Fate: Winx Saga | Fantastik Bir Gençlik Dizisi (Sezon 1 İncelemesi)

Fate: Winx Saga | Fantastik Bir Gençlik Dizisi (Sezon 1 İncelemesi)

Geçtiğimiz yılın son günlerinde Netflix üzerinden ilk tanıtımı yayınlanan dizi sosyal medyada dev bir ilgiyle karşılandı. Ayrıca Winx Club severlerini de yeniden Winx’e kavuşacakları için heyecanlandırdı. Yönetmen koltuğunda Brain Young ve Iginio Straffi’nin beraber çalıştığı yapım, seyircilerin büyük bir çoğunluğu tarafından hikâyenin orijinalinden farklılıklar göstermesiyle eleştiriye maruz kaldı ve hatta yükselmiş beklentinin ardından ‘hayal kırıklığı’ olarak yorumlanıyor. Aynı zamanda The Vampire Diaries dizisinin de yapımcılığını üstlenmiş Brain Young, dizinin Winx Club’a kıyasla gerçekçilik payının yüksek olacağını dizinin çıkışından önce açıklamıştı. Winx Club izleyicilerinin de gençlik çağına eriştiğini varsayarsak mantıklı bir yaklaşım olmuş. Bu arada 6 bölümden oluşması ve bölümlerin ideal bir uzunlukta olmasıyla dizi izlenir hale gelmiş, bu açıdan avantaj kazanıyor bence.

Oyuncu kadrosunda Abigail Cowen (Bloom), Eliot Salt (Terra), Hannah van der Westhuysen (Stella), Elisha Applebaum (Musa), Precious Mustapha (Aisha), Sadie Soverall (Beatrix)… gibi isimler yer alıyor. Başrol Bloom’un canlandırıcısı Abigail Cowen’e Chilling Adventures of Sabrina dizisinden aşinayız, diğer oyuncular pek bilindik simalar değil. Oyunculuk performanslarının genel olarak başarılı olduğunu söyleyebilirim ancak kötü karakter tasarımları ve yapay kurgu oyunculukları öyle bir gölgelemişti ki diziyi sinirlenerek izledim. Yazımın ilerleyen kısımlarında daha detaylı değineceğim.

Dizi beş genç perinin hikâyesini anlatıyor. ‘Öbür Dünya’da Alfea adlı sihirli bir yatılı okula giden periler, bir yandan sihirli güçlerini nasıl kontrol edeceklerinin eğitimini alırken bir yandan da heyecanlı bir gençlik macerasına atılırlar. Bloom sihirli güçlerini kontrol etmeyi öğrenme umuduyla bu okula başlayıp ilginç oda arkadaşlarıyla tanışır. Kendisi hakkında sırlar olduğunu öğrenen Bloom, gizeminin peşinden giderek sorulara yanıt bulmaya çalışır. Yabancı olduğu bu sihirli dünyada arkadaşlarıyla hararetli bir maceraya kapılır. Bir yandan da bulundukları ‘Öteki Dünya’yı tehdit eden yanıklarla mücadele ederler. Gizem, rekabet, dostluk, aşk ve heyecanlı olaylar Bloom’un sırrını çözme yolunda onlara eşlik eder.

Nereden başlasam bilemiyorum diziyi değerlendirmeye. Öncelikle yönetmenin de belirttiği üzere orijinalinden farklı bir yapım olmasından bahsedeyim. Bizler yalnızca kurgusal farklılıklarla karşılaşmayı beklerken çizgi filmdeki bazı karakterlerin dizide yer almaması ve yeni karakterler oluşturulması diziyi orijinalinden uzaklaştırıyor. Böyle keskin değişiklikleri seyrederken farklılık gördüğüm her noktada ‘bunu da mı değiştirdiniz?’ diye yakınıyordum. Sonra diziyi orijinaliyle kıyaslayarak izlemenin eziyet olduğunu fark ettim. Dizi orijinalinden uzaklaşarak kendine yeni bir yol çizmeye çalışmış aslında. Ancak bu sefer de ‘değiştiriyorsanız tamamen değiştirseydiniz’ demeden edemiyorum. Sonuç olarak uyarlama değil revize edilmiş bir yapım izlediğimizi göz önünde bulundurmamız ve bu fantastik gençlik dizisine beklentimizi yükseltmeden bir şans vermemiz gerektiğini düşünüyorum.

Dizinin gizemli bir darkside havası var ve bu farklı bir imaj kazandırmış Winx efsanesine. Bu açıdan Harry Potter’ı andırıyor – zaten dizinin birkaç noktasında Harry Potter göndermeleri görüyoruz. Maalesef ki dizilerle en büyük problemim kurgunun çok hızlı ilerlemesi, bu dizide de baş gösteriyor. Hiçbir olayı detaylarıyla, karakterlerle empati kurarak izleyemiyoruz. Peşimizden atlı kovalarmışçasına bir kurgu dönüyor. Sadece başrole odaklanıyor dizi; Bloom’un duyguları, gizemi, aşk hayatını detaylıca izlerken dikkat çeken diğer bazı karakterler o kadar yüzeysel işlenmiş ki izlerken bir tatminsizlik hissi oluşuyor. Her karakterin olay örgüsü bir şekilde yine ona bağlanıyordu ve bu zaten son derece bencil davranan Bloom’a sinir olmama sebep oldu. Odakta sadece Bloom olmasına rağmen onun hikâyesinde de birçok kopukluk var. Örneğin Bloom ilk derslerinde sihrini en basit düzeyde bile kullanamazken çok kısa bir süre içinde neredeyse profesyonel hale geliyor. Ne ara kendini geliştirdiğini anlamıyoruz…

Her şeye rağmen Bloom’un ve Beatrix’in hikâyesi oldukça ilgi çekiciydi bence. Bloom’un ailesini bulmaya çalışması ve Beatrix’in onun aklını çelmesi olayları sürükleyici hale getirdi bir nebze. Özellikle Bloom ve Beatrix’in bir uçurum kenarında, ailelerinin orada öldüğü iddia edilen kasabayı seyrettikleri sahneyi oldukça beğendim. Ayrıca dizide Stella ile Bloom’un başta birbirlerini sevmemeleri ve aynı kişiden hoşlanmaları orijinal yapımda çok yakın arkadaş olmalarından dolayı izleyicilerden çokça eleştiri aldı. Stella karakteri başlı başına bir fiyaskoydu bence; dengesizliği, ne hissettiğinin belirsizliği, iyi veya kötü biri olduğunu anlamamamız ve en sonunda iyi bir arkadaşa dönüşmesi diziye olay katmak için zorla kurgulanmış gibiydi.

İzlerken hoşuma giden sayılı detaylardan biri karakterlerin ütopiklikten uzak bir şekilde, günlük yaşamımızda kullandığımız seviyedeki teknolojiyi kullanmaları oldu. Genelde izlediğimiz perili ve sihirli yapımlarda teknolojiye rastlamıyoruz çünkü. Günümüze uyarlayarak gerçekliği artırmak adına atılmış bir adım herhalde. Günümüze uyarlamak demişken dizinin beni en rahatsız eden yönünden bahsedeyim. Netflix’in son zamanlarda artan içerik sayısına ters orantılı olarak içeriklerinin kalitesinin son derece azaldığını düşünüyorum; diğer birçok yapımı gibi bu yapım da ‘çekilmek için çekilmiş’ sanki.

Popüler gençlik dizileri klişelerine o kadar yapay bir şekilde yer verilmiş ki daha önce bahsettiğim gençlik dizilerinden yalnızca bir tanesini bile izlemişseniz bu diziyi izlerken karnınıza kramplar girmiş olabilir. Kötü olmak için kötü olan yapmacık Stella, her grubun bir mantıklısı vardır rolünü üstlenen Aisha, fiziği üzerinden olumlama yapmak için zorlanan Terra, rolüne anlam yükleyemediğimiz pek çok karakter… Bir de bu klişe karakter tasarımlarının yanında zorlama aşk hayatları eklenince iyice sıradanlaşıp özgünlüğünü kaybediyor. Yukarıda da belirtmiştim, kurgunun kargaşası içinde oyunculuklarını sergilemelerine imkân kalmıyor bu genç arkadaşlarımızın. Hâlbuki iyi veya geliştirilebilir oyunculuk performanslarının yanında güzel kurgulanmış olsaydı gönüllerimize taht kurmuş Winx efsenesi, şanını bu diziyle sürdürmeye devam edebilirdi. Başarılı bulduğum tek karakter Beatrix’ti, hem kötü kız rolünü jest ve mimikleriyle çok güzel tamamlamıştı, hem de gerçekten kötü ve gizemliydi.

Görsel olarak göze hoş gelen bir diziydi. Sihir sahnelerindeki efektler başarılıydı, gerçek dışı olmasına rağmen profesyonel grafik tasarımı sayesinde yapay durmuyordu. Dizinin akışı ilk üç bölümde o kadar durağan ve boştu ki zor izledim, nihayet son üç bölümde olayların içine girebildik ve kurgu hızlandı. Dördüncü bölümün son yarısından itibaren merakım canlandı. Sürpriz bir finali vardı; tam iyiler kazandı deyip sezonu noktalayacakken kötülerin galip gelmesiyle ikinci sezona merak sağlanmış oldu. Ayrıca orijinalinden keskin bir şekilde farklı olan bazı detaylar ikinci sezonda devreye girecek gibi görünüyor. Örneğin bir sahnede Terra’nın kuzeni Flora’dan bahsetmesi bunun bir sinyali olabilir.

Eğer Winx Club’tan bağımsız bir dizi olarak yayınlansaydı bu kadar izlenir miydi, konuşulur muydu emin olamıyorum. Bence kendi başına yetersiz bir diziydi, genel olarak beğenmedim. Winx Club’tan bağımsız olarak izlenmesi gereken, çerezlik bir gençlik dizisi bence ama okuduğum seyirci yorumlarına göre diziyi beğenenler de var. Sizler dizi hakkında ne düşündünüz merak ediyorum; hayal kırıklığı yarattı mı veya Winx efsanesinden bağımsız değerlendirdiğinizde dizi hakkında neler düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorumlarda belirtebilirsiniz, fikir alışverişi yapabiliriz. Uzun incelememi sonuna kadar okuduysanız teşekkür ederim!

Netflix | Fate: Winx Saga

Fate: Winx Saga | Fantastik Bir Gençlik Dizisi (Sezon 1 İncelemesi)

Zeynep Polat’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 10 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
2 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

Artık alışkanlık oldu Zeynep Hanım’ın yorumunu okumadan dizi film izleyemiyorum takipteyizzzz 🤩🤩🤩

Büyük bir heyecanla diziyi bekledim çünkü çocukken Winx’e bayılırdım beklentim büyüktü yani ancak Bloom’un bu kadar dengesiz davranması bazen diziyi izlenmez yapıyordu ancak son bölümde toparladı biraz ve 2.sezon için merak uyandırdı diyebilirim.