Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriDon’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Yazar: Gülcan Zerey
Don't Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Çoğu zaman izlediğimiz dizi ve filmlerde gerçek olamayacak kadar güzel aşkları, olayları veya karakterleri izleriz. Ancak bence asıl etkileyici olan, hayatın diğer perdelerini aralayan ve empati kurmamızı sağlayan hikâyeler. Gerçek hayatta var olabilecek hikâyelerin bize Don’t Say Good Luck filmindeki gibi samimiyetle ve içimize dokunarak anlatılması da bu yüzden önemli. İzlemeye değer filmler listemde güzel bir yere sahip olan ve sahici hissettiren bir yapım olmuş.

Hayat, bazı şeyleri öğrendikten sonra aynı akışında devam edemiyor. 14 Ağustos’ta Netflix’te yayımlanan müzikal drama filmi Don’t Say Good Luck, bize bunu bir ailenin yaşayabileceği en iç burkan olaylardan biri üzerinden anlatıyor. 1 saat 30 dakika süren filmde, karakterlerin yerine kendinizi koyabileceğiniz bir anlatım ve oyunculukla gerçekte yaşanabilecek ve yaşanan olayları izleme fırsatı buluyoruz.

Don't Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Oyuncular Hakkında

Başrolünde Sunny Sandler’ın yer aldığı filmde, anne rolünde ise Melanie Lynskey’yi görüyoruz. Duyumlarıma göre filmin yönetmeni Julia Hart, bu rol için yalnızca Melanie Lynskey’yi istemiş. Bu tercih, aslında filmin duygusal tarafını düşündüğümüzde oldukça anlamlı. Çünkü Lynskey’yi özellikle Yellowjackets’ta kırılganlıkla gücü aynı anda taşıyan performansıyla, Two and a Half Men ve Togetherness gibi yapımlardan da tanıyoruz. Burada ise terminal kanserle mücadele eden ancak hastalığının kızının hayatını gölgelemesini istemeyen bir anneyi canlandırıyor.

Başrolümüz Sunny Sandler ise Adam Sandler’ın kızı olması nedeniyle uzun süredir babasının filmlerindeki küçük rollerde karşımıza çıksa da asıl dikkatleri 2023 yapımı You Are So Not Invited to My Bat Mitzvah ile üzerine çekmişti. Stacy Friedman karakterini canlandırdığı bu yapımın ardından Bana Şans Dileme, onun ilk solo başrolü olarak öne çıkıyor.

Filmde baba Ted karakterine ise özellikle New Girl’deki Schmidt rolüyle tanıdığımız Max Greenfield hayat veriyor. Komedi tarafındaki enerjisiyle hatırladığımız Greenfield’ı burada daha sakin ve ailesini bir arada tutmaya çalışan bir baba olarak izliyoruz.

Kadronun dikkat çeken diğer isimlerinden Steve Buscemi ise Fargo ve Ghost World gibi yapımlardaki unutulmaz performanslarıyla tanıdığımız deneyimli bir oyuncu. Filmde Sophie’nin büyükbabası olarak karşımıza çıkıyor. Bebe Neuwirth ise Cheers ve How to Lose a Guy in 10 Days gibi yapımlardan tanıdığımız bir diğer deneyimli isim olarak kadroya eşlik ediyor.

Filmin Konusu ve Detayları

Filmin gerçek hayatla bu kadar yakından ilişkili bir şekilde ilerlemesi, açıkçası hem empati kurmamızı hem de filme daha fazla samimiyet duymamızı sağlamış. Filmin konusunu kısaca anlatmak gerekirse, lise öğrencisi Sophie’nin okul müzikalinde başrolü kapmaya çalışırken annesinin kanserinin geri döndüğünü öğrenmesiyle hayatının bir anda değişmesini konu alıyor.

Bir yandan hayalini gerçekleştirmek ve gençliğini yaşamaya devam etmek isteyen Sophie, diğer yandan annesini kaybetme korkusuyla yüzleşiyor. Film de tam olarak bu ikilem üzerinden, bir insanın hayatındaki en zor dönemlerde bile yaşamaya, hayal kurmaya ve mutlu olmaya devam edebilmesini anlatıyor.

Don't Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Sophie’nin yaşadığı bu durum, filmi yalnızca bir hastalık hikâyesi olmaktan çıkarıp aslında bir kayıp ihtimalinin insanın hayatını nasıl değiştirebileceğine odaklanan bir hikâyeye dönüştürüyor. Çünkü Sophie için annesi sadece annesi değil; aynı zamanda en büyük destekçisi, yol göstericisi ve kendisini en iyi anlayan kişi. Bu nedenle annesinin hastalığıyla yüzleşmek, Sophie’nin yalnızca onu kaybetme korkusuyla değil, annesi olmadan nasıl bir hayat kuracağı sorusuyla da karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

Üstelik Sophie’nin hayatı, hastalık haberini aldığı anda durmuyor. Okul devam ediyor, müzikal için provalar sürüyor, arkadaşlıkları ve hoşlandığı çocukla ilişkisi devam ediyor. Filmin bence en samimi tarafı da burada ortaya çıkıyor. Sophie bir yandan annesi için endişelenirken diğer yandan gülüyor, eğleniyor, sahneye çıkmak istiyor ve kendi hayatını yaşamaya devam ediyor.

Film de bize zor bir dönemden geçerken mutlu olmanın ya da hayallerinin peşinden gitmenin yaşadığın acıyı küçültmediğini hatırlatıyor. Bu açıdan Don’t Say Good Luck, sadece “annesini kaybetmekten korkan bir genç kızın hikâyesi” değil; büyümek, hayatın kontrolümüz dışında gelişen taraflarını kabul etmek ve sevdiğimiz insanları kaybetme ihtimaliyle yaşamayı öğrenmek üzerine bir büyüme ve yetişkinliğe geçiş hikâyesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bu hikâyenin izlerini de filmin sonlarında görüyoruz. Filmin başlangıcında küçük kardeşlerini uyandırmaya giden annenin yerine artık Sophie küçük kardeşlerini uyandırmaya gidiyor.

Don't Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Sophie’nin annesi ve babasına destek olmak için gelen anneannesi ve dedesini de göz ardı etmemek gerekiyor. Uzun süredir almak istediği sürüş derslerini dedesinden almaya başlıyor Sophie. Burada aralarındaki bağ ve ilişki görülmeye değer; izleyicide samimi ve sıcak bir his bırakıyor.

Anneannesi ise aslında kendi bildiğini okuyan ve dinlemeyi pek bilmeyen biri. Ancak filmin sonlarına doğru onun da bu süreçte değiştiğini görebiliyoruz. Belki de filmin en güzel yaptığı şeylerden biri, bu değişimi yalnızca Sophie üzerinden anlatmaması.

Hikâyenin en üzücü taraflarından biri ise Sophie’nin annesinin nükseden kanserinden bu defa kurtulamayacağını öğrenmesi. Bu sebeple Sophie artık annesi hayattayken her saniyesini onunla geçirmek istiyor. Bunun en belirgin örneğini, son sahnelerde oyunu bırakıp annesinin yanına, eve dönmesinde görüyoruz.

Müzikal Dramanın Müzikleri

Filmin müzikal tarafı da hikâyenin duygusunu güçlendiren en önemli unsurlardan biri. Waitress müzikalinden kullanılan şarkılar, Sophie’nin yaşadığı değişimi ve duygusal çatışmaları doğrudan destekliyor.

Özellikle “She Used to Be Mine”, Sophie’nin film boyunca geçirdiği dönüşüm düşünüldüğünde ayrı bir önem taşıyor. Şarkının geçmişteki hâlinle bugün olduğun kişi arasındaki farkı anlatması, annesinin hastalığıyla birlikte hayatı bir anda değişen Sophie’nin yaşadıklarıyla örtüşüyor.

Bu nedenle müzikler filmde yalnızca sahneleri destekleyen bir unsur olarak kalmıyor; Sophie’nin söyleyemediklerini ve yaşadığı duyguları sahne üzerinden ifade etmesini sağlıyor.

Don't Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Genel Değerlendirme

Don’t Say Good Luck, ilk bakışta lise, müzikal ve aile draması üzerinden ilerleyen klasik bir gençlik filmi gibi görünse de aslında kaybetme korkusu, büyümek ve hayatın zorlu dönemlerinde yaşamaya devam edebilmek üzerine daha duygusal bir hikâye sunuyor.

Bu hikâyeyi biraz daha güvenli bir anlatımla ele aldıklarını söylemek mümkün. Bu nedenle film, bazı noktalarda daha cesur ve derinlikli bir anlatım bekleyen izleyicilerden eleştiri alabilir. Ancak genel olarak baktığımızda kendi içindeki akışı ve oyunculukları başarılı bulduğumu söylemem gerekiyor.

Bu tarz, gerçek hayatın içinden hikâyeleri seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. 🙂

Puan: 8/10

Don’t Say Good Luck: Gerçek Hayatın İçinden Bir Hikâye

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...