Anıl Erdem Cevizci: Sahneden Ekrana Uzanan Yolculuk
Madrigal grubunun sevilen solisti Anıl Erdem Cevizci ile müziğin, dijital dünyanın ve elbette sinemanın kesiştiği noktada keyifli bir sohbete imza attık. Son dönemde başlattığı YouTube kanalıyla alıştığımız sınırları yıkarak dinleyicileriyle çok daha filtresiz ve samimi bir bağ kuran Anıl, kamera önündeki bu yeni serüveninin perde arkasını tüm açıklığıyla anlattı. Kariyerine “influencer” kimliğini de ekleyerek yeni nesil bir sanatçı profili çizen başarılı müzisyenle; müzik dünyasındaki hızlı tüketim alışkanlıklarını, üretim süreçlerindeki fırtınalı motivasyonunu ve Madrigal’in merakla beklenen yeni dönem projelerini konuştuk. Ekranom platformunun ruhuna yakışır şekilde, kendisine ilham veren favori film ve dizi önerilerini de bizlerle paylaştığı bu içten röportajla sizleri baş başa bırakıyoruz. Keyifli okumalar!
Youtube’un Başlangıcı
Kübra Karaçar: YouTube sürecini başlatma fikrinin, geçmişte dinlediğin sanatçılarla ilgili merak ettiğin soruların cevaplarını bulamamandan da beslendiğini anlatmıştın. Kendi kanalında izleyicilerin sorularını yanıtlaman ve gündelik hayatından kesitler paylaşman da bu düşünceyle bağlantılı görünüyor. Bu süreci başlatırken nasıl bir alan yaratmayı hayal ediyordun ve şu ana kadar aldığın tepkiler beklentinle örtüştü mü?
Anıl Erdem Cevizci: Aslında hiç aklımda böyle şeyler yokken geçen senenin bir kış günü bir yetenek ajansıyla toplantıda buldum kendimi. Ve bana bir şekilde şu fikri empoze etmeyi başardılar: “Yeni nesil sanatçılar dinleyicisiyle iç içe olmalı, ekstra ultra görünür olmalı; öyle eskiden olduğu gibi ayda yılda bir görebildiğin, röportajını zar zor bulabildiğin sanatçılık devri kapandı!” Sonra da eklediler: “Bunu Türkiye’de başarabilen bir sanatçı yok, varsa da bir elin parmağını geçmez. Seninle sanatçılığının yanına influencer’lık koyarak bir tarih yazabiliriz!”
Benim de açıkçası aklıma çok yattı, gaza da geldim (çünkü ben hemen gaza gelirim). Tam da ufak tefek sağlık sorunlarım sebebiyle konser yapamadığım, hazır projelerimizin kendi kendine planlı programlı şekilde çabasızca ilerlediği, benim de nispeten boş olduğum bir dönemde kamerayla bir şeyler çekmeye başladım. Gelen tepkileri ve etkileşimleri de sevdim, severek de yapmaya başladım yani devamında.
Hatta o kadar sevdim ki bunu bir adım daha öteye, YouTube’a taşımaya karar verdim. Artık uzun videolar da çekiyorum, küçük bir ekip de oluşturmaya başladım. İşin doğrusu bu benim kendimi tek başıma ifade edebileceğim bir alana dönüştü. Video çeken biri olmayı şimdilik çok seviyorum.
Beni takip eden insanlara aslında bilinmeyen yönlerimi gösteriyorum. Grup içi dinamiklerimizi paylaşıyorum. Ufak tefek reklamlar da alıyorum, bir yandan influencer da oldum diyebiliriz yani. Bu sayede bambaşka network’ler de elde ettim. İşleri de gerçekten büyütmek istiyorum. Beni rahatlatan, ferahlatan, takipçilerimle samimiyetimi artıran; zamanı geldiğinde belki şarkılarımızın veya konserlerimizin arka planlarını göstereceğim, işlerimize ve projelerimize de gönülden bağlı insanlardan oluşan bir sistem kurabileceğim bir alan burası.
Kamera Önündeki Anıl

Anıl Erdem Cevizci: Sahneden Ekrana Uzanan Yolculuk
Kübra: Videolarını izlerken daha filtresiz ve doğal bir Anıl’la karşılaşıyoruz. Sosyal medyada çoğu zaman insanların kendilerinin en iyi hâllerini göstermeye çalıştığı bir ortamda, gündelik hayatından bu kadar doğal kesitler paylaşmanı değerli buluyorum. Bu içerikleri üretirken kendinle ilgili neleri paylaşmak istediğine nasıl karar veriyorsun?
Anıl: Açıkçası kendime herhangi bir filtre koymuyorum. Aklıma ne gelirse onu konuşuyorum ve paylaşıyorum. Hatta bu rahatlık bana genel olarak röportajlarda ve başka çekimlerde falan da bir rahatlık sağladı. Eski ödül konuşmalarıma, konuk olduğum programlara bakıyorum; çok rahatsız ve öz güvensiz duruyormuşum. Çünkü aklımda hep “Şunu söylemeyeyim, bu sakıncalı olabilir, bu onu rahatsız eder, bu şu işi bozar.” gibi fikirler vardı. Kendim bir şeyler çekip kendimi izlemeye başladığımdan ve söylediklerim yüzünden olumsuz tepkiler almadığımdan beri -hatta olumsuz tepkileri dahi çok önemsemediğimden beri- kamera önünde çok başka bir konfor hissetmeye başladım. Önceden daha profesyonel ve dikkatli davranmaya çalışırken, şimdi amatör taraflarımın da iyisiyle kötüsüyle paylaşılmaya değer olduğunu düşünüyorum. O yüzden ne var ne yoksa paylaşıyorum. Ha belki biraz alkollü konser dönüşlerini, sigara içtiğim anları veya az da olsa şişko göründüğüm yerleri kesebiliyorumdur.
İzleyiciyle İletişim ve Kişisel Sınırlar
Kübra: İzleyicilerinden gelen sorulara ve yorumlara açık olman, onlarla doğrudan iletişim kurmayı önemsediğini hissettiriyor. Öte yandan sosyal medyada insanların ekran arkasından çok kolay yorum yapabildiği bir dönemdeyiz. İzleyicilerinle bu kadar açık bir iletişim kurmanın zamanla kişisel alanın açısından zorlayıcı olabileceğini düşünüyor musun? Bu konuda kendine koyduğun sınırlar var mı?
Anıl: Bir önceki soruda da söylediğim gibi ben kimseye veya kendime herhangi bir sınır koymuyorum. Sevilmek ya da beğenilmek gibi beklentilerim de galiba kalmadı. Herkesin her şeye yorum yapabildiği bir dünyada ben de her şeye yorum yapabilirim. İşime geleni cevaplayabilirim, işime geleni cevaplamayabilirim, işime geleni söyleyebilirim. İnsanlara ters cevaplar da verebilirim. Özel hayatımı paylaşıyorum evet, ama özel hayatımda da insanlara mesafeler koyabiliyorum. Kişisel alanlarıma istemediğim insanları da sokmayabiliyorum. Bu benim dünyam, benim dünya görüşüm. Elbette beğenmeyenler de oluyor ve olacaktır ama çok da umurumda değil. Sonuçta kimseye bir şey kabul ettirmek zorunda değilim.
Tek bir endişe taşıyabilirim bu konuyla ilgili belki, o da benim sevilmemem veya kötü yorumlar almam Madrigal’i etkiliyor olursa o zaman bir şeyleri daha ciddi düşünebilirim. Çünkü biz orada çok biricik ve çok profesyonel bir iş yapıyoruz. Uzun zamandır büyük emekler harcıyoruz. Bunun benim amatörce çektiğim videolarımdan etkilenmesini istemezdim.
Anıl’ın Müzikal Dünyası

Fotoğraf: Eda Arda
Kübra: Seni Madrigal’in solisti olarak tanıdık; ancak bir müzisyen olarak seni besleyen kaynakları ve müziğe yaklaşımını da merak ediyorum. Yeni müzikler keşfederken ya da kendi üretim sürecinde seni en çok etkileyen sanatçılar, türler veya deneyimler hangileri oluyor? Zaman içinde müzikle kurduğun ilişkide nelerin değiştiğini düşünüyorsun?
Anıl: Spotify’da sevdiğim türlerle alakalı olan listeler keşfediyorum. Oradan sevdiğim şarkıları bulup o sanatçıları inceliyorum bir süre. En çok buradan ilham alıyorum galiba. Yeni ve sevdiğim şeyler dinledikçe üretim isteğim de artıyor. Tame Impala, son albümü Deadbeat, Malcolm Todd, Emir Taha gibi sanatçılar son zamanlarda epey kafamı açtı bu yönden. YouTube’da da takip ettiğim birkaç kanal var, NPR Tiny Desk gibi. Oralardan da ilham alıyorum. Genel olarak “Madrigal müziğini sound olarak nereye evirebiliriz?” düşüncesine kafa yoruyorum galiba. Beni şarkılar ve bestelerle ilgili asıl heyecanlandıran ve ilgilendiren yer burası.
Öte yandan bu video çekme işi; işte videonun başına hook atma, kısa ve yormayacak içerik üretmeye çalışmak, izleyeni heyecanlandırmak gibi yeni dönemde kendimi kaptırdığım durumlar da müzik üretimime ilham olacak galiba. Çünkü şarkı da bir içerik bir yandan da. Dinleyenler aynı insanlar, hepsinin aşağı yukarı ortak bir odak süresi var. Biraz buna göre de beste yapmayı deneyeceğim önümüzdeki dönemde.
Müzikle ilişkim tüm bunların haricinde oldukça fırtınalı. Bazen büyük bir tutku ve heyecan hissederken bazen bilgisayarın başına bile oturmak içimden gelmiyor. Video işi de böyle. Çok çabuk sıkılıyorum ama odaklanınca da aylar boyunca çok heyecanlanıyorum. Ama sanırım hayatını futbola adamış bir Messi ya da ömrünü dine adayıp tüm dünyevi zevklerinden arınmış bir din adamı gibi değil de, bir yandan yaşamın tadını çıkarmaya çalışan, farklı şeyler de deneyimlemeyi seven, aklı biraz havada bir müzisyen olmaya başladım. Eskiden “Efsane olabilir miyim, Freddie Mercury gibi tarihe geçebilir miyim?” diye düşünürken bu dönemde öyle fikirlerden eser kalmadı içimde. Kendimi adadığım dönemlerde hayal kırıklıkları yaşadım sanırım, bazen çok az emekle çok şey aldığım da oldu. Alma verme ilişkisi zor bence sanatsal tarafta. Ben de kendi dengemi bulmaya çalışıyorum şimdilik.
Madrigal’in Dışında Anıl
Kübra: YouTube’da kendi ilgi alanlarını ve gündelik hayatını merkeze alan bir alan açman, müzikal kimliğinin dışında da kendini ifade etme isteğini düşündürüyor. Bu süreci daha çok Madrigal’den bağımsız, kendine ait bir alan yaratmak olarak mı görüyorsun, yoksa ileride bireysel müzikal üretimlerine de uzanabilecek bir başlangıç olarak mı değerlendiriyorsun?
Anıl: Her zaman her şey mümkün. Bir şeyin yalnızca bir hâli değil, her şeyin her hâli güzel olabilir. Neler olacak göreceğiz. Biraz da plansız programsız işlerin yolunda olmasını beklemek lazım.
YouTube’un Geleceği
Kübra: Kanalında soru-cevap videolarından vloglara ve arkadaşlarınla gerçekleştirdiğin eğlenceli içeriklere kadar farklı formatlar denedin. Şu ana kadar üretirken seni en çok heyecanlandıran içerikler hangileri oldu? Önümüzdeki dönemde kanalı nasıl bir noktaya taşımak istiyorsun; izleyicilerinle paylaşmayı düşündüğün yeni fikirler veya denemek istediğin farklı formatlar var mı?
Anıl: Şu anda üç farklı formatta içerik üretiyorum: Cevapla ya da Ye serisi hem sevdiğim insanları tanıtmama vesile oluyor hem de onlarla ilişkilerimi ortaya çıkarıyor. Ve tabii bir yarışma formatı gibi olduğu için doğası gereği hem viral olma potansiyeline sahip hem de kanala yeni takipçi getiriyor. Ben Nereye Siz Oraya, kanala yeni gelen takipçileri hayatıma dâhil ettiğim format. Böylece beni daha yakından takip edebiliyorlar. Aramızda bir bağ oluşuyor, hem de bir dizi gibi iki haftada bir beraber gezmiş oluyoruz. Bazen yurt dışına da çıkıyoruz Japonya gibi. A+ formatımda ise tüm bu aboneleri kafamın içine alıyorum. Benim neyi, ne yönden düşündüğümü anlıyorlar. Burada bazen şarkılarımın ilk demolarını, nasıl beste yaptığımı falan da paylaşıyorum. Gündeme dair şeyler de konuşuyoruz. Bence bu format bağımızı daha da güçlü hâle getiriyor.
Yeni dönemde büyük konserlere ve yeni çıkan şarkılara nasıl hazırlandığımı göstermek istiyorum. Bazen canlı yayınlar açıp beraber beste yapmak istiyorum insanlarla. Başka ünlü YouTuber’larla ortak içerikler atmak istiyorum. Yapabileceklerimin sınırı yok gibi geliyor. Bir gün bir yemek influencer’ıyla bir gün boyunca restoran restoran gezip yemek yiyebilirim, bir gün başka bir müzisyenle stüdyoda vakit geçirebilirim, bir gün birilerinin yarışma formatlarına konuk olabilirim. Hepsine uyum sağlayabilirim gibi geliyor.
Değişen Müzik Dünyasında Üretmek

Fotoğraf: Eda Arda
Kübra: Madrigal’in müzik yapmaya başladığı dönemden bugüne, müziğin dinleyiciye ulaşma biçimi ve dinleme alışkanlıkları da önemli ölçüde değişti. Şarkıların çok hızlı tüketilebildiği ve sürekli yeni üretimlerin beklendiği bir dönemdeyiz. Kariyerinin ilk yıllarıyla bugünü karşılaştırdığında bu değişimin seni bir müzisyen olarak nasıl etkilediğini düşünüyorsun? Üretim sürecinde bu hızın ve sürekli görünür olma beklentisinin etkisini hissediyor musun, yoksa kendi ritmini korumaya mı çalışıyorsun?
Anıl: Bazen üretim hızım beni tedirgin edebiliyor. Hem bir yandan içerik üretmeye başladığım hem de yoğun konser tempomun olduğu bu dönemde her şeye yetişemeyebiliyorum ve bu da aşırı kaygıya sebep oluyor. Neyse ki biz bir grubuz ve diğer arkadaşlarım da üretime katkı sağlamaya başladı.
Öte yandan on beş dakikada şarkı yapıp her ay şarkı yayımlamayla; belki yıllarca klasik hâle gelecek, stadyum marşı olacak şarkı üretmenin aynı şey olmadığını biliyordur diye düşünüyorum dinleyicilerimiz. Bu işte incelikli olmak gerekir, özel emek vermek gerekir bence. Yeri gelir bir kelimeyi günlerce düşünebilirsin. Sadece bende değil, saygı duyduğum müzisyenlerde de böyle hikâyeler var. Bülent Ortaçgil’in bir cümle içine sinmediği için Eylül Akşamı gibi bir şarkısını iki sene çıkarmayıp zaman zaman üzerine düşündüğünü biliyorum. Belki lezzetli bir Whopper menü değilizdir ama maaş günü kız arkadaşınla gitmek isteyeceğin o özel Michelin yıldızlı restoranızdır. Bu durumu böyle algılamayı seviyorum ama hızıma da bir parça daha dokunmak istiyorum.
Madrigal’in Yeni Dönemi
Kübra: Madrigal’in son albümünün ardından farklı cover ve single çalışmaları da geldi. Grubun bugüne kadarki üretim sürecini düşündüğünde, önümüzdeki dönemde müzikal açıdan nasıl bir yol izlemeyi planlıyorsunuz? Dinleyicileri yeni albüm, single ya da başka projeler açısından neler bekliyor?
Anıl: Önümüzde birkaç tane single var nisan ayına kadar. Nisan ayında da çok özel bir konser planlıyoruz; daha önce çıkmadığımız bir mekânda, farklı bir konseptte. Ondan sonra her şey olabilir, çünkü artık biraz daha birikmiş şarkımız olacak. Bir süre düet ve yan proje almamayı planlıyoruz, sanırım biraz Madrigal şarkısı duymak istiyor insanlar. 2028-2029’la beraber de üçüncü albümümüzü yayımlama fikrimiz var. Bakalım hayat bize neler getirecek.
Ekranom’a Özel: Sinema ve Dizi Önerileri

Anıl Erdem Cevizci
Kübra: Müziğin dışında seni besleyen hikâyeleri de merak ediyoruz. Hayatında iz bırakan ve dönüp dönüp izleyebileceğin üç film ile mutlaka izlenmesini önerdiğin bir diziyi bizimle paylaşır mısın? Bu yapımları seçmendeki nedenleri de kısaca anlatabilirsen çok seviniriz.
Anıl: Ben yönetmen ya da oyuncu takip ederim, genelde sevdiğim kişilerin diğer filmlerini izlerim sırayla. İlk aklıma gelenleri söyleyeyim: Fatih Akın filmlerini çok severim, o filmlerden de en sevdiğim sanırım Soul Kitchen. Gastronomi, müzik ve Berlin’e ilgisi olanlar izlemeli. Quentin Tarantino’yu çok severim, ondan da Django diyelim. Yine müzikleriyle de çok tavlayan sürükleyici bir film. Tolga Karaçelik’ten de Sarmaşık diyelim. Oyunculuklarından anlattığı şeylere kadar olağanüstü bir film bence. Dizi olarak da The Office diyeceğim. Modası geçmiyor, her an tekrar tekrar izlenebilir. Ayrıca mockumentary türünü de bu diziyle keşfettim. Peşine aynı türden Trailer Park Boys, Parks and Recreation, Brooklyn 99 gibi dizileri de izledim. Bunları da şiddetle öneririm.
Kübra: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Anıl: Ekranom takipçilerine çok selamlar!