oluşları, içerisinde bulundukları duruma tepki vermeyişleri seyirciyi çıldırtmak için birebir ayarlanmış sanki…

Dizinin konusuna gelecek olursak eğer Kier Kasabası’nda yer alan Lumon Şirketi, çalışanlarının iş hayatı ile özel hayatının birbirinden ayrı olmasını destekliyor ve bu amaçla bir yenilik getiriyor. Birtakım tıbbi müdahaleler ile çalışanların vücuduna yerleştirilen çip, bireyin anılarını iş ve özel hayat olarak ikiye bölüyor. Şöyle ki Lumon Şirketi’ne gelip asansörle aşağı indiğinizde yukarda kalan özel hayatınıza dair hiçbir bilgiye sahip olmuyorsunuz. Akşamları da aynı şekilde asansörden yukarı çıkarken aşağıda kalan iş hayatınıza dair anılar yukarı taşınmamış oluyor. Aslında şirketin bu ikilemi oluşturma nedenlerinden birisi de yaptıkların işin dışarda bilinmemesini sağlamak zira şirkette tam olarak ne yapıldığına dair bilgiye bu dokuz bölüm içerisinde erişebilmek mümkün olmuyor. Diziyi sürükleyici ve merak uyandırıcı yapan şeylerden birisi bu, bölümlerin ritmi oldukça yavaş olmasına rağmen yaptıkları tuhaf ayıklama işlemlerinin açıklamasını öğrenmek için can atıyorsunuz. Bu duruma ek olarak birinci bölümde şirkete yeni dahil olan Helly R. ve sistem karşıtı tavırlarının sınırı ne olacak diye düşünmekten kendinizi alamıyor ve bir oturuşta diziyi bitirebiliyorsunuz.

Dizi daha çok Mark’ın hayatı üzerinden ilerliyor hatta özel hayatı ile iş hayatını tamamen görebildiğimiz tek karakter Mark. Hayat arkadaşını kaybettikten sonra bunalıma giren birisinin neden Lumon’da çalışmak isteyeceğini anlayabiliyorsunuz. En azından mesai saatleri içerisinde acısını hatırlamayarak verimli şekilde çalışabileceği bir mesleği var. Fakat diğer bütün çalışanların özel hayatında nasıl bir karaktere sahip olduklarını, neden bu şirkette çalışmak istediklerini merak ediyorsunuz. Dizi her bölümde bir karakterin özel hayatı ile açılış yapar ve bir sezon boyunca hepsi hakkında ufak tefek bilgi sahibi olmuş oluruz diye düşünmüştüm ancak süreç bu şekilde tasarlanmamış. Minimum bilgi ile ilerlemeyi tercih etmişler. Bence bu tercihleri bir noktaya kadar doğru olmakla beraber bir müddet sonra gereksiz gizliliğe düşüyor. Bilgi vermemek için araya sıkıştırılan basit olaylar ile birkaç bölümün boşa gittiğini söyleyebilirim. Şayet sezondan iki bölümü çıkartsak hiçbir şey kaybetmeyiz. Özellikle Mark’ın yeğeninin doğumu ile geçen bölüm ve devamı için bu durum geçerli diyebilirim.

Bu son derece boş bölümlerin ardından diziye devam etmeniz ise bence şart çünkü dizi öyle bir ritim yakalıyor ki şaşırıyorsunuz. O kadar sakin ilerleyen bir dizinin bir anda böyle açılması ve dizinin size bomba gibi bir gerçek vermesi uzun zamandır gördüğüm en iyi sezon finallerinden biriydi. Bana kalırsa bu dizi başka bir platformda yayınlanmış olsaydı bu senenin en çok konuşulan dizilerinden biri olurdu. Keşfedilmesi zor da olsa bence ikinci sezon ile daha büyük bir kitleye hitap edecek. Helly R.’ın gerçekler karşısında nasıl bir denge kuracağını ve Mark’ın eşiyle ilgili bilgiyi öğrenip öğrenemeyeceğini merakla bekliyorum.

Severance: Ya Birbirinden Habersiz İki Benliğiniz Varsa?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap