Bridgerton 4. Sezon 2. Kısım: Sophie ve Benedict Aşkı
29 Ocak’taki ilk kısmın ardından nefesler tutulmuş, Benedict’in o malum “metres” teklifiyle ekran başında kalakalmıştık. 26 Şubat itibarıyla Netflix, Shondaland imzalı Bridgerton 4. sezonunun son 4 bölümünü (5-8. bölümler) yayımlayarak bu sınıfsal ve duygusal düğümü nihayet çözdü. İlk kısımda aristokrasinin ışıltılı dünyası ile merdiven altının gerçekliği arasındaki o keskin çizgiyi hissetmiştik; ikinci kısım ise bu çizginin nasıl aşıldığına, daha doğrusu o katı duvarların nasıl yıkıldığına odaklanıyor.
Heyecanla beklediğimiz ikinci kısmı konuşmak için sabırsızlanıyorum. Açıkçası beklentimi hem karşıladı hem de bana çokça eleştireceğim malzeme verdi. Öncelikle şu sezonları bölmeyin, hele ki ikinci kısımda karakter sürelerini dengeli dağıtamayacaksanız hiç bölmeyin! İncelememizde bolca spoiler olacak, önden uyarmalıyım!
Sophie Baek & Benedict Bridgerton: 4. sezonda o malum teklif
İlk kısım incelemesinde bahsettiğim o hayal kırıklığı yaratan sahneyi hatırlarsınız. Benedict’in, sınıf farkının arkasına sığınıp Sophie’ye evlilik yerine metresi olmayı teklif etmesi, aslında Mayfair’in ikiyüzlü ahlak anlayışının tam bir yansımasıydı. İkinci kısımda ise Sophie’nin bu duruma verdiği tepki dizinin asıl itici gücü oluyor.

Bridgerton 4. Sezon: Sophie Baek (Yerin Ha) & Benedict Bridgerton (Luke Thompson)
Sophie, sadece kurtarılmayı bekleyen bir “Gümüşlü Kadın” değil; onurunu ve kimliğini her şeyin önünde tutan, kendi ayakları üzerinde durmayı seçen gerçek bir direnişçi. Yerin Ha’nın performansı bu bölümlerde çok daha derinlikli bir hal alıyor. İlk kısımdaki o gizemli maskenin ardındaki kadının, Lady Araminta Gun’ın artan psikolojik şiddetine ve sosyal normlara karşı verdiği hayatta kalma mücadelesini izlemek tek kelimeyle tatmin edici. Sophie’nin sınırlarını net bir şekilde çizmesi, klasik Külkedisi masalını ucuz bir romantizmden kurtarıp ayakları yere basan bir kadın hikayesine dönüştürüyor. Benedict’e haddini bildirdiği sahneler, bence herkesin o büyülü Bridgerton evreninden çıkıp biraz olsun ayaklarının yere basmasını sağladı.
Benedict Bridgerton’ın Karakter Gelişimi ve Sanatçı Ruhunun Sınavı
Benedict favori karakterim olmasa da, bu sezonda geçirdiği evrimi inkar edemem. İlk kısımdaki o ayrıcalıklı ve kör tutumundan sıyrılması kolay olmuyor. Ancak Sophie’nin tavizsiz duruşu, Benedict’i o çok sevdiği bohem atölyelerin ve korunaklı dünyasının dışına çıkmaya, gerçek hayatın bedelleriyle yüzleşmeye zorluyor. Babası Edmund’dan miras kalan o gerçekliği ve kusurlu güzelliği görme yetisi, nihayet sadece tuvallerinde değil, kendi hayatıyla ilgili aldığı kararlarda da kendini gösteriyor. Sosyal statüsünü ve ailesinin itibarını bir kenara bırakıp statükoya başkaldırması, kaç sezondur beklediğimiz o olgunlaşma evresinin nihayet tamamlandığını kanıtlıyor. Ve burada Mama Bridgerton’ımızdan öğreniyoruz ki, aslında Benedict herkesten çok annesine benziyor. Benedict’in isyanının aile içinde bir savaşa dönüşmek yerine, koca ailenin ortak isyanı haline gelmesine ise bayıldım!

Bridgerton 4. Sezon: Anthony Bridgerton (Jonathan Bailey)
Mayfair’e Dönüş: Antony & Kate Bridgerton 4. Sezon 2. Kısımda
İkinci kısımda görmeyi en çok arzuladığım çift hiç şüphesiz Anthony ve Kate idi. Viscount ve Viscountess Bridgerton’ı bebekleriyle ekranlarda görme fikri beni çok heyecanlandırsa da, onlara bu kadar az ekran süresi verilmesi büyük hayal kırıklığı yarattı. İnsan biraz daha izlemek istiyor! Yine de Anthony’nin varlığı, Benedict’in karar alma sürecinde aile dinamiğinin ne kadar belirleyici olduğunu bize bir kez daha hatırlattı.
Francesca, John, Michaela Stirling: Bridgerton 4. Sezon yan hikayeleri
İlk kısımda Francesca’nın iç dünyasındaki o tanımlayamadığı huzursuzluğa değinmiştim. İkinci kısımda John’a veda edeceğimiz afişlerden az çok tahmin ediliyordu ama bence bu fazla erken bir veda oldu. Eğer 5. sezon Eloise’in sezonu olacaksa, John pekâlâ önümüzdeki sezon aramızdan ayrılabilirdi; böylece kitapların kronolojisiyle daha uyumlu bir akış izlerdik. Francesca ve Michaela hikayesini ne kadar heyecanla beklesem de John’un bu kadar çabuk harcanmasına üzüldüm. Hele o son sahnesinde Francesca ve Michaela’ya uzun uzun bakarak veda edişine kalbim paramparça oldu…

Bridgerton 4. Sezon: Lady Violet Bridgerton & Francesca Bridgerton
Michaela ise şu anlık tam bir kapalı kutu. John ile aralarındaki bağın ne kadar tatlı ve derin olduğunu gördük. John’u kaybettikten sonra içine kapanması, eşyalarını daire şeklinde dizip sessizce yasını tutması çok etkileyiciydi; onun hikayesini ve sakladığı sırları öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Francesca ile aralarındaki o tuhaf gerilimin zamanla derin bir yoldaşlığa dönüşmesi ise serinin geleceği için muazzam bir alt metin inşa ediyor.
Eloise cephesinde o içsel yalnızlık ve köksüzlük hissi devam ediyor; ancak hikayesinin bu sefer biraz daha iyi işlendiğini görmek iyi hissettirdi. Gelecek sezon sosyeteye takdim edilecek olan Hyacinth ile kurduğu o tatlı ilişki ve Eloise’in aslında ne kadar savunmasız olduğunu, birini sevmekten ve onu kaybetme ihtimalinden ölesiye korktuğunu bize hissettirmeleri ikinci kısmın en iyi hamlelerinden biriydi.
Lady Whistledown’a gelirsek… Kraliçe ile kurduğu o kontrollü ilişki biçiminden duyduğu rahatsızlıktan kurtulması, kalemini yeniden özgürleştirmesi tam da olması gerekendi. Ancak yine de havada kalan bir şeyler var. Genel olarak Bridgerton kadınları kendi sezonları geçtikten sonra kimliklerinden neden bu kadar uzaklaşıyor bilemiyorum. Penelope’nin ilk kısımdaki pasifliği keyfimi epey kaçırmıştı; bu kısımdaki gidişat durumu bir nebze toparlasa da hala o eski, keskin kalemli Lady Whistledown’ı aradığımı söylemeliyim. Yeni Whistledown meselesi ise sezonun son “plot twist”i olarak akıllara kazındı.
Yan Karakter Kalabalığı vs. Love Story
Bu kadar çok yan karakterden bahsetmemin sebebi, yapımcıların bu sezon ana çiftten çok bize onları izletmesi. Adını bile anmadığım daha tonla detay var: Sophie ve Posey sahnelerindeki o harika ‘sisterhood’ hissi, Lady Danbury ve Kraliçe arasındaki o sessiz kabulleniş ve kahkaha krizleri, Mama Bridgerton Violet ve Lord Anderson yakınlaşması, Alice Mondrich’in Kraliçe’nin nedimesi oluşu ve entrikaları derken yan hikayelerden başımızı alamadık.
Madem bunlardan bahsettik, asıl meseleye, Sophie ve Benedict uyumuna dönelim. İkinci kısımda doya doya onları izlememiz gerekirken, alelacele sıkıştırılmış bir Benedict-Sophie hikayesinden çok daha fazlasını hak ediyorduk bence. Yine de ekrandaki o muazzam uyumu ve harika bir ‘love story’ izlemiş olmanın keyfini inkar edemem. Yerin Ha o kadar güzel, o kadar yerinde bir Sophie oldu ki! Benedict ise tüm Bridgerton kardeşler içinde aşkı uğruna en çok savaşan kişi unvanını bileğinin hakkıyla aldı. Hele o ilk tamamladığı portrenin Sophie oluşu… Orada bir damla gözyaşı bıraktığımı itiraf etmeliyim.
Minik bir parantez de Daphne’yi izleyemeyişimize açmak istiyorum. Hastings Dükü’nün dizide yer almak istememesi yüzünden Daphne’yi izleyemiyor oluşumuz, haklı olarak globalde de fanları ciddi anlamda rahatsız eden bir duruma dönüştü. Daphne gibi ailesine bu denli bağlı, her detayı önemseyen bir karakteri böylesine önemli dönüm noktalarında hiç görememek dizide gerçekten büyük bir boşluk yaratıyor.

Bridgerton 4. Sezon: Sophie Baek (Yerin Ha) & Benedict Bridgerton (Luke Thompson)
Bridgerton 4. Sezon 2. Kısım Beklentileri Karşıladı mı?
Bridgerton 4. Sezon 2. Kısım, serinin bugüne kadar sosyolojik dozu en yüksek işi olarak hafızalara kazınmayı başarıyor. Shondaland, izleyiciye vadettiği o masalsı sonu verirken, bunu Regency dönemi İngiltere’sinin acımasız sınıf engellerini yıkarak yapıyor. Benedict ve Sophie’nin hikayesi, beklediğimize kesinlikle değdi ve şimdiden 2. sezonla eşit bir sevgi toplamışa benziyor! Muhteşem bir ‘love story’nin ardından sanırım 2 sene sonra gelecek olan yeni sezonda görüşmek üzere!
1 Yorum:
İzlemeyi planladığım diziler arasındaydı ,yorum ve düşünceleriniz sayesinde ilgim dahada arttı