Bleed For This: Bilekten Yüreğe
Vinny Pazienza’nın (Miles Teller) gerçek hayat hikâyesi aslında başlı başına bir senaryo mucizesi. Genç yaşta hafif welter sıklette dövüşürken, antrenörü Kevin Rooney’nin (Aaron Eckhart) onu iki sıklet yukarı çıkarmasıyla tarihe geçen Paz, hafif orta sıklet kemerini alıyor… Sonra bir kaza sonucu boynunu kırıyor ve buna rağmen ringe dönüp kemerini savunmayı başarıyor.
Evet, kulağa “film gibi” geliyor ama bu kez gerçekten yaşanmış.
Aslında sinemada özgünlük aramaya kalksak, özellikle spor filmleri çoktan tarihe karışmış olurdu. Hele ki boks filmleri… Buna rağmen izlemeye doyamayız; kahramanın teri üzerimize sıçrar, yumrukların ağırlığını omuzlarımızda hissederiz. Bleed For This de tam bu damardan ilerleyen, tanıdık motiflerle dolu bir film.
Miles Teller’ın canlandırdığı Vinny “Paz” Pazienza, hem Rocky Balboa’nın inadı ve sıcaklığına sahip hem de Teller’ın fiziksel olarak gösterdiği çaba, Raging Bull dönemindeki Robert De Niro’nun disiplinini hatırlatıyor. Vinny’nin gürültülü, sıcacık ama bir o kadar da bunaltıcı ailesi ise ister istemez bize The Fighter’ı anımsatıyor; tek fark, o filmdeki Boston İrlandalılarının yerine burada New Yorklu İtalyanlar var.

Bleed For This: Bilekten Yüreğe
Filmin sporun bedensel yıkımını göstermekten çekinmeyen tarafı, Clint Eastwood’un Million Dollar Baby’sinin damarlarında dolaşıyor. Yükseliş–düşüş–geri dönüş yapısı, tartıda atarlı konuşmalar, kir pas içindeki salonlarda rock müzikli idman montajları, köşedeki antrenör tavsiyeleri, kan, morluk, ter… Ne ararsanız var.
Ama şunu teslim etmek lazım: Eğer sinema tarihinin o büyülü boksör figürüne karşı tamamen bağışık değilseniz, Bleed For This sizi kolayca içine çekiyor.
Hem ne yalan söyleyelim, Vinny Paz’ın inanılmaz gerçek yaşam öyküsü zaten filmi yarı yolda sırtlıyor.
Yazar-yönetmen Ben Younger, uzun bir aradan sonra (Boiler Room’u hatırlayanlara selam olsun) formuna dönmüş ve Paz’ın hikâyesini “seyirci hiçbir şey bilmiyormuş gibi” varsayarak dümdüz ve kronolojik biçimde anlatmayı seçmiş. Bu tercih, özellikle hikâyeyi bilmeyenleri daha güçlü vuruyor.
Filmin ilk yarısı, ringde artık ciddiye alınmayan bir boksörün pes etmeyi reddedişinin hikâyesi. Menajeri (Ted Levine) onu gözden çıkarmışken, Vinny şansı yeniden denemek için eski günleri çoktan geride kalmış, hafif göbekli, saçları dökülmüş ama hâlâ içinde bir yerlerde Mike Tyson’ın eski koçu olduğu günlerin ruhunu taşıyan Kevin Rooney’le çalışmaya başlıyor.
İkisinin ilk karşılaşması tam anlamıyla “kaybedenler kulübü” üyelerinin buluşması gibi. Aralarında geçen ve Türk seyircisinin de kolayca yakalayacağı cinsten alaycı, hafif küfürlü bir humor var. Teller ve Eckhart’ın uyumu o kadar gerçek ki, sırf bu ikilinin dostluğunu anlatan bağımsız bir film çekilse, o da izlenir.
Rooney’nin cesur taktikleri, Vinny’nin “Risk varsa varım” diyen gözü karalığıyla birleşince, dışlanan “Pazmanian Devil” yeniden yükselişe geçiyor. Sıklet atlıyor, favori olmayan maçlara çıkıyor, yumruk gücünü ikiye katlıyor ve sonunda kemeri alıyor. Ancak hikâyenin asıl ağırlığı bundan sonra geliyor.

Bleed For This: Bilekten Yüreğe
Filmin tam ortasında yaşanan ve yönetmenin buz gibi bir kadrajla çektiği kafa kafaya trafik kazası, her şeyi altüst ediyor. Vinny’nin boynu kırılıyor. Doktorlar “Yürüyemezsin bile,” diyor. Bizimki ise bu sözleri hiç duymamış gibi davranıyor. Kafatasına vidalarla tutturulan, Orta Çağ işkence aletini andıran “halo” cihazıyla eve dönüyor ve pes etmek şöyle dursun, yeniden idmana başlamak için yanıp tutuşuyor. Film, uzun süre ringden uzak kalıyor; Vinny’nin en büyük rakibi artık sakatlığı değil, eve kapanmış olmanın sıkıntısı ve herkesin ona “Bitti” muamelesi yapması.
Bu nokta filmi melodram çukuruna çekebilirdi. Ancak Miles Teller, bu tehlikeli virajda filmin direksiyonunu kırıp kurtaran kişi.
Yüzündeki eski kırıkların, izlerin ve hafif “hırpalanmış” ifadelerin Vinny’nin hikâyesiyle bu kadar uyumlu olması ayrı bir avantaj. İzlerken ister istemez içinize bir acı oturuyor; o çivilerin kafasına nasıl saplandığını gördüğünüzde Cronenberg’in body-horror notlarından biri sanki bu filme düşmüş gibi oluyor. Hikâyenin nereye gittiğini sezmemek mümkün değil. Ama ne fark eder? Younger’ın senaryosu, soyunma odasında şakalanan bir havlu gibi hızlı, esprili ve sıcak. Küçük ayrıntılarla büyük bir gerçeklik duygusu yaratıyor. Mesela Vinny’nin eniştesinin porselen fil koleksiyonu… Olmasa da olurdu ama filmde bu tip detaylar tat katıyor.

Bleed For This: Bilekten Yüreğe
Vinny’nin sevgililerinden birinin ağır çekimde hava atmaya çalışırken zıplayıp düşmesi gibi ufak ters köşe anlar, türün klişelerini eğip büküyor.
Ama son raundun hakemi açıkça belli: Miles Teller.
Whiplash’teki o ince, kırılgan halinden eser yok. Kas kütlesi, bakışı, öfkesi, inadı… Hepsi Vinny’nin ruhuna birebir oturmuş. “Obsesif yetenek” dediğimiz o şey, ringde olduğu kadar kamerada da kendini hissettiriyor.
Evet, film tahmin edilebilir.
Evet, bütün klişeleriyle tanıdık.
Ama gelin görün ki Bleed For This hem inanılmaz bir “yenilmeme” hikâyesi hem de Miles Teller’ın kariyerini parlatan bir nakavt performansı.
Ve bu da iyi bir boks filmi için fazlasıyla yeterli.
Letterboxd: 3.5