Erna i Krig | Bir Kadının Çatıştığı Cephe: Sevgi (İKSV Özel)

Erna i Krig | Bir Kadının Çatıştığı Cephe: Sevgi (İKSV Özel)

Erna i Krig ,Annem Savaşa Gidiyor, Henrik Ruben Genz imzalı bir Danimarka-Belçika-Estonya ortak yapımı. Danimarkalı yönetmen Genz, bizleri 1 saat 40 dakika kadar bir süre için 1. Dünya Savaşı cephesine götürüyor.

Almanların yanında Almanya İmparatorluğu için savaşmalarına rağmen Danimarkalı olan ve Danca konuşan bir anne oğul ile ekran aydınlanıyor. Şarküteri ile ilgilenen ve becerikli bir kadın olan Erna’nın oğlu Kalle ona bir takım sorular yöneltiyor fakat Erna oğlu için endişeli: sabah onu almaya gelecekler var. Savaşın bir anneye olan etkisini tartışmak elbette olanaksız; fakat işin bir de şöyle bir yönü var ki Kalle engelli, Erna’nın deyişiyle ‘yarım akıllı’.

Savaşa veya herhangi bir şiddet ortamına uygun olmayan Kalle’yi cepheye göndermemek adına; kapıya dayanan komutan ve askerlere Erna karşılık veriyor. Fakat Almanlar kötü durumda olduğundan; her türlü askere ihtiyaç var. Bu yüzden Komutan Feldwebel Erna’yı general ile konuşturabileceğini fakat oğlunu kesinlikle alıp birliğe götürmesi gerektiğini söylüyor. Erna’nın general ile konuşma fırsatı yakalamak için kullandığı koz ise Komutan’ın ona olan ilgisi. Erna evlilik sözü verdiği komutan sayesinde generalin yanına gidiyor fakat işler hiç umduğu gibi gitmiyor. Kalle eninde sonunda savaşa gidecek.

Güçlü ve disiplinli bir kadın ve anne olan Erna oğluna kaçması için talimatlar veriyor ve onu aşağıda bekliyor; fakat kaçmak isteyenler Kalle ile sınırlı kalmıyor ve kaçmaya çalışıp vurulan askerlerin arasında biri Erna ile yer değiştiriyor. Erna ona sınırı geçme fırsatını verirken; kendini çok bilinmedik ve örneğine rastlanmayan bir maceraya atıyor. Kıyafetlerini değiştirip saçlarını kestiren Erna; bölüğe girmek için adımını atıyor ve ona yardım edecek olan insanı arıyor.

Annem Savaşa Gidiyor ismi benim için ilk başta kadınların da katılmak zorunda olduğu bir savaşı andırdı. Fakat işin aslı Erna; erkek kılığına girmeye çalışarak savaşa katılıyor. Bu konuda oldukça başarısız olan Erna kendini hemen herkese fark ettiriyor ve sırf kadın olduğu için oğlu yaşında denebileceklerden tutup, yaşça büyük tüm erlere kadar ilgi çekiyor.

Filmin başrolünde Trine Dyrholm, Sylvester Byder, Ulrich Thomsen, Gert Raudsep gibi isimler var. Birinci dünya savaşı kıstası ile baktığımız zaman aklımıza fazla sayıda asker ile çekilmiş kan ve vahşet dolu çatışma anları gelebilir ancak yönetmen savaşı daha sade bir şekilde göstermiş. Savaşacakları cepheye gittikten sonra dışarıdan duyduğumuz bomba ve silah sesleri dışında; patlayan malzemelerin yansıttığı ışıklar dışında pek fazla bir savaş sahnesi görmüyoruz.

Erna’nın sayım yapılırken veya yemek sırasında beklerken; veya trende cepheye giderken nasıl fark edilmeyeceği konusunda çok fazla şüphelerim vardı. Fakat zaten filmin amacı Erna’yı erkek gibi gösterip de diğerlerinden saklamak değil, aksine tüm askerlerin gözüne sokulabilecek kadar orta yaşta bir kadın üniforma giyiyor. Gören herkes ‘Kesinlikle bir kadın.’ diye kadın olduğunu da anlıyor fakat kimse sesini çıkarmıyor. Konu hakkında söylentiler çıktığında da karakterlerimiz erken saatte cephe değiştirip kendilerini ve ‘koruyucu melekleri‘ olan Erna’yı ceza almaktan kurtarıyorlar.

Bir anne savaşa giderse ne olur? Erna i Krig’i izleyene kadar bunu düşünmemiştim. Kadınların askere gitmesi veya cephede çarpışması konuşmalara konu olmuştur şimdiye kadar fakat bir annenin oğlunun yanında savaşa katılması bana göre farklı ve ilgi çekici bir fikir olmuş. Özellikle de aklı selim olmayan bir oğlanın annesi iseniz.

Filmin bu noktasında daha önce hiçbir erkekle birlikte olmadığı söylenen Erna’ya gözler çevriliyor. Çünkü bir oğlu var fakat hiçbir zaman bir kocasının olmadığı söyleniyor. Her ne kadar komutana evlilik sözü verse de, bir çıkar ilişkisine girse de; Anton karakteri ile girdiği romantik/cinsel ilişki esnasında gerçeği beyan ediyor. Bir bakıma sürpriz olmayan, bir bakıma ise hem tüyler ürpertici hem de çok şaşırtıcı bir gerçek olan Erna’nın Kalle sırrı işleri daha da ilginç hale getiriyor, ve tüm olanlar ‘su’ yüzüne çıkıyor.

Film genel manada durgun bir moda sahip; kan ve vahşet dolu savaş filmlerinden uzak, karakterlerin korkuları veya iç dünyalarına daha fazla yer vermiş bir film. Karakterlerin hemen hepsi soğuk yapıda insanlar ve tabii ki her an ölecek olma ihtimalleri onların kanını daha da çok donduruyor. Benim için izlemesi keyifli ve sonunu merak ettiren bir yapım oldu. Fakat senaryo genelde durgun ve durum bazında geçtiği için çok fazla etkileyici bulamadım. Ortanın bir tık üstü, kesinlikle ilgi çekici bir konuya sahip, oyuncuların da işini güzelce hallettiği bir film Erna i Krig.

Savaş her daim bir şeylerin başlangıcı ve birçok hayatın da sonudur. Karakterlerimizin hiçbiri uğruna savaştığı şeye bağlı olmadığından, bu seyirciye çok daha fazla acı veriyor. Ceplerinde taşıdıkları Danimarka bayrakları onların bir bakıma hayatını kurtarıyor ki zaten savaş onların savaşı da değil.

Filmin sonuna dair düşüncelerim daha dramatik yönde olsa da, tatmin etmeyen bir son olmamış. Kaderine yenik düşemezsin gibi bir fikir de çıkmıyor değil; oysaki film boyunca Erna karakterinin tek derdi Kalle’nin bulunduğu durumu ve savaşın kaderini inkar etmek. İronilerle ve psikolojik gerilimlerle dolu bir film olan Erna i Krig’in benim için on üzerinden puanı yedi. Ve ‘düşüncelere daldığım’ zaman içimdeki ses her zaman şunu tekrarlıyor: savaş sadece kadınlar veya mazlumlar için değil; savaş hiçbir insan için uygun değildir. Bir kadın perspektifinden de bir şeylerin çözümü savaş olmasaydı ne olurdu; senaryosunu düşünmemek ise hiç elde değil.

Erna i Krig | Bir Kadının Çatıştığı Cephe: Sevgi (İKSV Özel)

Elif Issı’nın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

0 0 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster