The Art of Sarah: Sarah Kim?
13 Şubat’ta Netflix’te yayınlanan The Art of Sarah, Sarah Kim adındaki varlığı meçhul bir kadının gizemli kayboluşunu anlatıyor.
Daha önce suç türünde Extracurricular ve My Name gibi dizilerin de yönetmenliğini yapan Kim Jin-min, The Art of Sarah’da da suç, gizem ve psikolojik gerilim türünü anlatmayı tercih ediyor.
Önceki dizilerine baktığımızda onlarda da hikâyeyi psikolojik bir temanın üzerine kurduğunu görüyoruz. Bu dizideki etkisine de bakacak olursak Sarah’nın büründüğü ruh hâllerini, zekâsını insanlar üzerinde nasıl bir güç olarak kullandığını ilmek ilmek işlediğini söyleyebiliriz.
The Art of Sarah’nın İkinci Kez Buluşan Oyuncuları: Shin Hye-sun & Lee Joon-hyuk
The Art of Sarah, Shin Hye-sun (Sarah Kim) ve Lee Joon-hyuk’u (Park Mu-gyeong) ikinci kez aynı projede buluşturuyor. İlk olarak 2017’de Stranger dizisinde birlikte rol alan bu ikili, başarılı performanslarıyla bu kez başrol olarak karşımıza çıkıyor. Shin Hye-sun’un canlandırdığı Sarah karakteri asıl başrolümüz. Bütün hikâye onun gizemi üzerine kuruluyor. Park Mu-gyeong ise dizi boyunca onun gizemini çözmeye çalışan dedektif olarak yer alıyor.

The Art of Sarah (2026): Sarah (Shin Hae-sun)
Sarah Kim’in Gizemi Ne?
Onun gizemini çözmek için öncelikle onu anlamanız gerekiyor. Ben de karakteri bu şekilde anlatmayı tercih etmelerinden dolayı sizlerle ilk olarak yaşananları paylaşmak istiyorum.
Bir çukurda ölü bulunan kadın cesedinin Sarah Kim olduğu düşünülerek bir soruşturma açılıyor. Bu sayede günümüzden geçmişe doğru açılan pencerelerle Sarah’nın hayatıyla adım adım tanışmaya başlıyoruz. Başarılı ve zengin bir iş kadını olarak karşımıza çıkan Sarah Kim gerçekten de göründüğü gibi mi?
Ölen kişi hakkında araştırma yapmaya başlayan dedektif Park Mu-gyeong, Sarah’nın yakın çevresiyle iletişime geçiyor. Onun hakkında anlatılan gerçeklerin aslında bir perde olduğunu, gerçekte pek de sevilmediğini öğreniyor. Yaşananlara tanık oldukça Sarah’nın bir dolandırıcı olduğunu düşünebilirsiniz. Dedektif de öyle düşünmüştü. Ama Sarah, dedektifin bu teorisini “Eğer dolandırıldığına dair şikâyetçi kimse yoksa buna dolandırıcılık diyebilir miyiz?” diyerek yok saymıştı.

The Art of Sarah (2026)
The Art of Sarah’ın İki Yüzü
Bana göre dizinin aydınlık ve karanlık olmak üzere iki yüzü var. İlki, aydınlık olan ilk 4 bölümlük kısım. Aydınlık dediğime bakmayın, karanlığın içindeki aydınlıktan bahsediyorum. Çünkü Sarah hiçbir zaman o ışıltının aydınlık tarafı olamadı ancak onun hayatının aydınlık bir tarafı vardı.
İşte bu kısma oldukça gösterişli bir hava hâkim olsa da ışıl ışıl bir hayat, pahalı çantalara sahip olmak, statü olarak yukarıdakilere yakın olmak gibi lüks dertler gösterilse de bir de burada Sarah’nın tehlikeli, hırslı yanıyla tanışıyoruz. Hatta acaba bir dolandırıcılık hikâyesi mi anlatılıyor, yoksa alınmak istenen bir intikam mı var diye de sorabilirsiniz. Belki de onu seven birisinin ağzından bir hikâye dinlemediğimiz için biz seyirciler de bu bölümde Sarah ile değil onun mağdurlarıyla daha büyük bir empati içine giriyoruz. Bu kısımda Sarah’yı kimin öldürdüğünün bulunmasından çok Sarah karakterini anlamak, gerçek amacı neydi bunu öğrenmek isteyerek takip ediyoruz diziyi.
Ancak işin gerçek karanlık tarafına geçtiğimizde Sarah’nın geçmişine daha da tanık oldukça yaşanacakların çok daha büyük bir planın parçası olduğunu anlamaya başlıyoruz. Parlak renkler sönüyor, şaşaalı hayat duruyor, fondaki müziğin gerilimi artıyor. Bizlere dizinin içerisinde kurduğu sahte hayatı da gösteriyor, gerçeklerle de yüzleştiriyor. “Hangisi daha iyi, siz seçin” der gibi anlatıyor hikâyesini.
The Art of Sarah’nın Akıcılığı Nasıldı?
Kore dizilerinde olaylar diğerlerine göre biraz daha yavaş geçiyor bence. Bunu göz önünde bulundurarak değerlendirecek olursam dizinin ortalarında konuyu tekrara düşürüp bana göre fazla detay ekleyerek akıcılığını zayıflatıyorlar. Sarah’nın geçmişine baktığımızda bu kadar fazla kimlik değiştirmesi bir noktadan sonra sıkıcı gelmeye başlıyor. Birden fazla geçmiş anlatılmaya ve birbiriyle bağlanmaya başlandığında dedektif gibi ekran başındaki bizler de “Sarah şimdi hangisi?” sorusunu sormaya başlıyoruz. Bu kafa karıştırıcılık neyse ki çok uzun sürmüyor ve Sarah ortaya çıkıp dedektifin onu yakalamasına izin veriyor. Benim diziden en zevk aldığım kısım burada başlıyor.

The Art of Sarah (2026): Park Mu-gyeong (Lee Jun-hyuk)
Sarah Kim’in Sorgusu
Dedektifin ne kadar zeki olduğunu bilerek onun sorgulamasını istiyor. Çünkü kurduğu plana ancak onun kadar zeki birisi karşılık verebilir. Her şey Sarah’nın istediği gibi ilerliyor. Hatta “Şimdi hata yaptı galiba” dediğimiz anlar bile son derece planlanmış bir söylem olarak ileriki sahnelerde karşımıza çıkıyor. Dedektif gibi bizler de Sarah’nın bir adım önüne geçtiğimizi düşündüğümüz anlarda Sarah bizden hep iki adım önde oluyor.
Dizinin senaristi Chu Song-yeon sorgu sahnelerindeki diyalogları öyle bir kurmuş, yönetmen Kim Jin-min de o diyalogları satranç oynar gibi seyirciye öyle bir sunuyor ki dizinin sonuna yaklaştıkça “Kim kazanacak?” heyecanına kapılıyoruz. Bu gösteri benim için dizinin en başarılı bulduğum yeri oluyor.

The Art of Sarah (2026): Sarah Kim (Shin Hae-sun)
Gelelim Sarah Gerçekte Kimdi Sorusuna… (mini spoiler’lı alan)
Gerçek ismini hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Ama zaten sahip olduğu sahte isimleri o kadar çok ki tüm yaşananlardan sonra gerçek kimliğinin bir önemi kalıyor mu? Sanmıyorum. Sarah Kim, gerçek bir kişi olmanın ötesinde bir fikir olarak var olmuş bir karakter bence. İstediği gibi bir hayata sahip olamamış birinin rüyasında gibiydik. O zamana kadar sahip olamadığı tüm imkânları mümkün kılmaya inançlı biriydi o. Dedektiften istediği tek şey önyargısız bir şekilde anlaşılmaktı. Şimdi dizi bittikten sonra anlıyorum ki bizden de aynısını istiyor. Kabul görmek için yapıyor tüm bunları. Varlığının bir kıymeti olsun istiyor. Belki başlarda sebeplerini bilmiyorduk ama bölümler ilerledikçe eylemleri için gereken motivasyonun nereden geldiğini anlayabiliyoruz. Hâlâ daha hak vermiyorum ama anlıyorum.
The Art of Sarah ile ilgili son cümlelerim
“Gerçekler tıpkı ışık gibi bizi kör eder; öte yandan yalanlar güzel bir gün batımı gibi her şeyi güzelleştirir. Tabii yakalanana kadar.”
Dizi, Sarah’nın bu cümleleriyle başlamıştı. Kendine kurduğu ışıltılı(!) hayatında gerçeklerle yalanlar iç içe geçerken tam da söylediği gibi oluyor. Yaşanan bütün olaylar Sarah’nın yarattığı gerçeklikle sahtelik arasında dolanıyor ve bir gün gerçekler açığa çıktığında geriye adından bile şüphe ettiğimiz Sarah kalıyor. Eğer sizler de suç, gizem, biraz da gerilim olsun; sabırlıyım, gerçeklerin ortaya çıkmasını beklerim diyorsanız The Art of Sarah’a bir bakın derim. Şimdiden iyi seyirler…