Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri Guillermo Del Toro’s Cabinet of Curiosities: Korkunun Del Toro Hali

Guillermo Del Toro’s Cabinet of Curiosities: Korkunun Del Toro Hali

Yazar: Senanur Pehlivan

Guillermo Del Toro’s Cabinet of Curiosities: Korkunun Del Toro Hali

25 Ekim tarihinde Netflix’te yayına giren Del Toro’nun yaratıcılığını yaptığı antoloji dizisi. Her bölümünü farklı bir yönetmenin yaptığı korku severler için çekilen dizi beklentiye göre izleyicisini sevindirebilir de üzebilir de.

Dizinin bölümlerini tek tek değerlendirmek daha doğru olsa da genel olarak baktığımızda istediğimiz kadar güçlü bir yapım göremiyoruz. Aslında atmosfer oluşturmada her bölüm neredeyse başarılı sayılabilirken olay örgülerindeki zayıflıklar sebebiyle tatminsiz hikâyeler oluşmuş. Bazı bölümler 1 saate kendilerini anlatabilmek için fazla detay ve fazla olay barındırırken bunların açıklamasını bize yapmadan ilerliyorlar. Aslında hikâyeler için oluşturulan konseptler ilgi çekici olsa da hikâye bütünlüğü açısından bölümler eksi puan alıyorlar.

Tüm bölümlerde görüntüler ve çekimler yapım ekibinin profesyonelliğini sorgulatmayacak şekilde çok iyi. Oyunculuklar da genel olarak çok iyi. Ses ve müziklerin ise çoğu bölüm için başarılı olduğunu söylemeliyim.

İlk bölümlerin biraz daha zayıf olduğunu düşündüğüm dizinin son bölümlerinde seyir zevkinin daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Hikâyelerdeki eksikliklere ve gereksiz detaylara rağmen dizi kesinlikle şans verilebilecek yapımlardan. Ayrıca Del Toro yapımlarının hayranı olanlar korku öğesi olarak oluşturulan varlıkları seveceklerdir.

Del Toro’nun her bölüm başında yaptığı konuşmalar çok hoş bir fikir olsa da yeteri kadar çarpıcı bulamadım. Ancak yönetmene ve hikâyeye saygı göstermek için güzel bir sunum tekniği olduğunu belirtmek gerek.

Sırasıyla bölümleri inceleyecek olursak:

Depo 36 (Lot 36)

Başrolünde Tim Blake Nelson’nun olduğu bölümün yönetmenliğini Pan’ın Labirenti’nin görüntü yönetmenliğini yapmış olan Guillermo Navarro yapıyor. Senaryoyu yazanlardan biri ise Guillermo del Toro.

Bu bölüme Nick (Tim) hayatını terk edilmiş depolardaki gizemli eşyaları satarak geçiren biri olarak karşımıza çıkıyor. Depo 36’da bulduğu gizemli eşyalar arasında mistik sanat kitaplarını bulmasıyla olaylar gelişiyor.

Bölümde kitapların varlığı ve ortaya çıkan canavarın abartılmasından sonra son sahnelerde her şeyin 2 dakika içinde bitmesi izleyende hayal kırıklığı oluşturuyor. Ayrıca yaşlı amcanın depoya oynaya zıplaya girmesinin amacı gibi detaylar çok havada kalmış. Kıssadan hisse yapılmaya çalışılması da ölümle burun buruna gelmiş biri için duruma uygun olmamış. Bölümde ırkçılığa yapılan göndermelerle ise hikâye ile bağ kurulmaya çalışılmış ancak başarısız olmuş.

Bölüme puanım 6/10.

Mezarlık Fareleri (Graveyard Rats)

Klostrofobiyi çoşturan bölümün yönetmenliğini Küp filminden tanıdığımız Vincenzo Natali yapıyor.

Mezar bekçisi ve aynı zamanda mezar hırsızı olan Masson’nın mezarlığı basan farelere savaş açmasını anlatıyor. Farelerin cesetleri çalmasıyla birlikte kaybettiği mücevherlerin aç gözlüğüyle fare yuvasına dalış yapan karakterimiz beklenmedik olaylarla karşılaşıyor.

Müzikal bir yapıma dönecekmiş gibi çekilen bölümde yönetmenin kafası karışmış gibi olsa da fare yuvasındaki sahneler bize anlık olarak istediğimiz heyecanı ve gerginliği verebiliyor. Cevaplanmayan soruları kalsa da atmosferin bize aktarabilmesi ile birinci bölümden daha iyi bir iş olarak karşımıza çıkıyor. Ancak birinci bölümdeki gibi gereksiz detayların verilmesi bölümün çok kısa olması sebebiyle işleri daha da mantıksızlaştırıyor. Bu sebeple fare yuvası sahneleri dışında bölümün elle tutulur bir yanı yok.

Bölüme puanım 6/10.

Otopsi (The Autopsy)

Yönetmenliğini David Prior’ın yaptığı bölümde Amadeus’tan tanıdığımız Murray Abraham oynuyor.

Adli tıp uzmanı olan Carl (Murray) madende yaşanan bir kaza sonucu ölenlere otopsi yapmak üzere şerif arkadaşı tarafından çağrılıyor. Otopside cesetlerden daha fazlasıyla karşılaşan Carl’ın ölümle burun buruna gelmesi anlatılıyor.

Heyecanı canlandırma konusunda yavaş kalan yapım meraklarımızı tam olarak dindiremese sahnelerin gücü sayesinde başarılı bir bölüm olarak adlandırılabilir. Ayrıca bölüm güzel bir final ile bitiyor.

Bölüme puanım 7/10.

Dış Güzellik ( The Outside)

Yönetmenliğini ödüllü film A Girls Walk Home Alone At Night yönetmeni olan Ana Lily Amirpour yaptığı bölümün başrolünde Kate Micucci ve Dan Stevens yer alıyor.

Baş karakterimiz Stacey kendini beğenmeyen ve bu sebeple çekimser davranarak toplumdan dışlanan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kendisini çok güzel bulan ve değişmesini istemeyen kocasına rağmen iş arkadaşları gibi olabilmek ve kabul görebilmek için değişmek istiyor. Televizyondaki bir adamın ona değişim için kullanması gereken kremi övmesiyle birlikte cildine aşırı derecede zarar veren kremi sürmeye devam etmesiyle olaylar gelişiyor.

Bölümde Stacey’e seslenen kişinin Dan Stevens’ı olması verilen en doğru kararlardan biri olmuş. Ayrıca Kate Miccuci’de mükemmel oynuyor. Ancak bölümün başarı kılmak için oyunculuklar yetmiyor.

En trajikomik bölümlerden biri olan The Outside kendisini değiştirme yolunda kaybettiklerini gösteriyor. Ancak mantıksız aksiyonların alınması ile fikrin güzel işlenemiyor.

Filmin başında evden gelen sesler ile kremi kullanmaya başladıktan sonra televizyonunun kendine seslenmesi arasında bir ilişkinin varlığı bize açıklanamayan diğer detaylardan biri olarak kalıyor maalesef. Bölüm dili sert ve komikken eksiklikleri bol olan bir yapım olmuş. Ayrıca Stacey’nin cildinde oluşan kızarıklara rağmen kremi kullanmasına devam etmesi ile birlikte beni en çok rahatsız eden bölüm oldu.

Bölüme puanım 6/10.

Pickman’s Model

H.P. Lovecraft’ın öyküsünden uyarlanan senaryolu bölümü Keith Thomas yönetiyor. Yayınlanan ilk 5 bölüm arasında en güçlü hikayeye sahip olan bölümün başrolünde Ben Barnes yer alıyor.

Ressam olan Will (Eric) okula yeni gelen ve garip bir kilişiği olan Pickman ile tanışır. Pickman’nin şiddet dolu resimlerini gördükten sonra kısa süreliğine korkunç hayaller görmeye başlar. Ne olduğunu anlamlandıramayan Will, Pickman’in kasabayı terk etmesi üzerine olayları arkasında bırakır. Aradan yıllar geçtikten sonra Pickman’nın kasabaya geri dönmesi ve Will’in resimleri tekrar görmesi üzerine hayalleri tekrar nükseder. Pickman’nın resimlerini insanların görmesini engellemeye çalışır.

Bölümün giriş ve gelişme kısımlarını zayıf bulsam da sonuç kısmında gösterilen delilik öğelerin şiddetini yansıtıyor. Ayrıca konu olarak ilginç ve çarpıcı olsa da bağlantısız korku öğelerinin sebepsiz yere sahnelerde gösterilmesi gibi anlatımı zayıflaştıran bir sürü durumu barındırıyor.

Bölüme puanım 6/10.

Cadı Evi Düşleri (Dreams in the Witch House)

İmdb’de dizinin en düşük puanlı olan bölümü Dream in Witch House H.P. Lovecraft’ın öyküsünden uyarlanan diğer bir bölüm. Bölümün yönetmenliğini Twihligt’tan tanıdığımız Catherine Hardwicke yapıyor. Başrolde ise Harry Potter serisinin yıldızlarından Rupert Grint yer alıyor.

Bölümde ikiz kız kardeşinin ölümüne tanıklık eden Walter’ın kardeşinin ruhunun bir yerlerde kapana kısılmış olduğunu düşünerek onu geri getirmek için gösterdiği mücadeleyi anlatılıyor.

Bölüm anlık gerginliği ve korku öğelerini başta iyi bir şekilde aktarırken varlıkların sonrasında ciddiyetini kaybetmesi ile birlikte etkilerini azaltıyor. Ancak yine de hikâye, oyunculuk ve sahnelerin güzelliğiyle sürükleyici bir atmosferi yakalayabiliyor.

Bölüme puanım 6/10.

Gösterim (The Viewing)

Yönetmenliğini Mandy filminden tanıdığımız Panos Cosmatos yaptığı bölümün başrollerinde ünlü oyuncu Sofia Boutella ve Peter Weller yer alıyor. Bu bölüm seride günümüzde geçen tek bölüm olma özelliğini taşıyor.

Milyoner biri hayran olduğu sanatçı ve bilim insanlarına hayatlarının deneyimini yaşayacaklarını söyleyerek bir araya topluyor. Deneyim esnasında yaşanan beklenmedik gelişmeler ile konukların ve ev sahiplerinin hayatları tehlikeye giriyor.

Bu bölüm mistik ve gizemli atmosferini neredeyse baştan sona kadar korumayı başarıyor. Görüntü ve sesler oluşturulan atmosferin en büyük destekçisi oluyor. Her ne kadar izledikten sonra unutulsa da seyir zevki yüksek olan bir bölüm olduğunu söylemeliyim.

Bölüme puanım 7/10.

Kuş Sürüleri (The Murmuring)

Yönetmenliğini 2014 yapımı Babadok filminden tanıdığımız Jennifer Kent’in yaptığı bölümün başrollerinde The Walking Dead’in Rick Grimes’i Andrew Scott ve yine Babadook’tan tanıdığımız Essie Davis yer alıyor.

Kuş bilimcisi olan Bradley çiftinin (Andrew ve Essie) gözlem yapmak için gittikleri bir adada kaldıkları evde kadının hayaletleri görmesiyle olaylar başlıyor. Hayaletlerin daha önce evde yaşayanların olduğunu çözen kadın geride kalan boşlukları da tamamlaya çalışmasını anlatıyor.

Bölüm başrolün huzursuzluğunun bize geçmesi ile birlikte atmosfer olarak başarıyı yakalıyor. Ayrıca kuş sürülerinin davranışlarını inceleyen bilim insanlarını anlatmasından kaynaklı olacak ki görsellik açısından en doyurucu sahnelere sahip bölüm olmuş. Korku filmi olmasına rağmen mavi rengin ağırlığı ve kuş sürüleri sebebiyle huzur veren sinematografi oluşturulmuş.

Korku öğelerinin korkunç olmaması ve korkudan çok dramatik noktalara değinmesi ile birlikte bölüm aslında seriye çok uygun gözükmüyor. Mantıksız birkaç noktası da olsa sürükleyici bir bölüm.

Bölüme puanım 7/10.

Guillermo Del Toro’s Cabinet of Curiosities: Korkunun Del Toro Hali

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap