Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri I Met A Girl: Hayal Misin Gerçek Mi?

I Met A Girl: Hayal Misin Gerçek Mi?

Yazar: Ecenur Özdilli

I Met A Girl: Hayal Misin Gerçek Mi?

2020 yılında, Luke Havva tarafından yönetilen ‘I Met A Girl’ filmi, yaklaşık 1 saat 40 dakikalık romantik/dram türünde bir film. Genel olarak filme olan yorumumdan bahsedecek olursam fragmanını ilk gördüğümde klasik bir gençlik filmi olabileceğini düşünüyordum. Başrolünde çok sevdiğim oyunculardan olan Brenton Thwaites’in olduğunu görünce de hazır vizyona girmişken gidip izlemek istedim. Fakat hiç umduğum gibi bir film çıkmadı. Film başlamadan çıkan şiddet ve korku uyarısını görünce yanlış bir filme mi girdim düşüncesine kapılsam da doğru filmdeydim. Film, özellikle ikinci yarısından sonra korku türünü fazlasıyla yansıtıyordu. Romantik, dram türü diye gidip gerçekten etkilenecek insanlar olabileceğinden en azından fragmanda korku olduğunun biraz belli edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Artık belirli bir süre sonra o kadar korku filmine döndü ki ekrana korkunç bir şey çıkacak diye muhtemelen normal olan sahneleri bile kaçırdım.

Filmin ana karakteri Davon, şizofren hastası ve hayallerinde gördüğü kız olan Lucy’i arıyor. Film boyunca Lucy’nin bir hayali karakter olduğu gösterilse de aslında ikisi akıl hastanesinde tanışan bir ikiliydi. Davon, hastaneden çıkıp normal hayatına döndüğünde Lucy’i ölmek üzereyken kendisini kurtardığını sanıyor. Aslında akıl hastanesindeyken bir nevi onu ölümden kurtardı diyebiliriz çünkü Lucy’i bulmak için hayata tutunuyordu ve bence Davon karakteri Lucy’i bulmayı yaşam amacı olarak gören bir karakterdi.

Kurgu açısından fazlaca karmaşık ve garip bir kurgusu vardı. Bunun bilerek yapıldığını düşünüyorum çünkü hikâye de çok karmaşık ve nerede ne olduğu, ne zaman olduğu anlık değişen bir hikâyeydi. Bu yüzden kurgusunun hikâyeye göre ayarlandığını düşünüyorum. Gerilim ve korku olan sahneler dediğim gibi filmin sonlarına doğru çoğalmıştı ve bu sahnelerde kullanılan gerilim müzikleri sayesinde ekrana o an korku figürlerin geleceğini anlayabiliyorduk. Gerilim müzikleri ve kısa kısa kullanılan çekimler sayesinde gerilim seyirciye çok net bir şekilde geçiyordu. Eğer korku, gerilim türü bir film olsaydı bu konuda fazlasıyla olumlu bir yorum yapardım.

Filmdeki oyunculuklar bana göre ana karakter dışında normal düzeydeydi. Davon karakterini canlandıran Brenton Thwaites’ı daha önce Pirates of the Caribbean serisinde Will ve Elizabeth’in oğlu olarak izlemiştim şahsen böyle bir rolü oynayacağını ve bu kadar iyi canlandıracağını düşünememiştim. Bence Brenton, şizofren rolünün altından çok başarılı bir şekilde kalkmış. Karakterini, seyirciye muhteşem bir şekilde tanıtmıştı. Lucy karakterini canlandıran, Lily Sullivan’ın karakterini samimi bir şekilde yansıtmasını sevsem de oyunculuğu Brenton kadar iyiydi diyemem. Davon’ın abisi olan Nick’in de kardeşine ne kadar düşkün olduğunu, ne şartta olursa olsun her zaman Davon için endişelendiğini görüyorduk. Nick karakterini oynayan Joel Jackson’ın da performansını aşırı beğendim ve gerçekten karakterini çok başarılı yansıtmıştı. Diğer oyuncular için de göze batan veya abartılı oynamış diyebileceğim bir performans söz konusu değildi.

Teknik açıdan da genel olarak filmin kurgusunun çok karışık olmasını sevemedim. Muhtemelen hikâyenin karmaşık olması sebebiyle böylesine atlamalı ve karışık bir kurgu yapmaya çalıştılar ama bence olmamıştı. Sahneler arasında atlama yapılan ve olay akışını rahatça takip edemediğim filmlere bağlanamıyorum. Film ilerledikçe, şizofren karakterin gözünden korku filmine evrilmesinin mantıklı bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Anlatılması gereken çok önemli bir şey bile olsa birkaç çekimde gösterilebilirdi. Bence romantik, dram filminin korku filmi gibi sahneleri olmasının hiçbir anlamı yoktu. Film bana göre klasik anlatı sineması ve sanat sinemasına aynı anda giriyordu ama sanat yönünün daha ağır bastığını düşünüyorum. Başrolde sevilen yakışıklı/güzel, popüler oyuncular ile yıldız sistemi kullanılarak gişe amaçlanmıştı. Ama klasik anlatı sinemasının genelini çok kapsamıyordu. Film boyunca atlamalar kullanılarak seyircinin filme bağlanması istenmiyor ve bence seyirciye bunun bir film olduğunu sürekli hatırlatmak istiyorlardı. Yönetmenin izlediğim ilk filmiydi ve tarzının bana hitap etmediğini düşünüyorum. Bu açıkladığım nedenler yüzünden filmi sevemedim, bence boş zamanda bile izlenilmesi gereken bir film değil.

I Met A Girl: Hayal Misin Gerçek Mi?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap