Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Hustle: Hayalleri İçin Vazgeçmeyen İki Adamın Hikâyesi

Hustle: Hayalleri İçin Vazgeçmeyen İki Adamın Hikâyesi

Yazar: Enis Derdimentoğlu

Hustle: Hayalleri İçin Vazgeçmeyen İki Adamın Hikâyesi

Bazı filmler vardır size ilham verir, sizi harekete geçirir, müzikleri ya da hikâyesi size konuyla alakanız olmasa bile size tüm verilmek istenen mesajı geçirir; basketbol delisi Adam Sandler’ın son filmi Hustle işte tam böyle bir film. 1 Saat 58 dakikalık basketbol hikâyesinin ise yapımcısı basketbolseverler için çok tanıdık bir isim LeBron James.

Son yıllarda Adam Sandler için yapılan en büyük eleştirilerden biri: Aynı kimyaya ve formüle sahip birbirine benzer filmler yapması ve bu kabuğun dışına çıkamaması. Sandler, Hustle filminde bizden biraz intikam alıyor gibi çünkü film daha önce gördüğümüz Adam Sandler filmlerine ne renk olarak ne hikâye anlatımı olarak ne de oyunculuklar olarak benziyor.

Adam Sandler’ın canlandırdığı Stanley Sugarman basketbol oyuncusu olarak kariyeri iyi gitmemiş ve sakatlık sonrası oyunculuktan yetenek avcılığına geçmiş bir basketbol emektarı ve en büyük hayali kendisine şans veren Philadelphia 76ers için koçluk yapmak. Hayalinin önünde ise tek bir engel var takım için çok yetenekli bir oyuncu bulmak ve takımı şampiyon yapmak. Aradığı yetenekli oyuncuyu tesadüfen bir sokak maçında gören ve ilk görüşte etkilenen Stanley, bu yetenekli genci NBA draftlarına hazırlamaya başlıyor. Bu noktada aslında bu iki adamın da hikayelerinin benzer olduğunu fark ediyoruz. Utah Jazz’da forma giyen Juan Hernangomez’in hayat verdiği yetenekli ama talihsiz Bo Cruz, hayatın ona getirdiği tatsız sürprizler sonrası hayalini istemeden de olsa rafa kaldırırken, Stanley Sugarman’ın da koç olma hayallerinin sürekli engellerle karşılaşması bu iki adamı birbirine yakınlaştırıyor ve ikisi de kendilerini kanıtlama şanslarını iyi kullanmak istiyor.

Stanley, Bo Cruz’u eğiterek koçluk yeteneklerini kanıtlamaya çalışırken Bo Cruz da uzak kaldığı basketbola en üst seviye olan NBA’den giriş yapmaya çalışıyor. Yapım bu gelişimi bize Tom Cruise’un Jerry Maguire filmi gibi anlatmaya çalışırken hikâyenin sunumu ve motivasyonu sanki bir Rocky II filmini izliyormuş gibi hissettiriyor. Bu tanıdık his bizi motive edip filmi izlerken hareketlendiriyor. Adam Sandler da bunun farkında ki Rocky göndermesi yapmaktan geri kalmıyor.

Bizi hikayede motive eden ve içine çeken yegane şeyler Rocky sunumu ve hip hop müzikleri değil. Hikayede NBA’in içine de odaklanıyoruz; bir çaylak draftlara ya da deneme maçlarına nasıl girebilir, bütün süreç nasıl işliyor(ya da işleyemiyor) filmde bolca bunun eleştirisi de mevcut. Bo Cruz ve Stanley Sugarman aslında kendilerini kanıtlama çabası içinde iken aynı zamanda mevcut düzene savaş açmaktan çekinmiyorlar. Bu mücadele de sizi motive ederken. Adam Sandler’ın hayat verdiği Stanley Sugarman’ın aile hayatı ve ona verdikleri destek bütün bu savaşın içinde bizi sıcak hissettiriyor.

Basketbol oynanan sahneler ise gerçekçi. Özellikle sokak basketbolu sahneleri eğlenceli bir acımasızlığa sahip. Salonda oynanan klasik basketbol ise oldukça gerçekçi o anda izlediğiniz mücadeleyi, dökülen teri, basketbol topunun salonda çıkardığı yankılanan sesi net duyuyor ve sahneyi daha iyi algılayabiliyorsunuz.

Bunun yanında yapımcısı LeBron James olan bir basketbol filminde basketbol efsanelerini görmemek gerçekten bizi üzerdi ki merak etmeyin üzmüyor. Bo Cruz’a çok kritik bir yerde yardım eden gerçek bir NBA efsanesi, Julius (Doctor J) Erving. Bu efsanenin yanında Kenny Smith ve Stan’in en yakın arkadaşını oynuyor. Allen Iverson, Shaquille O’Neal, Charles Barkley, Tobias Harris, Luka Doncic, Tyrese Maxey, Seth Curry, Jordan Clarkson, Kyle Lowry, Trae Young, Boban Marjanović gibi basketbolseverlerin ekranda gördüğü anda yüzlerine bir gülümseme oluşturacak isimler de filmde kısa sahnelere sahip.

Filmin müzikleri bizi yerimizde dans ettirecek kadar yüksek ve motive edici. Müzik sekanslarında siz de Bo Cruz ile beraber spor yapmak istiyorsunuz. Özellikle antrenman sahnelerinde yüksek hip hop şarkıları tercih ediliyor. Bunun yanında gereksiz yerlerde arka fon olarak müzik kullanımından kaçılmış bu da müzikli sahnelerin değerini artırıyor.

Değinmek istediğim bir başka konu ise çekim tarzı. Film klasik çekim tekniklerinden çok daha fazla yararlansa da özellikle sonlara doğru artık filmlerde sık sık gördüğümüz sosyal medya ekranı tarzı canlı yayın çekimleri de kullanılıyor. Fakat bu çok fazla süslü sunulmuyor, gerçekten YouTube’da ya da Instagram’dan o yayını izliyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu sahneler çok sık ve uzun değil bu sayede sizi sıkmıyor.

Ben, Hustle’ı izlerken yerimde duramadım ve filmin ardından basketbol oynamaya çıktım. Filmin size çaba ve motivasyon dolu hikayesinin yanı sıra verdiği en büyük his de bu. Sizde de yüksek oranda basketbol oynama hissi uyandırabilir.

Hustle: Hayalleri İçin Vazgeçmeyen İki Adamın Hikâyesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap