Anasayfa İncelemelerBelgesel İncelemeleri Saklı İstanbul: Katmanlar Arası Zaman

Saklı İstanbul: Katmanlar Arası Zaman

Yazar: Furkan Aslan

Saklı İstanbul: Katmanlar Arası Zaman

Selamlar. Bu incelememizin konusu biziz. Her gün sokaklarında yürüdüğümüz, nefes aldığımız, kah üzüntülerimize kah sevinçlerimize en yakın şahit: İstanbul, Saklı İstanbul.

Koru Medya öncülüğünde, T.C. İletişim Başkanlığı destekleriyle çekilmiş, Cidal Canpek’in yönetmenliğini yaptığı, Cem Akoğul’un sunumuyla Netflix platformunda yayınlanan Saklı İstanbul belgeseli, İstanbul’un mahzenlerinden minarelerine kadar bize katmanlar sunuyor.

Saklı İstanbul’u incelemeye başlayalım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki sinematografik olarak bir beklenti içerisinde olmadan izledim. Benim nezdimde araştırma türünde akademik bir belgesel. Alanında uzman kişiler ile size İstanbul’un aslında ne olduğunu anlatıyor. Sinematografik olarak bir anlatı bekleyen sinemaseverler biraz hüsranla karşılaşabilirler. Yine Netflix’te gösterime girmiş olan Rise of Empires: Ottoman efekti beklememek gerekir. Saklı İstanbul’u izlerken animasyonların daha iyi olabileceğini düşündüğümü söylemeliyim. Teknik çizim ve rölöve mantığıyla animasyon oluşturulmuş. Bunun yerine daha renkli animasyonlar tercih edilebilirdi.

Saklı İstanbul’da, İstanbul’un mimari yapılarıyla şehrin dünü ve bugünü arasındaki köprü sağlanıyor. Dış ses, yani anlatıcı sesi daha anlaşılır ve daha tok bir ses olabilirdi. Cem Akoğlu, dış ses olarak da seslendirme yapmış ancak benim fikrimce olmamış.

Belgesel, 6 bölümlük bir seriden oluşuyor ve en uzun bölüm 30 dakika. Seyircinin algısı başka yere sapmadan anlatmak istediğini anlatıyor. Sırasıyla; Zeyrek, Sultanahmet Meydanı, Sultanahmet Arastası, Cankurtaran, Haliç-Vefa ve Galata’dan oluşuyor.

Bölümlerin içeriğinden devam edelim.

1.bölümde Zeyrek Cami’nin tarihi ve mimari özelliklerini, Cem Akoğlu ve mimar Olcay Aydemir ile birlikte inceliyorlar. Osmanlı, Bizans’tan kalan yapıları kendi kültürüyle harmanlayarak yeniliyor; Zeyrek Cami de bu tanımın en güzel örneklerinden. Zeyrek Cami, duvarlarında yaşadığı her dönemin bir izini taşıyor. Namazgah kısmının altında zemin sizi Opus Sectile sanatıyla karşılıyor. Opus Sectile, küçük kırık taş parçalarından ya da taşları keserek duvara veya zemine monte edilmesiyle kompozisyon anlatımıdır. Namazgahın bir kısmında Opus Sectile tarzıyla 800 yıl öncesinde yapılmış Komninos Hanedanlığına ait bir anlatı günümüze kadar ulaşmış.

Caminin altında ise Bizans Kriptası (mezarlık) var. Zeyrek Cami, kapladığı alan dahilinde değil İstanbul’un bütün dünya tarihine katkı sağlayacak türde bir eser. Ancak böylesine önemli bir eserin etrafındaki evler ve sokak planlaması çok kötü. Temenni ederim ki böylesine tarihin kesin yargılarını içeren eserler sadece tek başlarına değil etrafıyla ilgili olarak da çalışmalar yapılır.

2.bölümdeyse Sultanahmet Meydanı işleniyor; sanat tarihçisi Doç. Dr. Ferudun Özgümüş bölümün konuğu. Obeliskten Yılanlı Sütuna, Roma circusuna kadar örnekler tarihi meydanda mevcut. Çekim detaylarındaysa 2. bölüm özelinde drone çekimleri fazlaca mevcut ve drone ile yapılan çekim, bence olmuş. Meydanı tek tek incelemek yerine bir bütün olarak görme konusunda destekleyici bir seçim olmuş. Cem Akoğlu ve Ferudun Özgümüş yapıları incelerlerken Roma yapılarının ne kadar dayanıklı olduğunu fark edebildim. Yapıların duvarlarındaki sıva, hidrolik sıva denir, hala ilk yapıldığı gün gibi duruyor.

3.Bölüme gelindiğinde Cankurtaran Surları restorasyon çalışma sahasında kendimizi buluyoruz. Surlarda bulunan eserler, İstanbul tarihini revize edecek kuvvette. Surların içinde 1800 yıllık bir duvar bulundu; Septimius Severus döneminde yapıldığı söylenmekte. İstanbul’a aşık bir insan olarak bu çalışmaların detaylandırılacağı zamanı iple çekiyorum. Bölümde konuk, Sanat tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz. İsa Mesih’in ayaklarının resmedildiği fresk kalıntısıyla Cankurtaran Surlarının sadece savunma değil, yaşam alanı içinde tercih edildiği sonucuna varıyoruz. Tarihi boyunca savaşların eksik olmadığı bu şehirde yaşayan insanlar ne olursa olsun İstanbul Boğazı’nı seyretmekten vazgeçmemiş.

4.bölümün başlangıcı Cankurtaran Sultanahmet Arastası. Bölümün konukları, sanat tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz ve mimar Olcay Aydemir. Büyük Mozaik Müzesi inceleniyor. Müzede daha çok halkın günlük yaşantısının anlatıldığı eserler mevcut. Helenistik Natüralizm de denebilir. Ardından Tunuslu Hayrettin Paşa Konağı’nın olduğu yerde bulunan Osmanlı Mahzenlerini görüyoruz.

Son olarak Sultanahmet’te bulunan benimde görme şansı bulduğum Magnaura Sarayı’na ait bir kısım mevcut. Yapıyı Sultanahmet’te bulunan bir restoranın bahçesinde bulunuyor. Restoranın işletmecisi tamamen kendi imkanlarıyla yapıyı restore ettiriyor. Kendisine çok teşekkür ederim. Biz biliyoruz ki ne tarihi eserlerimiz yok edildi veya satıldı ya da daha çok isteyen doymaz gözler uğruna üzerine betonlar atıldı.

5.bölümde Haliç ve Vefa çevresini görüyoruz. Bölümün konuğu tekrar sanat tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz. Gül Cami’ni detaylı olarak inceliyorlar. Dikkatimi cami içerisinde bulunan çok fazla Mührü Süleyman sembolü çekmişti. Cevabını bölümün içerisinde buldum. Ardından caminin mahzenine iniyorlar. Orada Hayri Fehmi Yılmaz’ın söylediği; “Tabi mahzenler ziyaret edilmediği için tahripte olmuyor.”  Sözüne katılıyorum. Gül Cami’nden sonra Molla Gürani Cami’ni inceliyorlar. Eser hakkındaki rivayetler oldukça enteresan. İlginizi çekeceğine eminim.

6. ve son bölümün mekanı Galata. Konuk, sanat tarihçisi Hayri Fehmi Yılmaz. Arap Cami ve efsaneleri üzerine sohbet ediyorlar. Yapıyla ilgili küçük spoiler vermek isterim, Caminin girişinde sağ tarafta bulunan duvarlar 5-6-7. yüzyıla, solundaki duvarlar ise 14.yüzyıla ait. Arap Cami’nin kilise olduğu dönemdeki resimler yüzde doksan oranında korunmuş bugüne kadar ulaşmış. Yapı şimdi cami olarak kullanıldığından özel bir sıvayla resimlerin üzeri örtülmüştür.

Arap Cami’nin ardından gelen mekan ise St. Pierre Han’ı. Han, İstanbul’un son 200 yılına ismini yazdıran çoğu önemli şahsiyetin yolunun düştüğü bir yer. Kaderine terk edilmişti ancak son dönemde restoreye alındı. Emeği geçen herkese çok teşekkürler. Han’ın restorasyonu bittiğinde konservatuar olarak hizmet verecek.

Son ve kapanış olarak Garibaldi Binasını ziyaret ediyoruz. 1860’larda İtalya’daki siyasi olaylardan kaçıp İstanbul’a gelmiş İtalyanların bir kısmı buraya geliyor. Buradaki İtalyanların kurduğu cemiyet hala devam etmekte olup yapıyı TÜSAB devraldı. Ve restorasyonunu gerçekleştirdi. Restorasyon esnasında karşılaşılan mezarlar, incelendi ve İstanbul Arkeoloji Müzesine nakledildi.

Dilerim ki, ülkemizde tarihi eserler alanında belgesellerin sayısı artar. Dijital çağda, dijitale aktarılmayanlar kaybolurlar. Saygı ve sevgiyle.

Saklı İstanbul: Katmanlar Arası Zaman

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap