Eat Pray Love: “Attraversiamo – Karşıya Geçelim.”
Ne zaman arayışa geçer insan; kendini kaybettiğinde mi, yoksa kendinden vazgeçtiğinde mi? Bilmiyorum. Belki sen de bilmiyorsun. Belki de insan, cevabı bulmak için henüz çok erkenken gitmek ister.
Heidegger’e göre insanın içinde hep biraz “evinde değilmiş gibi hissetme” hâli vardır. Dünyanın içinde yaşarız ama bir yandan da hiçbir yere tam anlamıyla ait olamıyormuşuz gibi hissedebiliriz. Belki de bu yüzden insan, bulunduğu yerde bile zaman zaman başka bir yere gitmek ister. Dolayısıyla bazen insanın gitmek istemesinin nedeni bulunduğu yerin kötü olması değildir. Orada kendisini artık “evinde” hissedememesidir.
Eat Pray Love (Ye, Dua Et, Sev): bir kadının kendi hayatını ve varoluşunu yeniden sorgulamasıyla başlayan, büyük bir gitme arzusunun peşinden kendini yeniden keşfetmesine uzanan bir hikâye. Gazeteci ve yazar Elizabeth Gilbert’ın kaleminden çıkan bu yolculuk, bazen insanın kendini bulmak için önce bulunduğu yerden gitmesi gerektiğini anlatıyor.
Amerikalı yazar ve yönetmen Ryan Murphy, bir röportajında hikâyeyle çok derin bir bağ kurduğundan bahsediyor. Hikâye ile Murphy arasında kurulan bu duygusal bağ, filmin nasıl olması gerektiği konusunda da belirleyici olmuş.

Eat Pray Love: “Attraversiamo – Karşıya Geçelim.”
Gerçek Mekânlarda Bir Yolculuk
Zarafeti ve oyunculuğuyla sinema dünyasının sevilen yıldızı Julia Roberts, bu senaryoya dâhil olduğunda yapım ekibinden tek bir şey istiyor: Filmin, hikâyenin geçtiği gerçek mekânlarda çekilmesi.
Ryan Murphy de kitabın ruhuna ve Elizabeth Gilbert’ın gerçek yolculuğuna sadık kalmak istediği için bu yaklaşımı güçlü biçimde destekliyor.
Film, kitapla paralel olarak New York’ta başlıyor; İtalya, Hindistan ve Bali’nin kalbinde devam ederek finale ulaşıyor. Bu dört farklı bölgenin çekim planlaması, Murphy ve prodüksiyon ekibi için bazı şüpheleri de beraberinde getirmiş. Özellikle renk, ışık ve ambiyansın bütünlüğünü bozacak hiçbir şeye izin vermemeleri gerekiyormuş. Bunun yanı sıra halka açık alanlarda kurulan setlerin hayran kitleleri tarafından sürekli ziyaret edilen bir alana dönüşmesi de yer yer endişelere sebep olmuş.
Tüm bunlara rağmen Murphy’ye sormak istiyorum:
“Liz’in yolculuğunda sence asıl değişen hayatı mıydı, yoksa hayata bakışı mı?”
“Dünyaya kafandan bakma, kalbinle bak. Bu yolla Tanrı’yı tanıyacaksın.” diye bir cevap verse gülümserdim. (Filmden bir alıntı.)
Sence sorunun cevabı ne? Belki benimle paylaşmak istersin…
Filme dönelim.

Eat Pray Love: “Attraversiamo – Karşıya Geçelim.”
Mekânlar, Müzikler ve Filmin Ruhu
2010 yılında vizyona giren bu filmde, tüm şüphelerin birer endişeye dönüştüğünü söylemek belki de samimi bir itiraf olur. Mekânlar, atmosfer, renkler… Filmin ruhuyla dans eden soul, rock, caz, Brezilya ve Hint müziklerinin bir arada kullanılması da bu yolculuğun duygusunu güçlendiriyor.
Altın Küre ve Akademi Ödülü adaylığı bulunan besteci Dario Marianelli de film için özgün müzikler hazırlamış. Marianelli, Aşk ve Gurur için yaptığı bestelerle hafızamızda romantik bir iz bırakmışken burada da filmin arayış ve dönüşüm duygusuna eşlik ediyor.

Eat Pray Love: “Attraversiamo – Karşıya Geçelim.”
Yola Çıkmak
Klasik bir söylem olacak sanırım ama yine de yeri gelmişken söyleyelim:
“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
Belki de bütün mesele bir yere varmak değil; yola çıkmak için kendimize izin vermektir. Yanılmaya, değişmeye, fikrimizi değiştirmeye, başka bir şehirde başka birine dönüşmeye… Hayatın bize çizdiği sınırların biraz dışına taşmaya cesaret etmek.
Biraz denemek, biraz kaybolmak, biraz sevmek…
Ve belki en sonunda kendine geri dönmek.
Eve dönmek.
Öpsün Seni Güvercinler