Ana sayfa » Only Murders in the Building: Komşu Komşunun Dedektifliğine Muhtaçtır

Only Murders in the Building: Komşu Komşunun Dedektifliğine Muhtaçtır

Yazar: Eslem Saraçoğlu

Only Murders in the Building: Komşu Komşunun Dedektifliğine Muhtaçtır

Cinayetler büyük şehirlerde mi daha çok yaşanır yoksa taşrada mı? İnsanlar kalabalıkta mı daha görünmezdir yoksa tenhada mı? The Keepers’tan sonra yeniden bir cinayet yapımı yorumluyorum bundan sonra da cinayet içerikli bir şeyler izlersem dedektiflik becerilerim iyice seviye atlayacak gibi duruyor… Bugünkü dizimiz komedi ile gizemi bir araya getirdiği için izlemesi bir tık daha keyifli diyebilirim. Salı günleri Hulu’da yayınlanacak olan Only Murders in the Building, otuz dakikadan oluşan bölümleriyle toplam on bölümde sezon finali yapmayı planlıyor. En son 2019 yılında iki filmde rol alan Selena Gomez (Mabel), Waverly Büyücüleri’nin ardından ilk defa bir dizide yer alıyor. Bu durum Selenatorler için oldukça sevindirici aynı zamanda ilk defa polisiye içerikli bir yapımda oynuyor olması da bütün dikkatleri üzerine çekiyor. 31 Ağustos’ta ilk üç bölümü yayınlanan dizide yılların komedyenleri olan Martin Short (Oliver) ve Steve Martin’in (Charles) de yer aldığını belirtmek gerek. Dizinin başarıyı şansa bırakmamak için birçok değişkeni kontrol altında tuttuğunu düşünmemek elde değil. Ben tesadüfi başarıları daha uzun ömürlü görsem de diziyi önyargısız izlediğimden şüpheniz olmasın. Hem filmografisinde Pembe Panter’in yer aldığı bir komedyeni cinayet çözerken izlemek kimin hoşuna gitmez ki? Yeniden merhaba Müfettiş Jackques Clouseau!

Bazen bir cinayeti çözmek için polis olmaktan fazlası gerekir. Mesleğine fazla alışmış bir polistense şüpheden beslenen sıradan bir insanın cinayeti çözme azmi çok daha yüksek olabilir. İlk bölüm oldukça hızlı bir başlangıç yapıyor; başrollerimiz Charles, Mabel ve Oliver’ı New York sokaklarında tanımaya başlıyoruz. Dizi seyirciye klasik bir şehir hayatı sunuyor ve bunu yaparken hem güldürebiliyor hem de repliklerde kültürel bir alt metnin olduğunu hissettirebiliyor. Mesela Warner Classics’te yayınlanan Clair de lune performansının dizide gösterilmesi buna güzel bir örnek diyebilirim. Bölümün sonunda da bu metaforu diziye uyarlanmış şekilde görüyoruz. Bir anda yerle bir olmak ve bir anda yeniden umutla dolup yükselmek.

Olaylar genelde cinayetin (veya cinayetlerin) işlendiği Arconia binasında geçiyor. İlk bölümden itibaren izleyiciyi hayran bırakan dış cephesi, avlusu, giriş kapısı ve iç dekorasyonuyla bu bina aslında birkaç farklı yapının çekimiyle bir araya getirilmiş görüntülerden oluşuyor, .Genel çekimlerin yapıldığı yer için Belnord’a bir göz atabilirsiniz. İç mekandaki çekimlerde ise daha çok stüdyo ortamı kullanıldığını biliyoruz. Suç üzerine olan yapımlarda en önemli nokta seyircide merak uyandıracak sırlar oluyor. Her sırrın ortaya çıkışıyla şüphelerimizin yönü bir o karaktere bir bu karaktere doğru yol alıyor. Birinci bölümdeki ilk sahne Mabel’i, bir cesedin yanında kanlar içinde gören Oliver ve Charles’tı. Bu sahneden hemen sonra olaylar iki ay öncesini bize anlatmaya başladı bu durumda ortada en az iki ceset olduğunu biliyoruz. İlk sahnede kanlar içinde gördüğümüz Mabel, devam eden sahnelerde hiç şüphe uyandırmıyordu ta ki birinci bölümün sonunda gördüğümüz “My Hardy Boys” fotoğrafına kadar. Tim’i tanıyor olması şüpheleri tamamen onun üzerine toplasa da ben Mabel’ın sonunda masum çıkacağına inanıyorum. Öte yandan Charles’ın buzdolabındaki biberleri nasıl dizdiğini görmüşsünüzdür hem aşırı düzenli hem insanlarla iletişim sıkıntısı yaşıyor hem de her gün sebzeli omlet pişirip çöpe atıyor. Bu davranışının Lucy adındaki birisiyle alakası olduğunu öğreniyoruz ancak Lucy kim henüz bilmiyoruz. Charles için de Mabel için de ortada bir sürü şüphe var. Bu şüphelerimiz ortadan kalktığında gerçek katili görebileceğiz. Sanırım hiç şüphelenmediğim bir Oliver var bir de Sting…

Dizide kullanılan bazı kamera açıları alışılmışın dışındaydı, bu beni bazı noktalarda rahatsız etti. Mesela birinci bölümün sonlarına doğru dizinin ritmi düşmemesi gerektiği kadar çok düştü işte tam o dakikalarda Charles konuşurken uzun süre onu dinleyen Mabel’ı izledik. Normalde bu tarz konuşmalar tek açıdan bu şekilde verilmez. Hem konuşmanın uzun ve sıkıcı olması hem hareket etmeyen oyuncunun uzun süre ekranda tutulması tuhaftı, bu tercih sanatsal mı olmuş gereksiz mi karar veremedim. Bu sahnenin aksine çok sevdiğim bir tekniği de kullanmışlar: Mabel’in Tim ile olan eski anılarına tabletteki çizimden bindirmeli geçişi. Çizimler çok estetik durmuş hatta aynı geçişi o bölümde birkaç kez kullanmışlar. Dizinin introsunu, kullanılan renkleri ve sahnelerin genel tonlarını da gayet keyifli buldum.

Şimdi en hassas konuya gelecek olursak Selena’nın oyunculuğu ile ilgili ciddi bir sorun var. Sanki senarist Selena neredeyse hiç konuşmasın diye bilerek eksik replik yazmış gibi, konuştuğu nadir sahnelerde ise isteksiz ve içine içine konuşuyor. Mabel karakterinin ilgisiz, soğukkanlı ve çekingen bir yapısı var bunu kabul ediyorum ancak Selena bu karakteristik özellikleri olması gerektiğinden çok daha fazla uygulamış. Selena’nın kişisel hayatı ile ilgili konuşmak istemiyorum ama ben diziyi izlerken sanki Selena rol yapmıyordu, normal hayattaki kişiliğiyle kamera karşısında gibiydi. Çocukken Waverly Büyücüleri’ni bayılarak izleyen birisiydim, Selena da benim için hep sempatik bir oyuncu olmuştur. Bu dizide o kadar donuktu ki şaşkınlıkla izledim, ben onu bu şekilde hatırlamak istemiyorum. Hem çok fotojenik hem de harika bir ses tonuna sahip o yüzden kendini bu şekilde kapalı tutmaması gerekiyor. Diziyle eş zamanlı olarak çekimleri süren yeni bir filmi var orada da bu şekilde oynadıysa benim için büyük bir hayal kırıklığı olacak. Umudum ilerleyen bölümlerde repliklerinin artması, oyunculuğunun da eskisi gibi etkili olması yönünde.

Only Murders in the Building: Komşu Komşunun Dedektifliğine Muhtaçtır

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap