Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Fantastik Canavarlar Dumbledore’un Sırları: Büyü Dünyası’nda İşler İstendiği Gibi Gitmiyor

Fantastik Canavarlar Dumbledore’un Sırları: Büyü Dünyası’nda İşler İstendiği Gibi Gitmiyor

Yazar: Eslem Saraçoğlu

Fantastik Canavarlar Dumbledore’un Sırları: Büyü Dünyası’nda İşler İstendiği Gibi Gitmiyor

“Canları yanmadan önce kaçanların hepsini bulmam lazım, şu an yabancı oldukları bir yerdeler ve etraflarında dünyanın en vahşi canavarları var. İnsanlar.”

-Newt Scamander

Dünya çapında 80 dile çevrilen toplamda 500 milyon satış değerine ulaşan J. K. Rowling imzalı Harry Potter serisi, kitap tarihinin en çok satan serisi unvanına sahiptir. 2001 tarihinde beyaz ekrana taşınmaya başlayan seri, toplam sekiz film ile 2011 yılında hayranlarına veda etmiştir. J. K. Rowling, Harry Potter serisinin artan şöhreti karşısında boş durmadan seriye ek küçük kitaplar piyasaya sürmüştür. Bunlardan bir tanesi olan ‘Fantastik Canavarlar Nelerdir ve Nerede Bulunurlar?’ Newt Scamander tarafından yazılan bir canavarlar ansiklopedisidir. Hogwarts Cadılık ve Büyücülük okulunda ders kitabı olarak okutuluyor olması bu kitabı Harry Potter evrenine doğrudan bağlamaktadır. Bu yönüyle 2011 yılında çıkan Ölüm Yadigarları: Bölüm 2’den sonra evrenden kopmak istemeyen hayranların beyaz perde için düşündüğü senaryolardan belki de en uzağı olsa da bir tanesiydi. Müthiş bir hayal gücüne sahip olan J. K. Rowling, hayranların yoğun ısrarı neticesinde Newt Scamander’ın binbir çeşit canavarlarıyla dolu bir seri başlatmaya karar verdi. Bu seri görmeye alışkın olduğumuz İngiliz büyücülerinden bizi alarak Amerika kıtasının büyülü dünyasına götürmektedir. Ana seride “iyilerin” mücadele ettiği Voldemort, büyücü dünyasının gördüğü tek kötü karakter değildi, ondan seneler önce büyü dünyasını “kötü” emelleriyle kasıp kavuran Grindelwald’un hikâyeye dahil edilmesi hayranları heyecanlandırmıştı. Ayrıca HP serisinde görmeye alışkın olduğumuz Albus Dumbledore, Lestrange ailesi gibi isimlerin kökenlerine bakma şansı veriliyor olması bu seriyi ana seriden bağımsız düşünmemize olanak vermemektedir. Bütün bu bağlantılar bir kenara bırakıldığında kamera arkası ekibinde yer alan benzer isimlere rağmen Fantastik Canavarlar HP’ye göre çok daha farklı bir atmosfere sahip. Amerika’da olması, ana karakterlerin değişmesi, daha eski bir tarihi anlatıyor olması bunlar seriyi elbette Harry Potter’dan ayıracaktı ama bu değişim hayranların kendilerini hazırladıkları değişimden kat be kat daha fazlaydı. 2016 yılında çıkan ilk filmin ardından 2018’de seyirciye sunulan Fantastik Canavarlar: Grindelwald’ın Suçları ile serinin hayran kitlesinde değişmeler yaşanmıştır. Bu filmden sonra bütün bağlantılar bir kenara bırakılmış, Harry Potter hayranlarının çoğu seriyi beğenmediğini söylemeye başlamıştır.  Serinin son filmi olan Fantastik Canavarlar: Dumbledore’un Sırları Dumbledore’a rağmen ilk filmden az ilgiyle mi karşılaşacak merak konusu…

Serinin son filmini diğer ikisinden ayıran bir büyük değişiklik var ki film yorumuna geçmeden değinmemem mümkün değil. Gellert Grindelwald karakterine hayat veren Johnny Depp’in özel hayatında yaşamış olduğu utanç verici ve asla onaylanmayacak olaylar neticesinde Warner Bros tarafından Fantastik Canavarlar serisinden çıkartılmasıdır. Öncelikle bir yapım şirketinin (henüz sonuçlanmamış bir davayı dikkate alarak) şiddet içerikli veya herhangi bir içerikte yer alan suçu cezalandırma yetkisi bence yok. Bu davranışı onaylayacak hiçbir insan olduğunu düşünmüyorum ama ne zamandan beri bir sanatçının özel hayatındaki davranışları yüzünden yapım şirketi tarafından cezalandırılması normal karşılanır oldu? Hem dizi-film sektöründe hem müzik sektöründe nice sanatçılar var, özel hayatında kimsenin kabul edebileceği şeyler yapmıyorlar ama konu iş verenlere geldiğinde sen böyle bir insansın o yüzden seni kabul edemeyiz denmiyor. Açıkçası ben bu durumu profesyonel bulmuyorum. Sinema filmleri, özellikle de kitap temelli hayran kitlesine sahip olan seriler tek kullanımlık değildir. Milyonlarca insan bu seriyi yıllarca baştan sona izlemeye devam edecek. Ben bir izleyici olarak iki film üst üste filmin merkezinde yer alan bir karakterin Johnny Depp tarafından, sonraki bölümde ise Mads Mikkelsen tarafından oynanmasını sinema kültürüne aykırı buluyorum. Johnny Depp’in yaptığı hareketi onaylamadıklarını, bu durumdan rahatsızlık duydukları, çeşitli yaptırımlar uygulanacağını ama serinin akışı için oyunculuğa devam ettirileceği açıklasalardı çok daha etik olurdu. Filme gidecek insanlar Johnny Depp var onun yaptığı hareketi onaylamadığım için filmi izlemekten vazgeçiyorum demeyeceklerdi. Herhangi bir oyuncudan bahsetmiyoruz. Bugün insanlar Karayip Korsanları veya Alis Harikalar Diyarında’yı Johnny Depp var diye izlemekten vazgeçip oynadığı bütün filmlerini protesto mu ediyorlar? Ben böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Türk dizilerinde yaşanan set kavgaları sonucu dizi ekibinden amatörce ayrılan/çıkarılan oyuncuların nasıl seyirciye saygısızlık olduğunu düşünüyorsam bu durum da sinemanın merkezi Hollywood’da yaşanan bir skandaldır. Konuyu noktalarken bir kez daha Johnny Depp’in yaptığını onaylamamakla beraber Mads Mikkelsen’in oyunculuğunu da küçümsemediğimin altını çizmek isterim. Zira Grindelward rolünü baştan beri Johnny Depp’e yakıştıramadım, iki filmde de oyunculuğu sınırlandırılmış gibi donuk bir hali vardı ve makyajı filmin atmosferi için çok fazlaydı. O yüzden burada mesele Depp’in karakter için mükemmel olması veya vazgeçilmez bir performansı olması değil, serinin bütünlüğünün bozulmuş olmasıdır.

Dumbledore’un Sırları’na geçmeden önce ikinci bölümü hatırlamakta fayda var. Grindelward’un bakanlığın elinden kaçması ve Credence’a ulaşması üzerine kurulan bir senaryo vardı. İlk filmin aksine Harry Potter serisine göndermeler oldukça fazlaydı. Çok özlü iksir ile bakanlığa sızma, böcürt dersi, Lestrange soyadını kullanarak bakanlıkta gizli bölümlere erişme, kötü karakter tarafından önce ailesi sonra kendisi öldürülen küçük bir erkek çocuk bu durumlara örnektir. Aynı zamanda HP serisinde görmeye alışkın olduğumuz planlar da Fantastik Canavarlar serisine eklenmişti. İngiltere’deki Sihir Bakanlığı, Hogwarts gibi… İlk filmde New York sihir dünyasını izledikten sonra ikinci bölümde Paris ile Fransız sihir dünyasını görme şansımız oldu. Diğer film Harry Potter’dan tamamen kopuş iken bu bölüm Harry Potter’a geri dönüş gibiydi. Bu durum hayranlardan gelen tepkilerin bir neticesi de olabilir, baştan beri planlanan bir durumda olabilir. Serinin üçüncü filminde, fragmanlardan anlaşıldığı üzere daha çok kan yemini eden Grindelward ve Albus Dumbledore bilhassa da Dumbledore ailesinin karmaşık yapısı işleneceğe benziyor. Bu sayede Credence’ı yani Aurelius Dumbledore’u üçüncü filmde tam olarak tanıyabilir hale geleceğiz. Nagini’yi görmeye devam edecek miyiz yoksa akıbeti bilinmez halde mi bırakacaklar? Quinie gerçekten hür iradesiyle mi çemberden geçti, pişman mı? Diğer iki filmde hatrı sayılır yere sahip olan burnuk bu filmde de çok fazla kullanılacak mı? Bütün bu soruların yanıtını verecek olan üçüncü filme geçebiliriz.

Fantastik Canavarlar serisi her ne kadar temelde Grindelward-Dumbledore mücadelesini (aşkını!) anlatıyor olmasıyla önem taşısa da baştan beri Credence-Obscurus-Scamander çemberinde ilerleyen bir anlatıma sahipti. Özellikle ilk filmden beri seyirci tarafından kim olduğu tamamen çözümlenemeyen Credence, merak konusu olmuştu. Üçüncü film “Dumbledore’un Sırları”, Harry Potter serisinden beri tam olarak anlaşılmayan Dumbledore ailesinin geçmişi hakkında bilgiler içermesi nedeniyle önem taşımaktadır. Dumbledore’un kardeşleri ile olan bağının bir hayli karmaşık olması belki de ailede genetikleşmiş obcurial vakalarından kaynaklanmaktadır. Halası Ariana gibi obscurial olan Credence, hayat hikayesinde yalnız bırakıldığı gibi son filmde de yalnız bırakılmış, hatta adeta bir kenara atılmıştır. Seriyi Credence ile başlatıp daha sonra Credence’ı bir kenara atmak seyirciye yapılan ikinci saygısızlıktır. Sokağa atılmış bir çocukla öz ailesinin bir araya geliş sahnesi ne kadar klişe olursa olsun böyle bir hikâyede yer verilmek zorundadır. Albus Dumbledore’un bu tarz duygusal anlarda takındığı tavra Harry Potter serisinden aşina olanlar için onun kavuşma anında bir kenardan beklemesi problem değil ancak Aberforth için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Keşke Credence’a “always” demek yerine şefkatle baktığı veya sarıldığı dolu dolu bir sahne görebilseydik. Bir kenarda öylesine üstün körü bir kavuşma sahnesi verilmesi diğer iki filmde baştan sona takip ettiğimiz bir karakter için haksızlık olmuş. Bu durumun Ezra Miller’ın da Depp gibi bazı olaylara karışmış olmasıyla ilgili midir bilemem. Film maalesef Harry Potter serisiyle karşılaştırılamayacak kadar çirkin emellere feda edilmiş. Ara sıra verilen HP soundtrackleri, Hogwarts planları, Minerva, Hogsmeade, always göndermesi filmi kurtarmaya yeter diye düşünülmüş. Bambaşka bir dönemde bambaşka bir hikâye işleyen bir senaryonun eski seriye bu kadar yakınlaşması filmin yetersizliğine işaret eder. İkinci filmde yaşanan senaryo benzerlikleri bu filmde de karşımıza çıkmakta, Harry’i, Privet Drive’dan çıkartmak için çok özlü iksirle herkesin Harry’ye dönüşmesi ile Qilin’in taşınmasında altı aynı tip bavulun olması ve hangisinin gerçek bavul olduğunun bilinmemesi tamamen aynı numara.

Bu filmde farklı olaylar görülmediği sürece insanlar Harry Potter serisini tercih etmeye devam edecek çünkü o seride zaten bu olaylar mükemmel bir kemik kadroyla çoktan çekildi. Fantastik Canavarları üstün kılan tek şey Newt Scamander ve canavarları. Seriyi Harry Potter’a benzetmeye çalışmaktansa Newt’e odaklanmayı tercih etselerdi çok daha başarılı olurlardı. Eddie Redmayne, Newt karakteri için seçilebilecek en mükemmel oyuncu. Mimikleri ile utangaçlığı, bilgeliği, mütevazılığı aynı anda verebilen bir yetenek. Kardeşi ile olan tatlı/sert uyumu da gayet yerindeydi. Canavarlar ise müthiş bir hayal gücünün uçsuz bucaksız ürünleri ve biz bu bölümde bavulun içini bile göremedik… Filmin başı çok güzel başladı, Newt’in anne Qilin ile olan bağı, bebek Qilin’ler için mücadelesi seyirciyi yakalamaya fazlasıyla yetti. Filmde Uzak Doğu dokunuşlarının olacağını da haber verir nitelikteydi.  Ancak gitgide azalan Newt-canavar sahneleri ikinci yarıdan itibaren tamamen ortadan kayboldu. Film çok fazla yön içerdiği için akışı iyice kaybetmiş. Newt, Kowalski, başkanlık seçimi, Credence, Aberfoth, Grindelward, Albus hepsi de önemli ve yoğun konular olmasına rağmen aynı filmde ilerletilmeye çalışılmış üstüne üstlükte sonuçta hiçbir neticeye varılamamış. Yapılmaya çalışılan Hitler çağrışımı ve Nazi Almanya’sı atmosferinden bahsetmek bile istemiyorum. Serinin başarısından o kadar tedirgin olunmuş ki seyirciye nereden ulaşacaklarını şaşırmışlar. Başka ülkelerde yer alan Sihir Bakanlıkları ve şehirleri görmek büyü dünyasının gerçekten bir dünya olduğunu görmek açısından doğru bir karar. HP serisinde Ateş Kadehi turnuvası sayesinde farklı cadılık ve büyücülük okullarından gelen öğrenciler görme şansı yakalanmıştı lakin ortam yine Hogwarts ile sınırlıydı. Sihrin sadece İngiltere değil Amerika, Fransa, Almanya gibi ülkelerde de geniş bir yere sahip olduğu gösterilmiş oldu. Bu oldukça heyecan verici bir yenilikken Hitler Almanyası’na gerçekten gerek var mıydı? Fantastik Canavarlar serisi zaten tercih edilen planlar, dönem dokunuşları ve renklendirme ile griye yatkın bir atmosfere sahipken bu kadar karamsarlığa boğulmamalıydı. Başkan seçimleri sırasında aday olan Anton Vogel karakterine hayat veren oyuncu Oliver Masucci’nin (daha önce Hitler rolünde oynadı), Mads Mikkelsen ile olan benzerliği de yanlış bir tercih olmuş. Sanki başka hiçbir oyuncu bulunamayacakmış gibi resmen Mikkelsen’in dublörü olabilecek kadar benzeyen bir oyuncu tercih edilmiş. Bana kalırsa gereksiz akıl karışıklığına neden olmuş.

Kowalski’ye verilen asa fragman çıktığında bir hayli tepki almıştı. Tepki göstermemekle beraber tuhaf karşıladığımı belirtmek isterim. Bana kalırsa asanın tam olarak ne yapabildiği ve hangi amaçla verildiğinin ucu açıktı. Grindelward’un asayı alıp yere atması da oldukça saçma bir hareketti. Kırarsın, fırlatırsın, yok edersin ama alıp ayağının dibine atmazsın… Önce crucio laneti yapıyor daha sonra rakip başkan adayı bu laneti Kowalski’den kaldırdığında hiçbir tepki vermiyor. Sanki herkes başka bir alemde. Filmin başkanlık seçimleri kısmı zaten baştan sona felaketti. Qilin, Aberforth’un evindeki akşam yemeğinde ortamda masum olmayanlar olduğu için kimseye selam vermemişti, başkanlık seçimlerinde onca masum olmayan insanın içinde dolaşıp masum olan birine nasıl selam verebildi? Ayrıca oradaki en masum kişi Albus muydu gerçekten?

Kan yemininin kendiliğinden bozulduğu sahnede Albus ve Aberforth kendi kanlarından olan Credence için Grindelward’a karşı koydu. Gerçek kan bağı kan yemininden üstün geldiği için yeminin bozulduğuna kendimi ikna etmeye çalışırken çok daha saçma bir açıklama ile kan yeminin bozulduğu ifade edildi: “O bana saldırdı ben ise savundum” Eğer sadece kan yeminini taşıyan kişi saldıramıyorsa seneler boyunca yemini taşıyan Grindelward’a Albus neden saldıramadı? Grindelward savunmaya geçer ve yemin bozulurdu.

Birbirlerinin kalp seslerini dinledikleri sahnenin seyirciye etkileyici geleceğini düşünmüş olsalar gerek ama ben hiç profesyonel bulmadım zaten J. K. Rowling’in aylardır içerisinde bulunduğu polemikleri bilenler için bu filmi anlamlandırmak pek mümkün değil. Seçilen sahneler, işlenen konular, azaltılan roller hiçbiri de mantıklı gözükmüyor. Tina’nın bütün film boyunca bakanlıkta durmuş olması, gelmemesinin gerekçesi olarak bunun söylenmiş olması da seyirciye yapılan üçüncü yanlıştı. Eğer oyuncuyla ilgili bir problem vardıysa çekileceği tek sahne için düğün gününü değil, Bunty yerine seçimlere Qilin’i getirenin Tina olmasını tercih ederdim. Bu durumda Newt’le birlikte mücadele vermemesinin haklı bir gerekçesi oluşturulmuş olurdu. Ben bu serinin, özellikle de son filmin tamamen farklı amaçlar üzerine kurulduğu hissettim bu durum sihir dünyası hayranları için üzücü bir gerçek. Serinin akıbeti bu film ile belirlenecek, her filmi yarım bırakarak serinin film sayısını arttırmaya çalışıyor olmaları hayran kaybetmelerine neden oluyor. Keşke bunun bilincinde olarak bir final sahnesi çekselerdi. Grindelward vs Dumbledore savaşını izlemesek de nasıl sonuçlanacağını biliyoruz ama Credence için aynısı söylenemez eğer seri devam etmezse yarım bırakılmış bir şekilde sonlanmış olacak.

Son olarak gitgide artmakta olan bir modayı bu film vesilesiyle eleştirmek istiyorum. Sessiz filmler gücünü tamamen görselden alır, bu nedenle vermek istenilen his tamamen görüntüyle verilir. Zamanla sesli filmler yaygınlaştı ve sesin gücü özellikle aksiyon, gerilim, korku türlerinde etkin şekilde kullanılır oldu. Yirmi birinci yüzyıl, görsel teknolojinin zirvesinin yaşandığı ve hala da gelişmekte olan bir yüzyılı işaret etmektedir. Özellikle son iki yıldır filmlerin görsel anlamda oldukça üst seviyelere çıktığı bilinmekte, bu durumla doğru orantılı olarak filmlerde kullanılan müziklerin sürelerinde de bir artış meydana geldi. Ben baskın ve uzun ses kullanımının yetersiz görüntüleri kurtarmak için birebir olduğuna inanıyorum ama mükemmel bir görüntü izlerken sürekli müzikten yararlanılmasını kaliteli bir film için yapılacak en büyük ihanet olarak görüyorum. Bırakın görsellik kendini konuştursun. Müzikle önüne geçmek için verilen savaşı hayretler içerisinde izliyor, bu modadan en kısa zamanda uzaklaşılmasını temenni ediyorum.

Fantastik Canavarlar Dumbledore’un Sırları: Büyü Dünyası’nda İşler İstendiği Gibi Gitmiyor

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap