Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriTehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Yazar: Tolga Taşan
Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar
Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Türkiye’de bilim kurgu filmleri dediğimizde aklımıza neler geliyor? Komediler? Ucuz efektler? Uyarlama hikâyeler? Sinemamızın geçmişinden bugününe bu alanda “nitelikli” işlerin üretilmemesinin eksikliği çoğumuzun malumudur. İşte böyle bir atmosferde benim de 4. Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali kapsamında izleme şansı bulduğum “Tehlikeli Bölge” (Dark Territory), denenmeyenin peşinde cesur bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Yönetmenliğini ve yazarlığını Ramazan Ekmekçi’nin yaptığı film; Eser Ağçalı, Seyfi Azrak, Can Beslen, Abdürrahim Demir, Sevim Oyar, Kadir Parlak, Hasan Şenbayrak, Ozan Turan, Aykut Yavuz ve Oğuzhan Özden’den oluşan “ünlü” olmayan fakat başarılı bir oyuncu kadrosuna sahip.

Film, Kurtuluş Savaşı döneminde, Büyük Taarruz’un biraz öncesinde geçiyor. Mustafa Kemal’in emriyle özel bir görevle görevlendirilen bir timin, görev bölgelerinde karşılaştıkları dünya dışı yaşam formlarıyla mücadelesini anlatıyor. Öncelikle bu tarz bir konuyu böyle bir dönemde işleme fikri bana kalırsa çok hoş. İşin bilim kurgu tarafının yanında, tarihî bir kurmaca olarak da keyifli bir taraf yakalanmış.

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Yaratık tasarımları da hiç fena durmuyor. Hatta genel olarak CGI ve yapay zekâ kullanımlarını başarılı buldum. Küçük bir iki pürüz olsa da, özellikle mağara sahnesinde korkutucu ton iyi yakalanmış.

Şimdi biraz “odadaki fil”den bahsetme zamanı. Filmin bariz Predator benzerliği söz konusu. Bu benzerlik, ekibin yapısından, canavarların bakış açısına geçilen sahnelere kadar neredeyse birebir. Bu esinlenmeler tabii ki her eserde yer bulabilir; ancak birebir kopyalamaya geçtiğinde seyirciyle aradaki bağın koptuğunu düşünüyorum.

Bir başka problemli tarafsa, filmin kimliğini tam olarak bulamaması bana kalırsa. Filmin bir çatışması yok. Bu çatışma eksikliği de filmde izlediğimiz şeyleri bir temele oturtmadığı için birbirinden kopuk kahramanlık hikâyeleri izliyoruz. İş kahramanlık hikâyesine döndükten sonra da, karşımızdakinin Yunanlı mı yoksa uzaylı mı olduğu seyirci için çok da önemli kalmıyor.

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Halbuki çokça fırsat yakalanmış. Karakterler arası dinamikler kurulmuş, tehditler ve amaç seyirciye ufak ufak verilmiş. En basitinden, bir noktada yaratığı tanımlamaya çalışırlarken “cin mi, hayvan mı, uzaylı mı” tartışması bekledim ki hem filmin tonuna ciddi bir katkı sağlanabilirmiş hem de kahramanlarımızı yüceltecek, birbirini övmeli diyaloglar yerini doğal akışında karakter oluşumlarına bırakabilirmiş.

Bunun yerine didaktik tarih söylemleri ve yönetmenin aslında kaçınmaya çalıştığını fark ettiğim beylik laflar dolduruyor filmi. Hele bazı yerlerde öyle sözler var ki, ister istemez işi ucuzlatıyor. Örneğin bir sahnede çavuş, yaptıkları görevin ne kadar önemli olduğundan bahsederken “İki gün sonra Büyük Taarruz gerçekleşecek; o gerçekleşsin diye biz buradayız.” gibi bir söz kullanıyor. Son sahnelerde de Mustafa Kemal’in elinden yazılan yanlış taktik içeren mesajı okuduklarında, tekniker “Geri çekilmek mi? Bu, bizim yapacağımız taktiğin tam tersi.” gibi bir laf ediyor.

Seyircinin zekâsını hafife almak mı yoksa kolaya kaçmak mı dersiniz, bilemem; ama Büyük Taarruz’un vaktini bir çavuşun bilmesini geçtim, bir teknikerin geri çekilecekleri noktaları ve hatta saldırı taktiğini bilmesi gibi abes bilgileri önümüze atıyor. Hâlbuki bu detaylara hiç girmese de, yaratıkların ve Yunanlıların ablukasında bir grup askerin yaşadıkları zaten güçlü bir konu.

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Genel olarak baktığımızda, filmin iyi niyetlerle daha geniş izleyici kitlelerine ulaşması için yapıldığını düşündürten bu gibi seçimler, bana kalırsa filmin zayıf yanlarını oluşturuyor. Yine de bilim kurgu adına ülkemizden ciddiye alınabilecek bir iş çıkması gerçekten umut verici. Yönetmen Ramazan Ekmekçi ve yapımcı Serkan Semiz’i bu konuda takdir etmek gerek.

Türkiye’de bilim kurguya dair en büyük eksik, yapımcıların ve festivallerin bu türü yeterince ciddiye almaması. Cesur denemeler ya görmezden geliniyor ya da düşük bütçelere mahkûm ediliyor. Oysa biraz destekle bu tür, sinemamızın en parlak alanlarından biri olabilir. Bu ilgisizlik sadece yönetmenleri değil, izleyiciyi de umutsuzluğa itiyor. Her festival aynı türde işlere alan açarken, yenilik arayan filmler köşede kalıyor. Oysa “Tehlikeli Bölge” gibi yapımlar, imkânsız koşullarda bile özgün fikirlerle üretilebileceğini kanıtlıyor; sadece biraz cesaret ve destek gerekiyor.

Toparlayalım: Tehlikeli Bölge, günahları ve sevaplarıyla genel olarak iyi kotarılmış bir iş. Gelecekte gelebilecek yeni bilim kurgu filmlerine, gerek görsel efekt kullanımı gerekse de farklı janrları bir araya getirmesiyle ilham olabilecek bir film olduğu için bile saygıyı hak ediyor.

Tehlikeli Bölge: Kurtuluş Savaşı ve Uzaylılar

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...