Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleri Boo Bitch: Biraz Disney Nostaljisi Yapalım

Boo Bitch: Biraz Disney Nostaljisi Yapalım

Yazar: Tülay Arslan

Boo Bitch: Biraz Disney Nostaljisi Yapalım

Boo Bitch, beni eski Disney günlerine götürdü desem abartmış olmam. Hani şu Waverly Büyücüleri’ni izlediğimiz günlerden bahsediyorum. Uzun zamandır izlediğim en keyif verici çıtır çerez yapımlardan biriydi, tam bir Disney dizisi enerjisi vardı. Oyuncu seçimleri bence isabetliydi; otuz yaşına merdiven dayamış, mermer gibi pürüzsüz cildi ve ailesinin sınırsız kredi kartıyla krallar gibi yaşayan aşırı sürrealist liselilerden sonra, en azından yüzünde tüy bitmemiş delikanlılar ve estetik merkezinden az önce çıkmış gibi gözükmeyen normal kızlar vardı. Gayet liseli görünüyorlardı anlayacağınız. Bu benim için bir artı.

Dizinin konusuna gelirsek, liseyi suya sabuna dokunmadan, gözlerden uzak bitirmek üzere olan Gia ve Erika mezuniyete iki ay kala arkalarında bir “miras” bile bırakmadan, öylece mezun olacaklarını fark edince paniğe kapılıyorlar. Liseyi kimsenin tanımadığı iki kız olarak bitirmemek için birbirlerini ikna edip kolları sıvıyorlar. Amaçları yaşıtları olan liselilerin dahil olduğu bazı aktivitelerde yer alabilmek. Ancak aniden kızlardan biri ölüyor. Biraz kaderin cilvesi ama hemen üzülmeyin ölen kızımız bir hayalete dönüşüyor. Şimdi buna spoiler diyecek olanlarınız için bir önlem almak istiyorum. Netflixte aynen şu şekilde yazıyor: “Lise son sınıftaki iki yakın dost, fark edilmek için son bir hamle yapar. Ancak içlerinden biri hayalet olunca hâlâ imkânı varken hayatı en iyi şekilde yaşamaya çalışır.” Yani buna spoiler demeyin lütfen sayın okuyucular, filmin senaristi dahil tüm ekip üzülür buna spoiler derseniz. Hikayenin hayalet hikayesi olduğu çok açık ve birinin hayalet olabilmesi için ölmesi gerekiyor. Bunda anlaştıysak, devam ediyorum?

Eh kızımız hazır ölmüşken ve hayalete dönüşmüşken “Aman kaybedecek neyim kaldı canım?” diye gözünü karartıyor ve spoiler diye ağlamamanız için buraya yazamayacağım türlü maceralara atılıyor. Bu da bir kendini tanıma yolculuğuna dönüşüyor.

İzlenir mi? İzlenir. Bence gayet vaadettiği şeyi yerine getiriyor: Size iyi zaman geçirtmek. Çıtır çerez dedim, Disney dizisi gibi dedim. Yani ne bekleyeceğiniz aşağı yukarı belli. Ha diyorsanız ki benim izlediğim dizi beyin yakmalı, bana olmayan adadan kaçış planları yaptırmalı, ekranda gördüğüm bir mahkumun sırtındaki kaçış dövmesini bilmece gibi çözdürmeli, eh o zaman size vaadedecek pek bir şeyi yok. Öyle bir amacı da yok zaten bu mini dizinin. Tipik Amerikan liselilerini, koridor boyunca dizilmiş rengarenk kilitli dolaplarını, dostluk bağlarını falan izleyeceksiniz. Adı üstünde gençlik dizisi.

Böyle dediysem de tatsız tutsuz bir şey değil. Ben izlerken gayet keyif aldım. Çok eğlenceli karakterler vardı. Hikaye kesinlikle akıcıydı. Ortalama 20 dakikalık 8 bölüm su gibi akıp geçti hatta fazla hızlı geçti, bence. Başlarda bunu niye 90 dakikalık film yapmamışlar ki, diye düşündüm ama bölümler ilerledikçe hikaye sıkışmaya başladı. Bazı durum ve oluşumlar diyeyim, çok hızlı gerçekleşti. Hikayenin başında fazla fazla zamanı gereksiz kullanmışlar gibi hissettim. Sıkıntı senaryoda mı yoksa Netflix “Sekiz bölümden bir bölüm fazla olursa yayınlamayız, ona göre!” diye baskı filan mı yapmış da böyle olmuş bilmiyorum artık. Açıklama bekliyoruz senden Netflix.

Sizi izlemeniz için ikna etmem gerekirse Disney günlerinizi yad edebilirsiniz diyip, nostalji kartını masaya bırakıyorum. Ve birkaç saatinizi ayırıp, hiçbir şey düşünmeden eğlenceli bir mini dizi izlemeyi hakettiğiniz hatırlatmasını yaparak, ölümcül ikna vuruşumu yapıyorum! İyi seyirler!

Boo Bitch: Biraz Disney Nostaljisi Yapalım

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap