Anasayfa İncelemelerTiyatro İncelemeleriKibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Yazar: Elif Betül Yaşar
Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü
Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Geçen hafta izlediğim ve hayatın tüm karmaşıklığı arasında bir gülme molası vermemizi sağlayan Kibarlık Budalası, 2025 yılı itibarıyla oyun hazırlık sürecine girmiş ve dönem sonu oyunu olarak Tiyatro Yaşayan ekibi tarafından sahnelenmişti. Araya giren bir yaz dönemi sonrasında benim şahsen izlemeye yeni fırsatım olmuşken, üzerine de biraz konuşalım istiyorum.

Bildiğimiz üzere Molière bir güldürü ustası, Yaşayan Tiyatro ise bu güldürüyü zamansal bir farkla günümüz potasında eritmiş. Tek perdelik oyun, oyuncuların uyarlamasıyla tam anlamıyla şenleniyor. Canımızı sıkan durumlara artık nasıl da gülebilir hale geliyoruz, değil mi? Kibarlık Budalası oyunu dönemin karşıtlığını yansıtırken, Yaşayan Tiyatro ekibi ise kendi dönemimizin karşıtlığını taşımış. Tam bir sistem karşıtı, bir başkaldırı. Fakat fark şu ki: gülüyoruz. “İzahı olmayan şeyin mizahı olur.” derlermiş, aynı öyle. Yaşantımızla ve sistem içerisindeki duruşumuzla alay ediyoruz bir nevi.

Molière’in Kibarlık Budalası oyunu, kendini beğenmişlik duygusunu güldürü unsurlarıyla veren bir oyun. Molière, insanlara ders vermek ister gibi bizi yeniden işliyor, anlatıyor ve yine bizi güldürüyor oyununda. Saraylı halkın yaşantısını, kibrini, beğenmişliğini ve şatafatını eleştiriyor. Bunu yaparken de her birimizin aslında birbirimize ne kadar benzediğimizi ve etkilediğimizi gözler önüne seriyor. Gülerek farkında oluyoruz, trajik olana karşı çıkıyoruz. Toplumsal düzenin ve sistemin bizi nasıl etkilediğini gözümüze sokuyor Molière. Ve evet, biz ise sadece okurken, izlerken görüyor ve sadece eğleniyoruz, değil mi? Trajik olanı alıyor, sindiriyor ve gülüyoruz.

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Kibarlık Budalası oyununda gerçeklerimizi yansıtan karakter Mösyö Jourdain; burjuva, saraylı olmuş. İtibar meraklısı ve bunu da parasıyla satın alan bir Mösyö Jourdain. Kendisinin bir sürü öğretmeni var: müzik, dans, felsefe ve kılıç öğretmeni. Mösyö Jourdain onları parasıyla oynatıyor, öyle değil mi? Kendi aralarındaki diyaloglar ne kadar komik ve biz seyirciler olarak buna gülüyoruz. Oysa toplumun çıplak bir biçimde sergilenen düşünce yapısını görüyoruz: egoyu, itibarı, onaylatma ihtiyacını, ilgiyi…

Oyunun dekorlarından kostümüne, uyarlamasından ses ve müziklerine kadar tüm süreci ekip yürütüyor. Bu anlamda da aslında çok özel bir iş çıkarmış oluyorlar. Çünkü sürecin tamamı ilmek ilmek işlenmiş ve büyük bir emeğin parçaları. Bunu sahnedeki kostüm ve dekorlardan da gayet net anlayabiliyoruz. Ekip, kendi ruhunu katmış. Özellikle terzinin kostümü çok iyi tasarlanmıştı: beyaz kumaşın üzerinden dolanan mavi şeritler ve Mösyö Jourdain için tasarladığı çiçekli kıyafetten artan parçadan kendisine de pay çıkarması… Bu parçayı kostümün hangi kısmında göreceğimiz önemliydi. Terzi bu parçayı fular gibi boynuna bağlamıştı. Oyunun kendine has tarafları tam anlamıyla bu ince ayrıntılarda gizli.

Yaşayan Tiyatro, en başta bahsettiğim gibi Kibarlık Budalası oyununu günümüze taşımış ve kendi çağımızın bir uyarlaması hâline getirmiş. Sahnede gördüklerimiz aslında bizi yansıtıyordu. Evet, Kibarlık Budalası yaşıyordu!

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Mösyö Jourdain’in konuşma tarzı, üslubu, duruşu; onun o hafif saftirik hâli… İtibar için yalnızca denileni yapması, sorgulamaması ve bunu yaparken de bizim ona gülebilmemiz gerçekten iyiydi. Bu noktada, oyunun “Yaşayan Tiyatro farkı” diyebileceğimiz kısımlar tam olarak burada. Aynı terzinin kostümünde olduğu gibi, Mösyö Jourdain’in dans öğretmeninin öğrettiği dans figürünü göstermesi ve kullanılan müzikler günümüze taşınan izlerin bir bütününü oluşturuyordu. “Mamamuşa” adlı bir karakterin oluşturulmuş olması ve bu karakterin büyütülmesi, ardından bunun için kısa bir nakarat yazılması — hepsi Yaşayan Tiyatro’yu “Yaşayan Tiyatro” yapan parçalar. Mösyö Jourdain’in “Mamamuşa” olduğu sahnede, ışıkların yerleşimi seyircinin sahneden kopmasına ve yeni bir sahneye geçmesini sağladı. Orada yaşananlar da aynı oyunda olduğu gibi bizim de kafamızın içinde kaldı.

Oyunun tek perdeden oluşması ve sona hızlı ulaşması, açıkça iyi bir bitiriş sağlamış. Son kısım çok memnun etmese de oyuncular da seyirci de yorulmuştu o vakte kadar. Beğenmediğim kısımdan bahsedecek olursam, Nicole’ün aşığının “Mamamuşa” fikrini anlatması kısmı biraz uzundu. Seyirci bu kısmı çoktan anlamıştı. Belki de ışıklandırmanın konumu ve seviyesi nedeniyle algımızın kayması buna sebep olmuş olabilir.

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Sonuç olarak Kibarlık Budalası’nı bir de Yaşayan Tiyatro’dan izlemenizi öneririm. Bir sonraki oyunlar 9 ve 21 Kasım’da Art Corner Sahne’de sergilenecek. Gideceklere şimdiden iyi seyirler dilerim.

Kibarlık Budalası: Molière Oyununa Sesli Güldürü

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...