Ana sayfa » The Falcon and The Winter Soldier: Yavaş Tempodan Devam (Bölüm 3-4)

The Falcon and The Winter Soldier: Yavaş Tempodan Devam (Bölüm 3-4)

Yazar: Ahsen Aktaş

The Falcon and The Winter Soldier: Yavaş Tempodan Devam (Bölüm 3-4)

Hiç acelesi olmadan her olayı sindirerek ilerleyen The Falcon and The Winter Soldier’da geride bıraktığımız Zemo, aksiyon sahneleri ve yeni Kaptan Amerika’mız (US Agent) ile keyifli iki bölüm izledik. Size WandaVision gibi ortaya teori atmak gibi fırsatlar vermeyip arkanıza yaslanıp keyfini çıkarmanız bekleniyor diziyi izlerken. Bölüm üç ise MCU’dan tanıdığımız isimlerle devam ediyor:

Baron Zemo olarak Captain America: Civil War ile MCU’ya giren Daniel Brühl dizinin üçüncü bölümünün odak noktası oluyor. Kendisi Avengers’ı bölebilmiş tek villian olma özelliğiyle MCU’daki yerini sağlama almış durumda, ilerleyen bölümlerde Karli’nin de bu tarz bir şey deneyeceği kokusunu aldık bakalım neler olacak. Süper asker serumunun peşine düşen Sam ve Bucky’ye yardımcı olan Zemo’ya Madripoor’da Sharon da ekleniyor ve dizi üçüncü bölümüyle Captain America: Civil War’dan sonra çıkan dördüncü değil de üç buçukuncu Cap filmi olarak devam ediyor.

Madripoor neresidir bilmeyenleriniz için ise Madripoor X-Men çizgi romanlarından bildiğimiz Hightown ve Lowtown olarak ayrılmış, gelir açısından eşitsizliklerin bulunduğu Güneydoğu Asya’da bulunan bir ada. Madripoor’da gördüğümüz neon, fütüristik, villianların dolu olduğu bir yer havasını sevdim baya ben umarım daha uzun daha güzel sahneler izleriz Madripoor’da.

Aksiyon sahnelerinin eksik olmadığı bu bölümde ise Bayrak Parçalayanlar’ın artık kötü niyetle yollarına devam ettiği bir örgüt olduğunu izliyoruz. Tam Bayrak Parçalayanlar’a alışmış, aslında istedikleri şeyin –The Blip’ten sonra bozulan düzenlerini düzeltmek- gayet mantıklı sebepleri olduğunu ve insanlara zarar vermeden yollarına devam ettikleri sırada Karli’nin davranışı olmadı, hem de hiç olmadı.

Üçüncü bölümün MCU konukları arasına Wakanda’dan Dora Milaje de ekleniyor ve bölüm sonuna geliyoruz.

Dördüncü bölüm ise yine aksiyon, yine yavaş tempo ile diğer bölümlerden farkı çok olmadan ilerliyor ama bombayı finalde patlatarak beşinci bölüm için heyecan uyandırıyor açıkçası.

6 sene öncesinde Bucky ve Dora Milaje arasında geçen bir sahneyle başlıyoruz bölüme. Artık özgür bir birey olan, Kış Askeri olduğu zamanda onu tetikleyen kelimelerin onun için hiçbir ifade etmediğini izlediğimiz bu kısım benim için güçlü bir sahneydi. Kelimeler söylendiği sırada yüz ifadesinden her şeyi anladığımız, “Acaba düzeldi mi yoksa aynı mı?” sorusunu sorduğumuz sahne sonunda ağlayan bir Sebastian Stan ile duygulandığımız bu kısım gerçekten önemliydi çünkü Bucky’nin birden pat diye Kış Askeri olmayı bırakmadığını, bu sürecin bir kısmına şahit olarak kurduğumuz bağı güçlendirdi.

Litvanya’ya Zemo için gelen Dora Milaje süper asker serumunu bulma konusunda Bucky ve Sam’in karşısına çıkmıyor. Bölüm ortası bonusu gibi geldikleri US Agent John Walker’ı benzettikleri sahneye kadar kendilerinden herhangi bir haber almıyoruz.

Zemo ve süper asker serumu arayışının sonuna geliyoruz bu bölümde. Geriye bir tane kalana kadar hepsini yok eden Zemo’yu bölen kişi ise US Agent John Walker oluyor. Hadi geçelim US Agent John Walker’a çünkü bu adam hakkında söylemek istediğim çok şey var. Başından beri bir terslik olduğunu hissettiğimiz John Walker-belki ince dudakları yüzündendir deyip shaming yapmak istemiyorum ama çok sinsi bir görüntüye yol açıyor bu üzgünüm alınan varsa- bu bölümde içindeki saykoyu dışarı çıkarıyor hem de çok çirkin bir şekilde. Dora Minaje’den süper asker olmamalarına karşın yediği dayaktan mental olarak sağ çıkamayan John süper asker serumunu alıyor ve kendini, insan sınırlarını aşıp süper güce ulaşıyor. Kendi partneri Lemar ile aralarında geçen serumun kişiliğini ortaya çıkardığı muhabbetine ithafen söyleyebilirim ki kendisi iyi biri değil. Bunu da zaten bölüm sonunda izliyoruz. Wyatt Russell’ı da tebrik etmek lazım kendisi bize John Walker’ı sevmemiz için hiçbir sebep vermiyor.

Zemo’nun kırdığı serumlardan geriye kalan bir tanesini alıp kullanan John arkadaşı Lemar’ın öcünü ise sinirden gözü dönmüş bir halde şehir meydanında bir Bayrak Parçalayan’ı insanların gözleri önünde katlederek alıyor. Önceden insanlar için umudu temsil eden bu kalkan, renkler ve semboller artık bir vahşetle adı anılmadan hiçbir yere ulaşamayacak. John Walker’ı villian yapacak olaylar zinciri başlamış oluyor bu bölümle. İlerleyen bölümlerde biraz hızlı tempoyla devam etmesini umduğum dizi şimdiye kadar fena ilerlemiyor. Asıl güzel olan kısmı ise elbette aksiyon sahneleri. Bölüm gidişatına göre haftaya ya da sonraki hafta görüşmek üzere. İyi seyirler!

The Falcon and The Winter Soldier: Yavaş Tempodan Devam (Bölüm 3-4)

Ahsen Aktaş’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap