Final Destination Bloodlines: Ölüme Meydan Okumak
Son Final Destination filminin üzerinden 14 yıl geçti, ancak Final Destination: Bloodlines seriye yeniden hız kazandırmak için bütün vahşetiyle geri dönüyor. İlk başta HBO Max’te yayınlanması planlanan filmin daha sonra Warner Bros. Pictures tarafından sinemalarda yayınlanacağı açıklanmıştı. Ortak yönetmenler Zach Lipovsky ve Adam B. Stein, 2000’lerin popüler korku serisini, ölümün nesiller boyu derinlere gittiğini öğrendiğimiz altıncı bölüm için yeniden canlandırıyor.
Yazarlar Guy Busick ve Lori Evans Taylor ile yönetmenler Zach Lipovsky ve Adam Stein, ilk filmden 25 yıl sonra bile izleyicilerin bir Final Destination filminden tam olarak ne beklediklerini biliyorlar; gerilim, bol miktarda kan, ikonik bir açılış sahnesi ve karakterleri öldürmek için çılgınca yöntemler, ne azı ne de fazlası.
Final Destination 5 (2011)‘den sonra Final Destination film serisinin yeni girişi Bloodlines‘da, Kaitlyn Santa Juana, 1968’de ölümcül bir kazayı önlemiş olan büyükannesinden vizyonlarını miras alan bir üniversite öğrencisini canlandırırken filmin yardımcı oyuncu kadrosunda Teo Briones, Rya Kihlstedt, Richard Harmon, Anna Lore, Tinpo Lee, Brec Bassinger ve Tony Todd yer alıyor. Serinin en yüksek bütçesine (50 milyon dolar) sahip Final Destination: Bloodlines seriye yeni bir bakış açısı getiriyor. Bu kez ‘ölüm’ planlarına göre asla var olmaması gereken bir aileyi takip edecek.

Final Destination: Bloodlines, serideki diğer tüm girişler gibi korkunç bir felaketle gerilimi başlatıyor.1960’ların sonunda Iris (Brec Bassinger) adında genç bir kadın, erkek arkadaşı tarafından Skyview kulesinde evlenme teklifi almak üzeredir, fakat Iris’in etrafı uğursuz işaretlerle çevrilidir. Iris ve sevgilisi Paul (Max Lloyd-Jones) sarsıntılı bir asansöre binip kulenin tepesindeki restorana doğru ilerlerken büyük bir olay onları beklemektedir. Şımarık bir çocuğun dilek çeşmesinden çaldığı ve sonra kulenin tepesinden aşağıya fırlattığı bir madenî para ölüm rutinini başlatırken, öngörüye davet edilen Iris herkesin gelecekteki ölümünün vizyonuyla sarsılır. Iris o gün birçok hayat kurtarırken bu da filmin ilk ters köşesini yapmasına yol açacaktır.
Bu olayı filmin asıl kahramanı üniversite öğrencisi Stefani Reyes’in (Kaitlyn Santa Juana) başına gelen bir kâbus olarak deneyimliyoruz. Stefani, bu korkunç rüyaları neden sürekli görmeye devam ettiğini araştırırken, Iris’in uzun zamandır kayıp olan büyükannesi olduğunu ve bu felaketi önsezileri sayesinde önlediğini keşfeder. Üniversiteden ayrılıp muhteşem akademik kariyerini mahveden Stefani’nin boşanmış ebeveynleri, ailesinin sorunlu geçmişini araştırmasını engellemeye çalışsa da Stefani, herkesten uzaklaşmış büyükannesini bulduğunda, ölümün sadece felaketten kurtulan insanları değil, onların asla var olmaması gereken ailelerini de yıllar boyunca takip edip öldürdüğünü öğrenir.
Geçen uzun zaman içinde ‘ölüm’, Iris’in kurtardığı birçok kişi için sırayla gelmiştir. Bunun üzerine Stefani, genç kardeşi Charlie (Teo Briones) ve kuzenleri Erik (Richard Harmon), Julia (Anna Lore) ve Bobby (Owen Patrick Joyner) dahil olmak üzere sırada kendi aile üyelerinin olduğunu fark edeceklerdir. Stefani’nin büyükannesinin bu korkunç teorilerinden bazılarının doğru olduğunu keşfetmesi çok uzun sürmeyecektir. Bir araya gelen genç aile bireyleri Ölüm’le savaşmak üzere yola çıkarlar. Ancak Stefani, ölümün tahmin ettiğinden çok daha karmaşık çalıştığını fark edecek bu da onu ölümcül olaylar zincirini durdurmak için sert önlemler almaya zorlayacaktır.

Final Destination serisinde herkesin hem fikir olduğu şey yaratıcı öldürme sahneleri ve açılış sahnelerinin vurucu olmasıdır. Bloodlines bu formülü bozmadan devam ettiriyor ve şunu söyleyebilirim ki bu filmin açılış sahnesi belki de serideki en iyi açılış sahnesi olmuş. Daha önceki filmlerde uçak kazası, lunapark treni kazası, yarış pisti yangını ve büyük bir köprü yıkılışı gibi olayları görmüştük.
Bu sefer Skyview adlı lüks bir gökdelenin tepesinde bulunan restoranın yıkımını harika bir çekim açısı ve müzik eşliğinde izliyoruz. Yönetmenler sahneye girebilecek olayların ve nesnelerin o kadar çok yakın çekimine geçiyorlar ki, tıpkı domino taşı gibi dizilmiş bu sahnelerin nereye gittiğine dair ipuçlarını görebiliyor ve duyabiliyorsunuz. Aynı zamanda çalan The Isley Brothers‘ın ‘Shout’ şarkısı eşliğinde bu sıraladıkları taşlar düşmeye başladığında film hem kaçınılmaz hem de şaşırtıcı bir doruk noktasına ulaşıyor.

Her devam filminde genel temada çok fazla değişiklik olmadı. Sadece karakterleri öldürmenin daha da yaratıcı ve mide bulandırıcı yolları vardı. Final Destination Bloodlines, serinin hayranlarının her zaman beklediği bu klasik unsuları sunuyor fakat artı olarak evrene çok fazla şey katmıyor. Ölümler demişken Final Destination filmlerinin kötü adamı ‘ölüm’ günlük hayatın tuvaliyle çalıştığı için film yaratıcı öldürme çeşitleri için yeni mekanlar buluyor. Bunların arasında dövme salonu, MR makinesi, çöp kamyonu ve korkunç bir şekilde ters giden aile pikniği bulunuyor. Bir an önce ölmelerini dilediğiniz basmakalıp karakterler yerine, hikâyenin merkezinde bir aile görmek güzel bir değişiklik olmuş çünkü akrabalar arasındaki karmaşık dinamikler, yakında hepsinin ölümle karşılaşacağı fikrine ağırlık katıyor.
Belirli ölümlerin özellikle yıkıcı hissettirdiği bazı anlar bulunsa da film sürekli bir şekilde bunu devam ettiremiyor. Evet, ölümler önceki yapımlara kıyasla daha kişisel hissettirse de, destekleyici kadronun çoğunluğunu oluşturan Stefani’nin ailesi, ölüm hakkında ciddi monologlar yapacak tipler değiller bu yüzden de yer yer sırıtabiliyor.
Neredeyse hiçbir oyuncu senaryonun melodramatik diyaloglarına yardımcı olmuyor. Bunların dışında Stefani’nin de karakterizasyonu oldukça zayıf kalmış. Ana karakter Stefani rolündeki Kaitlyn Santa Juana film boyunca gerçekçi bir etki yaratmak için şaşkınlık ifadesini yüzünden hiç düşürmeyerek, en çok hayal kırıklığı yaratan performanslardan birini sergiliyor ve Bloodlines’ı duygusal olarak taşıyamıyor. Stefani ve Charlie hariç, Bloodlines’da ki karakterler aptalca ve beklenmedik şekillerde öldürülmenin dışında pek bir şey yapmıyorlar. Tabii bu zaten beklenen bir şey ne diyebilirim. Yine de rollerin birkaçı daha iyi oynayabilselerdi en azından daha inandırıcı bir dayanak noktası olabilirdi.
Film için seçilen isimsiz genç oyuncu kadrosu doğru bir karar olmamış. Sadece Stefani’nin kuzeni Erik rolünde Richard Harmon mimikleri ve karizmasıyla tek başına filmin başarısız görünen oyunculuk performansını ve genel atmosferini bir üst seviyeye taşımaya çalışıyor. Tony Todd için ise aşağıda ayrı bir paragraf açacağım. Filmin en iyi yazılmış sahnesiydi.

Elbette bir Final Destination filmine karakter gelişimi için gelmiyoruz, hayatın içinden bazı korkunç ölüm yöntemlerini görmek için izliyoruz. Bu açıdan Bloodlines‘da bunları fazlasıyla sunuyor zaten. Buna rağmen diğer filmler kadar rahatsız edici ölümler bulunduğunu düşünmüyorum.
Final Destination Bloodlines tıpkı dördüncü film gibi bazı absürt ölüm sahnelerini içeriyor. MR makinesinde eğilip bükülenlerden, otomat makinesinden fırlayan tellere ve umursamaz bir çöp kamyonu sürücüsünün sağına soluna bakmadan kulaklıkla son sesle müzik dinlemesine kadar acayip olaylar var. Yönetmenler yaşam ve ölüm bahislerine biraz eğlence katarak dehşet ve mizah arasında denge kurmaya çalışmışlar. Ayrıca filmin en büyük kusurlarından birisi de bütün bu kanlı kargaşanın çok azının pratik efektlerle hayata geçirilmiş olması. Film, görsel efektleri fazla kullandığı için, serinin geri kalanıyla karşılaştırıldığında ölüm sahneleri yapay duruyor.
Şimdi yukarı da bahsettiğim paragrafı burada başlatıyorum. Serinin maskotu William Bludworth’u canlandıran merhum Tony Todd, kanserden ölümünden altı ay sonra burada son oyunculuk performansını sergiliyor. Kasvetli bir figür olan William Bludworth’un arka plan hikâyesi ve Ölüm konusunda nasıl bu kadar uzman olduğuna dair oldukça tatmin edici bir açıklama sunulmuş. Oldukça zayıflamış ve açıkça hasta olduğu görünen Tony Todd bu hayata veda etmeden önce tam bir profesyonel olarak herkes için ilham verici, dokunaklı bir konuşma yapıyor. Todd sete geldiğinde fazla vaktinin kalmadığını biliyordu ama yine de tüm bunları kucaklarcasına, ölümün gerçekliğini sanatı için kullanıyor ve ekrandaki temsiline bağlayarak derinleştiriyor. Büyük bir performans ve usta dokunuşu.
Yönetmenlerin oyuncu kadrosuna hak ettikleri saygıyı göstermelerini görmek her zaman güzeldir; Stein ve Lipovsky, korku efsanesine saygı gösterirken bu sektöre bıraktığı mirasını ödüllendiren bir sahneyle sona ermesini mükemmel bir şekilde sağlamışlar. Sonuç; sadece karakter ve onu canlandıran aktör için değerli bir veda değil, aynı zamanda ölmekte olduğunu bilen ve son film görünümünü yıllar boyunca akılda kalacak bir performans haline getirmeye karar veren bir aktör tarafından oynanan en iyi sahnelerden biri olmuş.

Final Destination Bloodlines, dokunaklı bir şey sunmasa da serideki diğer filmlerin eksik kaldığı bazı ufak katmanları tamamlamaya çalışıyor. Bloodlines seriyi yeniden canlandırırken, bize yeni bir Final Destination filminden beklediğimiz her şeyi veriyor ama bundan daha fazlası da olabilirdi. Önceki girişler kadar dengesini korusa da günün sonunda bu daha önce izlediğimiz klasik bir Final Destination filmi. Daha iyi karakter gelişimi ve evren hakkında yeni sürprizler güzel olabilirdi. Her şeye rağmen film eski hayranları memnun etmekle kalmazken, aynı zamanda bu seriyi keşfetmeleri için tamamen yeni bir izleyici kitlesini arkasına alacak bir geri dönüş yapmış.
1 Yorum:
Beklenen inceleme geldi. Eline sağlık Berk hocam.