Ana sayfa » Gilmore Girls: Herkesi İmrendiren Anne-Kız (İnceleme)

Gilmore Girls: Herkesi İmrendiren Anne-Kız (İnceleme)

Yazar: Nisa Nur Gönültaş

Gilmore Girls: Herkesi İmrendiren Anne-Kız (İnceleme)

Amy Sherman-Palladino’nun imzası bulunan, başrolleri Lauren Graham (Lorelai Gilmore) ve Alexis Bledel (Rory Gilmore)’in paylaştığı ABD yapımı bir televizyon dizisi. 2000-2007 yılları arasında çekilen dizi 7 sezondan oluşuyor. Gilmore Girls, Emmy Ödülü kazanmış ve çeşitli Altın Küre ödüllerine aday olmuştur. Gilmore Girls’ün ikonik şarkısı “Where You Lead”in söz yazarı Toni Stern, bestecisi ise Carole King’dir.

Zengin ve gösterişli bir aileden gelen Lorelai hiçbir zaman bu duruma ayak uyduramıyor. 16 yaşında hamile kalması ile birlikte ipleri kendi eline alır. Daha bebek olan Rory ile Stars Hollow kasabasına yerleşiyor. Stars Hollow kasabasının seçmece ve hafif kaçık sakinleri eşliğinde arkadaşlık, aile ve hayatı anlatan bir dizi izliyoruz. Lorelai’ın gerçekten şahsına münhasır bir karakter olduğunu söyleyebiliriz; esprileri olsun, takıntıları, totemleri olsun herkesin hayatında olmasını isteyeceği gerçekten özel bir karakter. Kızını da kendi usulüyle yetiştiren Lorelai sayesinde diziyi izlerken sanki anne-kız ilişkisi değil de çok yakın iki arkadaşı izliyormuş gibi hissediyoruz. Yaptığı büyük cesaret gerektiren hamleden sonra Lorelai’ın ailesi ile arası bozulur ve uzun bir süre görüşmezler, ta ki Rory liseye geçene kadar.

Rory çok çalışkan, idealist ve zekidir. Küçüklüğünden beri Harvard’ı hedefleyen Rory için artık okuduğu devlet okulu yetmemeye başlamıştır. Rory’nin çok prestijli bir okul olan Chilton Lisesi’ne başvurmasıyla hikayemiz de başlıyor. Chilton’a gitmek yüksek bir ortalama istediği gibi karşılığında da yüksek bir miktar para istiyor. Bu parayı toplayamayan Lorelai son çare olarak ailesine gider. Ailesi bu teklifi tek bir şartla kabul eder; her cuma ne olursa olsun beraber akşam yemeği yiyeceklerdir. Rory’nin liseye başlamasıyla başlayan serüvenimiz ve Rory’nin üniversite mezuniyetine kadar olan yedi sezonluk bir şaheseri ortaya çıkıyor.

Bölümlerde müzik ve sinemadan alıntı yapılması bu diyalogları daha akıcı ve komik yapmış. Dizide karakter sayısı az olsa da bu karakterlerin nitelikli olması hikayeyi güçlendiriyor; herhangi iki karakter arasında geçen bir diyalog bile aşırı yerinde ve doğru. Bu durum biraz olay akışının gerçekliğini düşürüyor yani karakterlerin çok hızlı, akıcı ve doğru konuşması bu gerçekliği biraz farazi yapıyor fakat böyle karakterler izlemek olayı daha eğlenceli kılıyor.

Aslında dizinin garip yanlarından biri de sanki normal bir insanın hayatını 7/24 izlermiş gibi Lorelai ve Rory’nin hayatını izlememiz. Her gün yaptıkları planlarını, alışkanlıklarını, düzenlerini yani rutinlerini seyrediyoruz ama değişik bir şekilde izlerken hiç sıkıcı gelmiyor. Hatta gözünüzü açıp kapayana kadar 3-4 bölüm bitirmiş olduğumuzu görüyoruz. Dizide oyuncular da karakterleri ile çok uyum içindeler, hiçbiri sırıtmıyor, sanki gerçek kişilikleriymiş gibi hissettiriyor. Zaten dizinin oyuncu kadrosu da bir hayli güzel Kelly Bishop, Melissa McCarthy, Liza Weil, Jared Padalecki gibi dikkat çeken isimler bulunuyor.

Dizinin en sevdiğim yanlarından biri, izlerken kendinizi hikayenin içinde buluyorsunuz ve onlarla birlikte gülüp onlarla birlikte ağlıyorsunuz; bu duyguyu her dizide yakalayamazsınız.

Size dizinin tek bir eksiğini söyleyebilirim o da hayatlarının çok planlı ve güzel olması. İzlerken arada ‘nasıl yani şimdi Luke dükkanını kilitlemeden öylece bırakıp nasıl çıkıyor ya da Lorelai ve Rory bu kadar şeyi nasıl bu kadar kısa zamanda yapıyor’ diyebilirsiniz, haklısınız da. Açıkçası ben onları izlerken şu fikre kapıldım ve bunu hayatıma adapte ettim; nasıl kısa zamanda bir çok iş yapabilirim, yorulmadan ve kendime zaman ayırabilecek şekilde. Bu sadece bana kattıklarından bir tanesi.

Pek çok seyirci yorumu okudum ve çoğunluğun da böyle düşündüğünü gördüm. Herkes farklı bir yönünü yakalamış ama kendilerine katacak, onlarda merak uyandıracak şeyler bulmuşlar. Aslında başta bahsettiğim olayla da uyuşuyor bu, günlük hayatları anlatıldığı için kendi hayatımızdan parçalar ile birleştirmek kolay oluyor. Dizinin finali de üzdüğü kadar sevindirdi. İlk bölümden beri herkesin beklediği çiftimiz Lorelai ve Luke tekrar kavuşurken; Rory’nin yaptığı, kimine göre haklı kimine göre haksız olduğu hamle ile hem Logan’ın hem de bizim kalbimizi kırdığını söyleyebiliriz. Açıkçası ben burada Logan’ın tarafını tutuyorum ve Rory’nin gerçek aşkını kaybettiğini düşünüyorum. Umarım siz de izlerken benim zevk aldığım kadar zevk almışsınızdır.

7 sezonu da bitirenler üzülmesin, Netflix’te şu anki hayatlarından bir yıl izlediğimiz ‘Gilmore Girls: A Year In The Life’ yayınlandı.

Gilmore Girls: Herkesi İmrendiren Anne-Kız (İnceleme)

Nisa Nur Gönültaş’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir

3 Yorumlar

Avatar
Mehtap 19/01/2021 - 22:06

Çok sevdiğim bir diziydi, oldukça keyifli bir inceleme olmuş.Tebrikler.

Yanıtla
Avatar
Serkan Karakaya 19/01/2021 - 22:17

Harika bir inceleme olmuş.. Tebrikler

Yanıtla
Avatar
Umut 19/01/2021 - 22:27

Güzel bir anlatim izlenecekler listesinde 👏

Yanıtla

Yorum Yap