Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Blonde: İlk Süperstar İlk Mağdur

Blonde: İlk Süperstar İlk Mağdur

Yazar: Enis Derdimentoğlu

Blonde: İlk Süperstar İlk Mağdur

28 Eylül’de Netflix’in beklenen filmlerinden Blonde yayınlandı. Hollywood’un ilk süperstarlarından olan Marilyn Monroe’nun özel hayatını anlatan ve bilmediğimiz yönlerine değinen 2 saat 47 dakikalık film de Monroe’ya son yılların dikkat çeken oyuncularından Ana de Armas hayat veriyor. Armas’ın yanında Pianist filminden tanıdığımız Adrien Brody, Sara Paxton, Bobby Cannavale ve Spencer Garret gibi ünlü isimler de yer alıyor. Bu isimler filmde yer alsa da hikâye tamamen Marilyn Monroe’ya odaklandığı için diğer isimler için kaliteli yan roller demek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Film, Monroe’nun  ya da orijinal ismi ile Norma Jeane’nin çocukluğu ile başlıyor. Mariliyn Monroe’nun gitjesgelli hayatına odaklanan bir film olması sebebiyle en baştan başlamak ve çok bilinmeyen aile hayatına ve çocukluğuna değinmek benim için durağan ama sağlıklı bir başlangıç olmuştu. Norma’nın çocukluk travmaları, babasını arayışı, annesinin yasak ilişkisi sonrası bozulan psikolojisi filmin ve hatta Marilyn Monroe’nun hayatının gidişatı için ipucu niteliğinde noktalara değiniyor. Mesela Marilyn neden hep kendinden büyük insanlarla evlendi.

Vurucu ve iyi yansıtılmış çocukluk sahnelerinin ardından Marilyn Monroe’nun biraz daha büyümüş halini görüyoruz. Genç ve güzel bir kadın olan Marilyn, modellik yaparak geçimini sağlarken oyuncu olmak için çabalıyor. Bu sekanslarda ilk defa Ana de Armas’ı bilinen Marilyn Monroe haline görüyoruz ve ben burada hem Armas’ın oyunculuğuna değinmem lazım. Yer aldığı her yapımda kendini kanıtlayan Ana de Armas hem karakter olarak hem de şeklen Marilyn Monroe’yu çok çok iyi taşıyor ve duygu değişimlerini çok iyi yansıtıyor. Bazı sahnelerde o kadar çok benziyor ki gerçek görüntü mü kurgu mu olduğunu bir süre düşünmek zorunda kaldım.

O dönemin hatta bu dönemin sinema sektörünün bir kadın açısından zorluğunu acımasızca ve sansürsüzce anlatan film için bu sunum önemli çünkü Marilyn Monroe yeni gelişen sinema sektörünün ilk kadın süperstarlarından biri. Bu yolda aşağılanan, hem bedenen hem ruhen bedeller ödemek zorunda kalan, bir metadan daha fazlası olduğunu kanıtlamak zorunda kalan ilk kadın oyunculardan. Bu da bize çok çok iyi yansıtılmış. Sektörün kokuşmuşluğu ve çocukluk travmaları bir araya geldiği andan itibaren Monroe’nun hem ödediği bedelleri, hem yükselişini hem de annesinden miras kalan kalıtsal hastalığın verdiği atakları görüyoruz. Bu psikolojik durumu biraz çekim tarzı ve müzikler biraz da Ana de Armas’ın kaliteli performansı ile çok üst seviyeye çıkıyor. Monroe’nun kocaman gülümsemesinin ardında yaşadığı aile sorunlarını, hırslarını, isteklerini ve Norma Jeane ve Marilyn Monroe arasında yaşadığı kimlik karmaşasını net olarak görüp hissediyoruz. Bazı sahnelerde dikkat çekilmese de ufak ufak sekanslarlar erkek egemen sektör eleştirisi yapılıyor.

+18 uyarısı ile yayınlanan film Marilyn’in özel hayatına da değindiği için çok fazla erotik sahne içeriyor fakat bunların sunumu bu sahneleri öne çıkaracak bir şekilde değil de sahnenin daha çok nedenlerine ve sonuçlarına odaklanan bir biçimde sunulmuş.

Çekimlere değinecek olursam eğer ışık, karakter mekandan ayırıcı ve öne çıkarıcı bir şekilde kullanılmış bu da genelde yüz plan kamera açılarının sık kullanıldığı ve mimiklere odaklanan yapımda farklı ve ilgi çekici sahneler yakalanmasına olanak sağlamış. Sizi izledikçe içine çeken duyguya sokan bir tarz yakalanmış. Bazı çekim teknikleri ve açılar alışılmışın dışında kullanılmış. Geçiş sahneleri de akıcı yatak sahnesinden bir şelaleye oradan da film afişine bağlanmak benim ilgimi çekti. Müzikler de sahneyi ve olayları öne çıkaracak biçimde kullanılmış bu akıcılığı artırıyor.

Film renkli ama bazı sekanslar siyah-beyaz verilmiş bence mükemmel bir seçim olmuş çünkü hem dönemi daha iyi içimize sindiriyoruz hem de ışık çok daha dramatik ve vurucu bir etkiye sahip olmuş. Hikâye bir ritme bağlı değil çok karışık ve atlamalı ilerliyor. Hem bu hem de yapımın süresi bizi biraz yorsa da oyunculuklar bizi kendine çekiyor. Dürüst olmak gerekirse süre beni ilk başta çok ürkütmüştü ama izlemeye başladıktan sonra sahne sahne özenilmiş kalite beni kendine çekti.

Mekanlar, araçlar, aletler ve kostümler döneme uygun ve iyi hazırlanmış. Özellikle Marilyn Monroe’nun hafızalarımıza kazınan kostümlerle görmek hatta o ünlü pozların arka planını, hazırlanışını, Marilyn’nin ne psikolojide olduğunu, öncesi ve sonrasında neler yaşadığına şahit olmak yapım için beni tatmin eden şey oldu.

 

Blonde: İlk Süperstar İlk Mağdur

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap