4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği (FEFSAD) çatısı altında mütevazı bir hayalle yola çıkan Fethiye Uluslararası Film Festivali, bu yıl dördüncü edisyonuyla sinemaseverlerle buluşuyor. Büyük bütçeler ve sponsorluklar yerine insan birikimi, kolektif emek ve dayanışmayı merkeze alan festival, yarışmasız modeliyle bağımsız sinemayı rekabetin değil, ortak bir tanıklığın ve düşünce alanının parçası kılmayı sürdürüyor.
4. Fethiye Uluslararası Film Festivali, bu yıl yalnızca küresel ve ulusal ölçekteki bağımsız yapımları izleyiciyle buluşturmakla kalmıyor, odağına aldığı “Taştan Perdeye: Kadyanda” temasıyla kentin bin yıllık arkeolojik hafızasını sinemanın görsel diliyle bir araya getiriyor. Taşrada bağımsız bir festival organize etmenin bürokratik ve lojistik dinamiklerini, festivalin uluslararasılaşma sürecini ve Fethiye’nin kültürel dokusuyla kurduğu bağı Festival Direktörü Canan Tor ile konuştuk.
Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin tohumları FEFSAD bünyesinde atılırken temel motivasyonunuz neydi? Fethiye gibi güçlü bir coğrafi ve kültürel dokuya sahip bir kentte bağımsız bir sinema festivali inşa etme fikri nasıl olgunlaştı?
Aslında festivalin çıkış noktası çok basitti. Fethiye’nin tarihinde bir film festivali yoktu. Biz de FEFSAD olarak kendi aramızda, “Neden Fethiye’de bir film festivali olmasın? Neden bunu biz yapmayalım?” diye düşündük.
Başlangıçta bunun bugünkü kadar büyük bir organizasyona dönüşeceğini elbette öngörmüyorduk. Bir fotoğrafçı dostumuzla konuşurken böyle bir işe girişeceğimizi söylediğimizde bize çok basit ama çok gerçekçi bir soru sordu: “Paranız var mı? Bir fonunuz var mı? Ana sponsorunuz var mı?” Biz de “Yok” dedik. Bize verdiği cevap da çok netti: “O zaman süratle vazgeçin.”
Ama artık biraz geç kalmıştık. Çünkü kararımızı vermiş, işe girişmiştik.
Sonra gerçekten de işin boyutunun bizim tahminimizden çok daha büyük olduğunu gördük. Film seçmekten gösterim haklarına, konukların ulaşım ve konaklamalarından teknik altyapıya, salonlardan tanıtıma, sponsorluklardan bürokratik süreçlere kadar çok fazla başlık vardı. İlk festivalimizi de açıkçası borçla kapattık. Yani romantik bir hikâye anlatmıyorum; gerçekten zor bir başlangıçtı.
Ama bizim önemli bir sermayemiz vardı: insan birikimi.
Ben yaklaşık kırk yıldır Fethiye’de yaşıyorum ve bu süre içinde farklı alanlarda çok geniş bir iletişim ve çalışma ağı oluştu. İnsanları tanımak, kurumların nasıl çalıştığını bilmek, kime ne zaman ulaşabileceğini bilmek, güven ilişkileri kurmuş olmak… Bazen maddi bir kaynağın yerini tutmuyor belki ama böyle bir organizasyonda çok önemli bir güç oluşturuyor.
FEFSAD’ın da yıllar içinde oluşturduğu bir çevre ve güven vardı. Fotoğraf alanından gelen sanatçılar, kurumlar, gönüllüler ve dostlarımız bu süreçte yanımızda oldu. Bir noktadan sonra festivalin asıl sermayesinin sadece para olmadığını gördük. İnsanların zamanını, emeğini, bilgisini ve güvenini ortaya koyması da çok büyük bir kaynak.
Tabii işe girdikten sonra “Boyumuzu aşan bir işe girdik” dediğimiz anlar da oldu. Ama artık vazgeçmek yerine öğrenmeye başladık. İlk festival bize çok şey öğretti. Sonraki yıllarda neyi nasıl yapmamız gerektiğini, nerede zorlandığımızı, hangi alanları güçlendirmemiz gerektiğini deneyimleyerek öğrendik.
Bugün dördüncü festivale gelirken geriye dönüp baktığımda, başlangıçtaki o “Neden biz yapmayalım?” sorusunun aslında bizi buraya kadar getirdiğini düşünüyorum. Belki de bu festivalin en önemli tarafı burada. Büyük bir bütçemiz, hazır bir fonumuz ya da en başından arkamızda büyük bir sponsor yoktu. Bir eksikliği gördük, cesaret ettik ve başladık. Sonra da insanlara güvenerek, emek vererek ve her yıl biraz daha öğrenerek büyüttük.
O yüzden bugün festivalin arkasındaki en büyük sermayenin yalnızca finansal kaynaklar değil, insan birikimi, güven ve dayanışma olduğunu düşünüyorum.

4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Yerel bir inisiyatiften yola çıkarak festivali ‘uluslararası’ bir kimliğe taşımak nasıl bir yolculuktu? Küresel ölçekteki bağımsız yapımları ve sinemacıları Fethiye’ye çekme sürecinde hem küratöryel hem de lojistik açıdan ne tür kırılma noktaları yaşadınız?
Aslında bizim uluslararasılaşmamız uzun yıllara yayılan, çok planlı bir süreç olmadı. İlk iki festivalde bunun temelleri oluştu ama asıl kırılma üçüncü festivalde yaşandı.
İkinci festivalimizde İran’dan kendi imkânlarıyla Fethiye’ye gelen yönetmenlerimiz olmuştu. Bu bizim için çok değerliydi ama uluslararası katılım henüz sınırlıydı. Üçüncü festivale geldiğimizde ise bir anda çok daha farklı bir tablo ortaya çıktı.
Amerika’dan Alabama Eyaleti Fair Hope Film Festivali 10 kısa filmle, Yeni Zelanda’dan Show Me Shorts Film Festivali yine 10 kısa filmle festivalimize destek verdi. İsveç İstanbul Başkonsolosluğu iki film ve görüntü yönetmenleriyle katkı sundu. Yunanistan’dan da konuk yönetmenlerimiz geldi. Ve bu işler yine gönüllülük çerçevesinde işledi. Böylece bir anda hem farklı ülkelerden filmleri hem de o filmlerin yönetmenlerini Fethiye’de ağırladık. Bence asıl önemli kırılma noktası da buydu. Festival artık sadece Fethiye’de yapılan ve yurt dışından birkaç film gösteren bir etkinlik olmaktan çıkıp, farklı ülkelerden festivallerin, kurumların ve sinemacıların dahil olduğu uluslararası bir buluşmaya dönüşmeye başladı.
Küratöryel açıdan da bizim için önemli olan, sırf yabancı film göstermek değildi. Farklı ülkelerden gelen filmlerin festivalin genel programıyla gerçekten bir ilişki kurmasını istedik. Bağımsız sinemayı, kısa filmi, farklı anlatım biçimlerini ve bizim seyircimizin belki daha önce karşılaşmadığı sinema dillerini programa dahil etmeye çalıştık.
Lojistik tarafı ise tabii ki bambaşka bir meseleydi. Bir filmi başka bir ülkeden Fethiye’ye getirmek sadece filmi seçmekten ibaret değil. Gösterim hakları, teknik özellikler, altyazılar, dosya transferleri, ulaşım, konaklama, yönetmenlerin programları gibi pek çok ayrıntıyı aynı anda çözmeniz gerekiyor. Özellikle büyük sinema merkezlerinden uzakta böyle bir organizasyonu yürütmek, bu konularda daha fazla emek ve koordinasyon gerektiriyor. Ama üçüncü festivalde şunu gördük: Fethiye’den de uluslararası bir sinema buluşması yapılabiliyor. Üstelik bunu yalnızca biz söylemiyoruz; farklı ülkelerden festivallerin, konsoloslukların ve yönetmenlerin bize katılması bunun somut bir karşılığı.
Dolayısıyla bizim için uluslararasılaşmak, festivalin üzerine sonradan eklenmiş bir sıfat olmadı. İlişkiler kurdukça, güven oluştukça ve farklı ülkelerden sinemacılarla bir araya geldikçe kendiliğinden gelişen bir süreç oldu. Bugün geldiğimiz noktada hedefimiz de sadece dünyadan filmleri Fethiye’ye getirmek değil. Aynı zamanda Fethiye’yi ve burada üretilen kültürel birikimi dünyaya açabilecek bir festival olmak. Yani bir anlamda dünyayı Fethiye’ye, Fethiye’yi de dünyaya taşımak.
Festival bu yıl dördüncü kez sinemaseverlerle buluşuyor. 4. edisyonu önceki yıllardan ayıran en temel yenilikler nelerdir? Bu yıl izleyiciyi seçkide nasıl bir denge bekliyor?
Bence dördüncü festivali önceki yıllardan ayıran en önemli şey, artık biraz daha tanınmış ve kabul görmüş olmamız. İlk yıllarda kendimizi ve festivali anlatmak, “Biz burada böyle bir festival yapıyoruz” demek zorundaydık. Şimdi ise biraz daha farklı bir noktadayız. Festivalin adı duyuluyor, insanlar ne yaptığımızı biliyor ve bize ulaşan yönetmenler, sinemacılar, kurumlar ve izleyiciler var. Geçen yıl Muğla Valimizin festivalimizin açılışına katılması bizim için önemli bir dönüm noktasıydı. Bu, festivalin kent ve kurumlar açısından da daha fazla kabul gördüğünü hissettirdi. Yine geçen yıl hazırladığımız Yeşilçam sergisi bizim için çok kıymetliydi. Sergi yalnızca festival programının bir parçası olmadı; ulusal basında da yer buldu ve daha geniş bir görünürlük kazandık.
Bir de artık üç festivalin deneyimi var elimizde. İlk festivalde bilmediğimiz, yaşayarak öğrendiğimiz pek çok şeyi şimdi daha iyi biliyoruz. Film seçmekten konuk ağırlamaya, teknik hazırlıklardan program akışına kadar birçok konuda daha tecrübeliyiz. Bu da programın niteliğine ve festivalin bütünlüğüne yansıyor. Fethiye’nin değişen yapısının da bunda önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Fethiye son yıllarda nitelikli göç alan bir kent. Farklı şehirlerden, farklı kültürel çevrelerden gelen insanların burada yaşamaya başlaması, kültür-sanat etkinliklerine olan ilgiyi de artırıyor. Dolayısıyla festivalin izleyici kitlesi de zaman içinde çeşitleniyor.
Bu yıl söyleşilerin ve panellerin sayısı arttı. Yönetmenlerle, sinema yazarlarıyla, sinema emekçileriyle izleyicinin doğrudan karşılaşmasını önemsiyoruz. Bu yıl tanınmış yönetmenlerin de festivale gelmeye niyetli olması bizim açımızdan önemli bir gelişme. Bunun, festivalin artık daha fazla tanınmaya başladığının bir göstergesi olduğunu düşünüyorum. Seçki açısından da daha dengeli bir yapı kurmaya çalıştık. Ulusal ve uluslararası uzun ve kısa filmler, bağımsız yapımlar ve farklı sinema dilleri bir arada. Bizim için filmin iyi bir hikâye anlatması, özgün bir sinema dili olması ve izleyicide bir karşılık yaratması önemli.
Dolayısıyla dördüncü edisyonun en önemli yeniliği, festivalin artık kendi kimliğini biraz daha bulmuş olması. İlk yıllarda “Bir film festivali yapabilir miyiz?” diye düşünüyorduk. Şimdi ise “Bu festivali nasıl daha nitelikli, daha kalıcı ve Fethiye’nin kültür hayatının bir parçası haline getirebiliriz?” diye düşünüyoruz. Sanırım dördüncü festivalle birlikte biraz da bu eşiği geçmiş oluyoruz.

4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Dördüncü yıl, bir festivalin kurumsallaşması ve gelenekleşmesi adına kritik bir eşiktir. Önümüzdeki yıllar için Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin önüne koyduğu temel hedefler ve büyüme stratejisi nedir?
Dördüncü yıl bizim için gerçekten önemli bir eşik. Çünkü artık festivalin sadece bir etkinlik olarak değil, Fethiye’nin kültür ve sanat hayatının kalıcı bir parçası olarak düşünülmesi gerektiğine inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde en temel hedefimiz, festivalin kurumsal yapısını güçlendirmek ve sürdürülebilirliğini sağlamak. Çünkü bir festivali her yıl yeniden, büyük ölçüde kişisel çabalarla ayakta tutmaya çalışmak uzun vadede mümkün değil.
Bunun yanında festivalin uluslararası kimliğini de daha fazla güçlendirmek hedeflerimiz arasında. Farklı ülkelerden sinemacıların yalnızca filmlerini değil, kendilerini de Fethiye’ye getirebildiğimiz; yönetmenlerin, yapımcıların, sinema yazarlarının ve genç sinemacıların bir araya gelebildiği daha güçlü bir uluslararası buluşma noktası oluşturmak istiyoruz. Ama bizim için büyümenin bir sınırı ve bir anlamı var. Daha fazla etkinlik yapmak ya da daha fazla film göstermek tek başına başarı ölçümüz değil. Festivalin Fethiye ile kurduğu bağın güçlenmesi bizim için çok daha önemli.
Özellikle çocukları ve gençleri festivalin geleceğinin merkezine koymak istiyoruz. Okullarla yapılacak çalışmalar, sinema atölyeleri, gençlerin kendi filmlerini üretebilecekleri alanlar ve festival sürecine aktif olarak katılabilecekleri projeler geliştirmek istiyoruz. Çünkü bugün bir çocuğun festivalde izlediği bir film, yarın onun sinemacı, izleyici ya da sanat üreticisi olmasının başlangıcı olabilir. Bir başka hedefimiz de festivalin sadece yılda dört gün yaşayan bir organizasyon olmaktan çıkması. Yıl boyunca devam eden gösterimler, atölyeler, söyleşiler ve sinema buluşmalarıyla Fethiye’de sürekli bir sinema kültürü oluşturmak istiyoruz.
Dolayısıyla bizim büyüme stratejimiz aslında “daha büyük bir festival” olmaktan çok, daha köklü ve daha kalıcı bir festival olmak. Fethiye’nin sadece festival zamanında değil, yıl boyunca sinemanın konuşulduğu, üretildiği ve paylaşıldığı bir kent olmasını istiyoruz. Uzun vadede hedefimiz, Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin Türkiye’de bağımsız sinema alanında kendine özgü bir yeri olan ve uluslararası sinema çevrelerinin de takip ettiği bir festival haline gelmesi. Ve bunu yaparken festivalin çıkış noktasını, yani bağımsızlığını, gönüllülüğünü ve Fethiye ile kurduğu güçlü bağı kaybetmemek bizim için en önemli mesele.
Bu yıl festivalin odak noktalarından biri “Taştan Perdeye: Kadyanda” teması. Festival mekânları ile Fethiye’nin antik ve kültürel mirası arasındaki bu doğrudan bağı kurarken amacınız neydi? Coğrafi hafıza ile sinemasal anlatı festivalde nasıl kesişiyor?
“Taştan Perdeye: Kadyanda” bu yıl bizim için çok özel bir çalışma. Çünkü festival afişlerinde her yıl Fethiye ve çevresindeki bir Likya kentinin öne çıkan sembollerini görünür kılmayı hedefliyoruz. Bu yıl ise Kadyanda’yı seçtik. Kadyanda bizim için yalnızca geçmişten kalan bir antik kent değil. Orada artık yeni bir dönem başlıyor; kazı çalışmaları başladı ve kent yeniden araştırılıyor. Bu nedenle Kadyanda’nın hikâyesi aslında sadece geçmişe ait değil, bugün de devam eden bir hikâye. Bizi heyecanlandıran taraflarından biri de bu.
Festival kapsamında Kadyanda’yı izleyicimize doğrudan tanıtmak istiyoruz. Bu nedenle Kadyanda kazı başkanımız Prof. Dr. Fatih Onur’un anlatımıyla kenti gezeceğiz. Onun bilimsel bilgisi ve sahadaki çalışmaları eşliğinde Kadyanda’yı yerinde görmek, oradaki yapıları ve yeni başlayan kazı çalışmalarını anlamak bizim için çok önemli. Bunu sinemayla yan yana getirmemizin nedeni de aslında çok doğal. Sinema bir anlamda hafızayı kaydeden bir sanat. Arkeoloji de geçmişin izlerini ortaya çıkararak o hafızayı yeniden kuruyor. Birinde kamera aracılığıyla, diğerinde kazı ve araştırma aracılığıyla geçmişe bakıyoruz. Biz festival olarak bu iki alan arasında bir karşılaşma yaratmak istiyoruz. İzleyici önce Kadyanda’nın taşlarına, tiyatrosuna, yollarına ve tarihine bakacak; ardından sinemanın görüntüleriyle başka coğrafyaların ve başka insanların hikâyelerine tanıklık edecek.
Ayrıca her yıl başka bir Likya kentini afişimizde öne çıkararak, Fethiye’nin sahip olduğu bu büyük kültürel mirası adım adım görünür kılmak istiyoruz. Bu yıl Kadyanda ile başlıyoruz. Belki yıllar içinde bu afişler aynı zamanda bölgenin Likya kentlerini anlatan görsel bir arşive de dönüşecek. Benim için en güzel tarafı ise şu: Biz Kadyanda’yı sadece geçmişin bir anısı olarak göstermiyoruz. Kazıların başlamasıyla birlikte yeniden keşfedilen, yeni bilgiler üreten ve hikâyesi bugün de yazılmaya devam eden bir kent olarak ele alıyoruz. “Taştan Perdeye” de tam olarak buradan geliyor. Taştaki hafızadan, bugünün görüntüsüne; arkeolojiden sinemaya uzanan bir yolculuk.

4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Türkiye’deki pek çok festival ödül ve yarışma mekanizması üzerinden konumlanırken, Fethiye Uluslararası Film Festivali daha çok gösterim, dayanışma ve ortak izleme pratiklerine odaklanan bir alan açıyor. Bu yarışmasız model tercihinin arkasındaki düşünsel zemin nedir?
Biz festivali kurarken sinemayı öncelikle bir yarışma alanı olarak düşünmedik. Elbette ödüller ve yarışmalar sinema dünyasında önemli bir yere sahip. Ancak bizim kurmak istediğimiz festivalin çıkış noktası biraz farklıydı. Özellikle bağımsız sinemacıların filmlerini görünür kılabilecekleri, seyirciyle buluşabilecekleri ve filmleri üzerine konuşabilecekleri bir alan yaratmak istedik. Çünkü bir filmin yapılması zaten başlı başına büyük bir emek. Bazen o filmin bir ödül alıp almamasından daha önemli olan şey, doğru seyirciyle karşılaşabilmesi. Yarışma olduğunda ister istemez bir sıralama ve kazanan-kaybeden ilişkisi oluşuyor. Biz ise filmleri birbirleriyle yarıştırmak yerine, onların kendi hikâyelerini anlatabilecekleri bir alan açmayı tercih ettik. Bir filmin değerini yalnızca bir jüri kararına bağlamak istemiyoruz.
Bu aynı zamanda bizim dayanışma anlayışımızla da ilgili. Özellikle bağımsız sinemanın üretim koşullarının zor olduğu bir dönemde, sinemacıların birbirleriyle rekabet etmekten çok birbirlerini destekleyebilecekleri alanlara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bir de izleyici açısından bakıyoruz. Seyircinin salona girerken “Bu film bana ne anlatacak?” diye düşünmesini istiyoruz. Filmi izledikten sonra yönetmenle konuşabilmesi, başka bir izleyicinin farklı bir yorumunu duyabilmesi ve kendi düşüncesini oluşturabilmesi bizim için çok daha kıymetli.
Dolayısıyla yarışmasız olmak bizim için bir eksiklik değil; bilinçli bir tercih. Biz filmleri birbirleriyle yarıştırmak yerine, filmlerle insanlar arasında bir bağ kurmayı tercih ediyoruz. Festivalin gösterim, söyleşi, atölye ve ortak izleme pratiğine ağırlık vermesinin nedeni de bu. Birlikte film izlemek, aslında birlikte düşünmenin ve birlikte konuşmanın bir biçimi. Biz Fethiye’de tam da böyle bir sinema kültürü oluşturmak istiyoruz.
Festival programında konuşmacı olarak yer aldığınız “Aşk, Emek ve Bürokrasi: Bir Film Festivali Yapmanın Perde Arkası” başlıklı bir panel yer alıyor. Metropol merkezlerinin dışında, taşrada uluslararası bir festival organize etmenin bürokratik, kurumsal ve finansal zorlukları neler? Bir festival direktörü olarak masanın öte tarafında en çok hangi dinamiklerle mücadele ediyorsunuz?
“Aşk, Emek ve Bürokrasi: Bir Film Festivali Yapmanın Perde Arkası” başlıklı panelde festivalin görünmeyen tarafını konuşacağız. Panelin moderatörlüğünü Hayri Çölaşan üstleniyor. Ben de festivalin kuruluşundan bugüne içinde olan biri olarak, özellikle Fethiye gibi bir tatil beldesinde uluslararası bir festival yapmanın deneyimini paylaşacağım. Dışarıdan baktığınızda festival birkaç gün süren bir etkinlik gibi görünüyor. Oysa o birkaç günün arkasında aylar süren, çoğu zaman da görünmeyen çok ciddi bir emek var. Film seçmek, yönetmenlerle iletişim kurmak, gösterim izinlerini ve telifleri çözmek, konukların ulaşım ve konaklamalarını organize etmek, salonları ve teknik altyapıyı hazırlamak, gönüllüleri bir araya getirmek, tanıtım yapmak… Bunların her biri ayrı bir çalışma alanı.
Bunlara bir de bürokratik süreçler ekleniyor. Farklı kurumlarla yazışmalar, izinler, resmi süreçler, sponsorluk görüşmeleri ve bütçe meseleleri festival organizasyonunun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Özellikle bağımsız bir yapı olarak hareket ettiğinizde, sınırlı kaynaklarla çok fazla şeyi aynı anda çözmek zorunda kalıyorsunuz.
Festival direktörü olarak belki de en zorlandığım konu, aynı anda çok farklı alanları yönetmek. Bir tarafta film programı ve sanat yönetimiyle ilgilenirken diğer tarafta bütçe, resmi yazışmalar, konaklama, ulaşım, teknik ihtiyaçlar ya da gönüllü organizasyonu gibi tamamen farklı meselelerle ilgilenmeniz gerekiyor. Ama bütün bunların yanında bir de çok güçlü bir gönüllülük ve dayanışma duygusu var. FEFSAD ve festival büyük ölçüde insanların zamanını, emeğini ve inancını ortaya koymasıyla büyüyor. Bu nedenle festivalin arkasındaki en önemli güçlerden birinin gönüllüler olduğunu düşünüyorum.
Panelin başlığındaki üç kelime aslında bu süreci çok iyi anlatıyor: Aşk, emek ve bürokrasi. Aşk olmadan bu kadar büyük bir yükün altına girmezsiniz. Emek olmadan festival gerçekleşmez. Bürokrasiyle baş etmeyi öğrenmeden de bütün bunları sürdüremezsiniz. Ve bütün bu süreçlerin sonunda salonda ışıklar kapanıp film başladığında, seyircinin filmi izlediği o birkaç saat bütün o görünmeyen emeğin karşılığını veriyor. Bence bağımsız festival yapmanın en güzel tarafı da bu: Bir kentin kültürel hayatına kendi emeğinizle yeni bir alan açabilmek.

4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Festivalin dördüncü yılına gelirken Fethiye yerel halkının, esnafın ve yerel kurumların festivale yaklaşımı zaman içinde nasıl evrildi? Dışarıdan gelen sinemaseverler ile yerel izleyici profilini buluşturma noktasında festival nasıl bir kültürel köprü işlevi görüyor?
Açıkçası henüz Fethiye’de festival turizmi yarattığımızı söyleyebileceğimiz bir noktada değiliz. Bunun için zamana ihtiyacımız var. Dördüncü festivalimizi yapıyoruz ama hâlâ festivalin Fethiye’nin bile tamamı tarafından bilindiğini ve sahiplenildiğini söylemek için erken. Fakat ben bunun zaman içinde değişeceğine inanıyorum. Çünkü böyle bir festivalin bir kentin hayatına yerleşmesi birkaç yılda gerçekleşmiyor. Önce insanlar festivalin gerçekten yapıldığını, devam ettiğini ve her yıl biraz daha büyüdüğünü görmeli. Sonra yavaş yavaş “Bu bizim festivalimiz” demeye başlamalı.
Özellikle esnafın ve yerel kurumların zaman içinde festivali daha fazla sahiplenmesini çok önemsiyorum. Çünkü festivalin Fethiye’ye katkısı sadece sinema izlemekten ibaret değil. Biz kış başlarken, turizm sezonu büyük ölçüde sona ermişken ilçede bir hareket yaratmak istiyoruz. Fethiye’ye dışarıdan sinemaseverlerin, yönetmenlerin, sanatçıların gelmesi; konaklaması, yemek yemesi, alışveriş yapması ve kentte zaman geçirmesi elbette zaman içinde yerel ekonomiye de katkı sağlayabilir. Ama bunun kendiliğinden ve hemen olmasını beklemiyoruz. Önce festivali büyütmemiz, tanınırlığını artırmamız ve Fethiye’de daha güçlü bir aidiyet oluşturmamız gerekiyor.
Dışarıdan gelen sinemaseverlerle yerel izleyiciyi buluşturmak ise festivalin bizim için en önemli taraflarından biri. Aynı salonda Fethiyeli bir izleyiciyle başka bir şehirden ya da başka bir ülkeden gelen bir sinemaseverin yan yana oturması, bir filmden sonra yönetmenle aynı sohbetin içinde bulunması aslında başlı başına bir kültürel karşılaşma. Biz bu karşılaşmaların çoğalmasını istiyoruz. Fethiye’ye dışarıdan insan gelsin ama sadece film izleyip dönmesin; kenti tanısın, insanlarla tanışsın, burada bir kültürel hayat olduğunu görsün. Fethiyeli izleyici de dünyanın ve Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen sinemacılarla doğrudan karşılaşabilsin.
Dolayısıyla festivalin bir kültürel köprü olma potansiyeline inanıyorum. Ama bunun kurulması zaman alacak. Bizim şu anda yaptığımız şey biraz da o köprünün temellerini atmak. Hedefimiz zaman içinde “Festival zamanı Fethiye’de ne olacak?” diye insanların merak ettiği, esnafın ve kurumların sahiplendiği, kışın başında kente hareket getiren bir kültür etkinliği haline gelmek. Bunun için sabırlı olmamız gerektiğini biliyoruz. Dört yıl bunun için çok uzun bir süre değil. Daha yolun başındayız.

4. Fethiye Uluslararası Film Festivali: Festival Direktörü Canan Tor ile Röportaj
Son olarak, 4. Fethiye Uluslararası Film Festivali vesilesiyle hem Fethiye’deki yerel izleyicilere hem de festival için kente gelecek tüm sinemaseverlere iletmek istediğiniz bir çağrı ya da mesaj var mı?
Benim hem Fethiye’de yaşayanlara hem de festival için Fethiye’ye gelecek bütün sinemaseverlere çağrım çok basit: Gelin, bu festivali birlikte yaşayalım. Çünkü festival sadece bizim hazırladığımız bir program değil. Film izlemek, bir yönetmenle tanışmak, bir söyleşiye katılmak, bir atölyede bulunmak, hiç tanımadığınız biriyle aynı film üzerine konuşmak… Bunların hepsi festivalin bir parçası.
Fethiye’de yaşayanlara özellikle şunu söylemek istiyorum: Festival sizin için burada. Programda kendinize yakın bir film bulacağınızı, belki daha önce hiç karşılaşmadığınız bir sinema diliyle tanışacağınızı düşünüyorum. Ama en önemlisi, bu festivalin zaman içinde Fethiye’nin kendi kültürünün bir parçası haline gelmesi için sizin katılımınız çok önemli.
Fethiye dışından gelecek sinemaseverlere de “Sadece film izlemeye gelmeyin” demek isterim. Fethiye’yi görün, sokaklarında dolaşın, insanlarıyla tanışın, Likya’nın izlerini sürün. Kadyanda’yı görün. Çünkü bu festivalin filmler kadar güçlü bir başka tarafı da yapıldığı coğrafya. Biz dünyadan filmleri Fethiye’ye getirirken, Fethiye’yi de dünyanın farklı yerlerinden gelen insanlarla buluşturmak istiyoruz.
Dördüncü yılında, festivalin artık hepimizin ortak emeğiyle büyüyen bir buluşma olduğuna inanıyorum. O nedenle herkesi salonlara, söyleşilere, atölyelere, açık hava gösterimlerine; kısacası festivalin bütün karşılaşmalarına davet ediyorum.
Birlikte film izleyelim, birlikte konuşalım, birbirimizin hikâyelerine kulak verelim.
Çünkü sinema yalnızca perdeye yansıyan görüntülerden ibaret değil. Sinema, insanları aynı karanlıkta bir araya getirip birbirlerine bakmalarını sağlayan çok güçlü bir alan. Ve biz Fethiye’de tam da böyle bir alan yaratmak istiyoruz. 4. Fethiye Uluslararası Film Festivali’nde buluşalım. EKRANOM Ailesine teşekkür ederiz.