Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriLars and The Real Girl: Alışılmışın Dışında, Sıcacık Bir Hikaye

Lars and The Real Girl: Alışılmışın Dışında, Sıcacık Bir Hikaye

Yazar: Aslıhan Or

Lars and The Real Girl (2007): Alışılmışın Dışında, Sıcacık Bir Hikaye

Lars and the Real Girl, ilk bakışta oldukça tuhaf görünen bir hikayeye sahip. Film, içine kapanık, insanlarla iletişim kurmakta zorlanan Lars Lindstrom’un internet üzerinden gerçek boyutlarda bir oyuncak bebek satın almasıyla başlıyor. Ancak Lars, Bianca adını verdiği bu bebeği sıradan bir obje olarak değil, gerçek sevgilisi olarak görüyor. İlk bakışta absürt gibi duran bu fikir, film ilerledikçe bambaşka bir anlam kazanıyor. Aslında anlatılan şey bir aşk hikayesinden çok, yalnızlık, travma, iyileşme ve bir insanın yeniden hayata tutunma çabası. Hikayenin en sevdiğim tarafı da buydu. Başta garip görünen olay örgüsü, ilerledikçe çok daha duygusal ve insani bir yere evriliyor.

Lars and the Real Girl ve Ryan Gosling’ın Başarılı Performansı

Filmin yönetmen koltuğunda Craig Gillespie oturuyor. Karakter odaklı anlatımı tercih eden Gillespie, hikayeyi dramatize etmek yerine oldukça sakin ve doğal bir dille anlatmayı seçmiş. Başrolde ise Ryan Gosling var. Açıkçası Ryan Gosling’ın oyunculuğunu daha önce de beğeniyordum ama bu filmde bambaşka bir performans sergilemiş. İzlerken gerçekten Lars Lindstrom’u izlediğime inandım. Karakterin konuşma şekli, çekingen tavırları, bakışları ve beden dili o kadar gerçekti ki bir oyuncu izlediğimi zaman zaman unuttum. Emily Mortimer, Paul Schneider ve Patricia Clarkson gibi isimler de oldukça başarılıydı. Özellikle Lars’a yaklaşım biçimleri, hikayenin sıcaklığını artıran en önemli unsurlardan biri olmuş. Yine de Ryan Gosling’ın performansı o kadar güçlü ki diğer oyuncular doğal olarak biraz arka planda kalıyor.

Hiçbir beklentiyle izlemediğim bir filmdi. Sadece hikayesi bana ilginç geldiği için açmıştım. Hatta ilk birkaç dakikada “Bu film gerçekten ne anlatmaya çalışıyor?” diye düşündüğümü bile hatırlıyorum. Ama film ilerledikçe beni yavaş yavaş içine çekti. Bir noktadan sonra Bianca’yı değil, Lars’ın neden Bianca’ya ihtiyaç duyduğunu anlamaya başladım. İşte filmin bence en güçlü tarafı da buydu. Seyirciyi karakteri yargılamaya değil, onu anlamaya yönlendiriyor.

Lars and The Real Girl

Lars and The Real Girl

Lars and the Real Girl: Yalnızlık, Anlayış ve Koşulsuz Kabul

İzlerken düşündüğüm kadar gülümsediğim anlar da oldu. Mizahı çok bağırarak yapan bir film değil. Daha çok karakterlerin doğallığından çıkan küçük tebessümler bırakıyor. Ama bir yandan da Lars’ın yaşadığı yalnızlığı, insanlarla bağ kuramamasını ve iç dünyasında verdiği mücadeleyi izlemek beni gerçekten etkiledi. Özellikle kasabadaki insanların Lars’a yaklaşımı çok hoşuma gitti. Başka bir filmde herkes onunla dalga geçebilir ya da dışlayabilirdi. Burada ise tam tersine onu anlamaya çalışmaları, yargılamadan yanında olmaları filmi benim gözümde daha da değerli yaptı.

Bir de filmin temposunu çok sevdim. Büyük olaylar ya da sürekli şaşırtmaya çalışan sahneler yok ama buna rağmen sıkılmadan izledim. Hikayeyi ağır ağır anlatıyor ve karakteri tanımak için izleyiciye zaman veriyor. Bence bu filmin en büyük artılarından biri de buydu. Günümüzde birçok film sürekli bir şeyler yaşatmaya çalışırken, Lars and the Real Girl tam tersini yapıyor. Sessizliğiyle, küçük anlarıyla ve karakterlerin bakışlarıyla ilerliyor. Bu yüzden filmi izlerken acele ettirilmiş hiçbir duygu hissetmedim. Her sahnenin bir amacı vardı ve filmin sonunda o küçük detayların neden önemli olduğunu daha iyi anladım. Belki herkesin seveceği bir anlatım tarzı değil ama ben bu sakin tempoyu ve karakter odaklı yapısını gerçekten sevdim.

Lars and The Real Girl

Lars and The Real Girl

Son Söz

Sonuç olarak Lars and the Real Girl, ilk bakışta herkese hitap etmeyecek gibi görünen ama izledikçe insana çok farklı duygular hissettiren filmlerden biri oldu benim için. Büyük olaylar anlatmıyor, yüksek tempolu da değil. Ama karakterini o kadar güzel işliyor ki film bittikten sonra uzun süre aklımda kaldı. Beni hem düşündüren hem de yer yer gülümseten nadir yapımlardan biri oldu. Eğer klasik romantik komedilerden ya da klişe dramlardan farklı bir şey izlemek istiyorsanız, bu filme mutlaka bir şans vermenizi öneririm. Bana göre asıl anlatmak istediği şey yalnızlık değil; anlaşılmanın ve koşulsuz kabul görmenin bir insanı nasıl değiştirebildiği. Bu yönüyle de uzun zamandır izlediğim en samimi filmlerden biri oldu.

Lars and The Real Girl (2007): Alışılmışın Dışında, Sıcacık Bir Hikaye

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...