Us: Kötü İkizimiz Bir Yerde Bizi Bekliyor mu?
Her gün aynaya bakıyoruz. Peki gerçekten kendimizi gördüğümüzden emin miyiz?
Dünyanın herhangi bir yerinde, bizlerle aynı yüze ve bedene sahip fakat bizim yaşayamadığımız hayatı yaşamış başka biri olsaydı ne olurdu? Veya tam tersini düşünürsek, yaşadıklarımızı yaşamayanlar var mı? Daha da kötüsü, o kişi bizi yıllardır tanıyor ama biz onun varlığından habersizsek?
Jordan Peele, 2019 yılında Us filmini tam da söz konusu rahatsız edici ihtimalin üzerine kurdu. Ancak filmin asıl korkusu, bize benzeyen insanların kırmızı tulumlarla evimize girmeye çalışmasında değil, onların bize ne kadar benzediğini fark ettiğimiz anda ortaya çıkar.
Film, “Ya kötü ikizimiz bir yerde bizi bekliyorsa?” sorusunun hemen ardından çok daha fazla rahatsız edici bir soru soruyor: Kötü olanın ikizimiz olduğundan nasıl emin olabiliriz? Ya asıl kötü olan bizsek?

Kötü İkizimiz Bir Yerde Bizi Bekliyor mu?
Aynı Yüz, İki Farklı Hayat
Wilson ailesi Santa Cruz’a geldiklerinde her şey olağan hâlinde, sıradan şekilde ilerlemektedir. Ta ki evlerinin önünde el ele tutuşan dört yabancı belirene kadar. Bu yabancıların en korkunç yanı aslında gerçek yabancılar olmamalarıdır; Wilson ailesinin birebir kopyalarıdır.
Adelaide’ın karşısında Red, Gabe’in karşısında Abraham, Zora’nın karşısında Umbrae, Jason’ın karşısında Pluto vardır. Filmin senaryosunda aslında klasik “doppelgänger anxiety”, yani kişinin kendisinin birebir benzeri olan başka bir “ben”le karşılaşma fikrinin yarattığı tekinsizlik ve korku kavramı kullanılır. Çünkü bu kopyalama fikri, insanın gerçekte benzersiz olmasının verdiği duyguyu tehdit eder. Basit düşünelim, birisi bizim yüzümüzü, hareketlerimizi ve hayatlarımızın bir kopya biçimini taşıyabilir. Peki gerçekten bizim yerimize geçebilir mi?
Film boyunca buna direkt “evet” diyemeyiz. Bunun sebebi zaten çoktan yerimize geçmiş olmasıdır.

Kötü İkizimiz Bir Yerde Bizi Bekliyor mu?
Finalde Adelaide ile Red’in çocukken bir yeraltı dünyasında yer değiştirdiğini öğreniriz. Bu yeraltı dünyası, sahilin daha ıssız bir bölümünde bulunan yürüyen merdivenin altında başlayan, aynalarla çevrili geçitler ve tünellerden oluşan karanlık bir alandır. Burada yaşayan Tethered’lar, yani “Bağlılar”, yeryüzündeki insanların kopyaları olan ve onlarla görünmez bir bağ üzerinden bağlantılı yaşayan ikizlerdir. Adelaide’ın hayatı, küçük yaşta burada kendi kopyasıyla karşılaşması ve onun tarafından yeraltında bırakılmasıyla tamamen değişir.
Hayatı boyunca Adelaide olarak tanıdığımız kişi başlangıçta Tethered olan çocuktur; yeraltında kalan Red ise gerçek Adelaide’dır. Burada anlıyoruz ki plot twist, yani ters köşe, aslında hem birinin yerine geçme hem de hayat çalmanın üzerine kurulu bir intikam hikâyesidir. Gerçek insan, yıllarca hapsolmuş, onun yerine geçen “the uncanny double”, yani tekinsiz ikizin peşine düşmüştür. Hem de onun ailesinin kopyalarıyla.
“Gerçeklik nedir?” diye sorduğumuzda aslında her şeyi daha karmaşık hâle getirmiş oluruz. Yıllarca Adelaide olarak yaşamış, evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş, hatta her durumda ailesini korumuş biri Adelaide değil midir aslında?
Kimliğimiz biyolojik kökenimiz mi, anılarımız mı, zihnimizin sahibi mi, yoksa yaşadığımız hayatı belirleyen gerçeklik mi? En sonunda, gerçekleri öğrendiğimizde bile Adelaide’a duyduğumuz yakınlık tamamen kaybolmayabilir. Bunun sebebi, film boyunca onun sevgisini ve ailesi için verdiği mücadeleyi benimsememizdir.
Yeraltında Bıraktığımız İnsan
Tethered karakterleri, yukarıda yaşayanların rahatlığı ile aşağıda yaşayanların yoksunluğu üzerinden Amerikan toplumunun sınıfsal yapısının bir metaforu olarak okunabilir. Filmin isminin Us olması, aynı zamanda “U.S.”, “United States”in kısaltması olması elbette ki tesadüf değildir. Fakat bütün bunlar daha kişisel bir şeyle de beslenir: bastırılmış benlik. Hareketlerin ve tepkilerin gecikmeli veya birebir bozulmuş şekilde tekrar etmesi, yukarıda birisi koşarken yeraltında birisinin aynı şekilde “koşmaya çalışması” gibi.

Kötü İkizimiz Bir Yerde Bizi Bekliyor mu?
Her yaptığımız hareketin, duygularımızın ve tepkilerimizin yeraltında bir yerlerde eş zamanlı olarak taklit edildiğini düşünün. Bir olaya çok üzüldünüz, ağlıyorsunuz; peki sadece siz mi? Çok mutlusunuz, dans ediyorsunuz; sadece siz mi dans ediyorsunuz? Elinizi yaktınız; sadece sizin mi canınız yandı? Burada yalnızca hislerden değil, ciddi, fiziksel ve gerçekçi tepkilerden bahsediyoruz.
Red yıllarca Adelaide’ın sahip olduğu hayatın karanlık ve çarpıtılmış bir kopyasını yaşar. Adelaide sevilirken, evlenirken ve dünyayı deneyimlerken Red aşağıda onu izler. Bu nedenle Red yalnızca intikam isteyen bir düşman değildir; başka birinin yaşadığı hayatın aslında kendisine ait olduğuna inanan biridir. Bu düşünce aslında bu noktada gerçek hayata da bir bakış atmamızı sağlar. Hepimizin başkalarına göstermediği tarafları vardır. Ailemizin yanında başka, iş hayatında başka, yalnızken başka birine dönüşebiliriz.
İşte bu yüzden asıl soru “Ben kimim?” değil, “Benden başka var mı ve hangisi gerçekten benim?” sorusudur.
Bizler ve Diğer Bizler
Dünyanın başka bir köşesinde yüzümüzü taşıyan ve hayatımızı izleyen karanlık bir ikizimiz yok. Fakat başka türden ikizlerimiz var: olmayı reddettiğimiz insanlar, geride bıraktığımız benlikler. Bu yüzden Us yalnızca tekinsiz kopyalarımız hakkında bir korku filmi değildir. Sadece bize aynaya biraz daha uzun süre bakmamızı söyler.
Çünkü bazen insanı korkutan şey yabancı bir yüz görmek değil, tam tersine, kendisine fazlasıyla benzeyen bir yüz görmektir. Kötü ikizimiz dünyanın bir köşesinde bizi beklemiyor. Belki de bütün bu zaman boyunca bizimle yaşıyor.