Army of the Dead: Hayatta Kalan Hepsini Alır

Army of the Dead: Hayatta Kalan Hepsini Alır

Zach Snyder’in en yeni filmi The Army Of The Dead geçtiğimiz gün Netflix üzerinden yayınlandı. Yayınlanan fragmanları ile seyircilerde büyük bir heyecan ve beklenti yaratan film hızlı şekilde listelerde yükselmeye başladı bile. Özellikle adından DC evreninde geçenleri anlatan filmleri ile kendisinden bahsettiren Synder, filme yönetmen, senarist ve görüntü yönetmeni kimlikleri ile katkı sunuyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise WWE’den güreşçi olarak tanıdığımız ve Dave Bautista’nın yanı sıra Ella Purnell, Omari Hardwick, Ana de la Reguera, Theo Rossi , Tig Notaro ve Matthias Schweighöfer gibi pek çok isim yer alıyor. The Army Of The Dead için Zack Snyder’in 2004’te çektiği Dawn of the Dead (Ölülerin Şafağı) filminin ardından zombi filmlerine geri dönüşü de diyebiliriz. Konu bakımından oldukça ilgi çekici olan filmde zombilerin istila ettiği Las Vegas/Nevada’ya giden ve şimdiye kadar teşebbüs edilen en büyük soygunu gerçekleştirmeye çalışan bir grup paralı askerin hikayesi anlatılıyor.

Filmden bahsederken açılış sahnesinin güzelliğinden bahsetmemek olmaz. Film ilk 10 dakikasında bu sahne ile sizi içine çekiyor zaten. Estetik ve sinematografik açıdan mükemmel olan bu sahnede salgının ortaya çıkışının görüyoruz aslında. 51. Bölge’den yapılan gizli teslimatta çıkan aksilik sonucu Vegas’ta salgının yayılma süreci arka fonda Richard Cheese & Allison Crowe’dan film için yorumlanan Viva Las Vegas çalarken izliyoruz. Bence bu sahneyi güzel kılan detay özellikle karakterlerin ellerinde fotoğraflar ile dönüşümlerini göstersen kısımlardı. Bu özellikleri ile sahne benden tam puan aldı diyebilirim. Olayların gelişmesini gördükten sonra, Vegas’ın duvarlarla çevrildiğini ve şehrin etrafında daha çok toplama kampları gibi karantina kampları kurulduğunu görüyoruz ve film başlıyor.

The Army Of Dead bir zombi-aksiyon-kumarhane-soygun-komedi filminde hayal edebileceğiniz her şeye sahip. Hepsinden izler taşıyor. Kısaca kan, aksiyon, eğlence, gerilim bir arada diyebilirim bu film için. Bence sahneler ve temalar arası yaşanan bu geçiş filmi dinamik bir hale getirmiş. Tempo ara ara yükselirken kendinizi bir sahnede gülerken bir sahnede heyecanlanırken bulabiliyorsunuz. Filmde klasik zombi sterotiplemesinden ayrılan alfa zombiler olarak adlandırılan evrimleşmiş akıllı zombiler diyebileceğimiz daha üst bir tür ile savaşıyor ekibimiz. Hepimizin aşina olduğu tipik beceriksiz ve bilinçsiz Shamblers’dan akıllı olmaları, organize hareket edebilmeleri ve en önemlisi hızlı olmaları ile ayrılan alfalar Zeus adlı bir zombi tarafından yönetiliyor. Aslında burada Snyder mitolojiye de ufak bir selam çakıyor diyebiliriz. Las Vegas’ın en ünlü casinolarından The Vegas Bly’ın kasasındaki 200 milyon doların peşindeki ekibimiz karantina bölgesine giriyor ve soygunu bitirmek için kısıtlı zamanları var. Süre bitiminde hükümet tarafından bombalanarak şehir yeniden ele geçirilecek. Zamana karşı yarışmaları da filmdeki aksiyon seviyesini arttırmış. Duvarın arkasına geçmelerinden itibaren fark ediyoruz ki Vegas bildiğimiz Vegas olmaktan çok uzak tamamen farklı bir yer. Canlı gece hayatı ve şatafatın yerini terk edilmiş yağmalanmış, ıssız bir Vegas tablosu almış.

Açıkçası bu terk edilmiş duygusu beni karantinanın ilk zamanlarına götürdü diyebilirim. Özellikle Snyder tarafından bu hissin destekleyen diğer öğelerin yardımı ile kasıtlı olarak yaratılmak istendiğini düşünüyorum. Karantina kampları ve vücut ısısını kontrol amaçlı kullanılan termometreler bu savımı destekledi sanki. Bunun yanı sıra dikkatimi çeken bir detay da karantina kamplarının aslında mültecilerin gönderildiği kamplar olarak konumlandırılması. Mültecilik gibi çok önemli bir konuya yapılan göndermeler yerinde olmuş bence. Sosyal medya kullanımına ve fenomenlere de bol bol yer verilmiş filmde. Karakterlerden birisinin internet ünlüsü olması ve soygunda çekilen selfieler tam olmuş mesela tatlı ufak detaylardı bence yine. Snyder günümüz koşullarını çok güzel analiz edip sosyal medya, karantina, mültecilik kavramları üzerinden başarıyla işlemiş. Hikaye akışı açısından bazı yerlerin fazla tahmin edilebilir olması hoşuma gitmedi, twistler ile hem aksiyon seviyesi yükselirmiş hem de hikaye zenginleşirmiş. Mesela karakterlerin hangisinin ekibi yarı yolda bırakacağı o kadar belli ki ilk gördüğünüzde diyorsunuz zaten bundan bir işler var kesin. Tam tersi ekibe ihanet eden hiç beklenmedik bir karakter olsaydı hem şaşırtıcı olurdu izleyen için hem hikaye dallanıp budaklanırdı.

Filmin başrolündeki WWE’den güreşçi olarak tanıdığımız ve Guardians Of The Galaxy (Galaksinin Koruyucuları, 2014) filminde Drax karakterine hayat veren Dave Bautista rolünün altından iyi kalkmış ve karakteri ile bütünleşmesi gayet iyiydi. Ward’ın kızı rolündeki Ella Purnell’in oyunculuğunu da sevdim ben , zaten kendisinin güzelliğine diyecek bir şeyim yok. Maria rolündeki Ana de la Reguera’i ise biraz yetersiz buldum çünkü çoğu sahnede duyguları izleyiciye geçirememişti ve oyunculuğu da durağandı bana göre. Özellikle Ward ve Maria arasında duygusal olması gereken sahneler başarısızdı. Eminim filmi izlediyseniz sizin de dikkatinizi çeken bir karakter daha vardı. Evet, kasayı açmak için ekibe dahil olan Alman Ludwig Dieter rolündeki Grimme ödüllü Matthias Schweighöfer’den bahsediyorum. En başta böyle bir soygunda ne alaka diye düşündüğünüz Dieter izledikçe kendini sevdiren ve sahneleri ile gülümseterek öne çıkan bir karakter. Hatta kendisini sevenler ile şu müjdeli haberi de paylaşayım; yakın zamanda Almanya’da çekilecek Ludwig Dieter’in başından geçenleri konu alacak bir film projesi üzerinde çalışıldığı duyurulmuş. Bende en kısa sürede bu filmi izlemek için sabırsızlıkla bekliyorum çünkü açıkçası Dieter filmdeki favorimdi.

Soundtracklara baktığımızda bol bol Elvis Presley şarkısı kullanılmış. Bence yine ufak ve güzel bir detay. Film Las Vegas’ta geçtiği için Vegas ile bütünleşmiş Elvis Presley’in birçok şarkısının yoğun bir şekilde yer alması güzel olmuş. Presley’den Night Life, Suspicious Minds, Viva La Vegas ( Allison Crowe tarafından seslendirilmiş versiyon ) kullanılmış. Yine dikkatimi çeken bir başka şarkı seçimi ise hepimizin bildiği The Cranberries’ten Zombies şarkısının akustik versiyonunun kullanılması. Bence bu şarkı da filme çok yakışmış. Eğer dinlemek isterseniz filmin soundtracklerinden oluşturulan çalma listesini de bırakıyorum buraya :

Film sonunu aşağı yukarı tahmin edebilmemize rağmen kendisini oyunculuklar ve görsellik ile izletiyor bence. Keyifli zaman geçirmek istiyorsanız izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Görsel efekt kullanımını da başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Özellikle zombi kaplanlar oldukça başarılıydı. Tek olumsuz eleştirim belki biraz daha karakterler arasındaki ikili ilişkiler konusunda detay verilebilirdi. Özellikle Ward ve kızı arasındaki ilişkinin biraz havada kaldığını düşünüyorum. Biraz daha bahsedilse daha iyi olabilirmiş.

Son olarak kapatırken yine güzel bir haber ile bitireceğim. Geçtiğimiz günlerde Army of the Dead: Lost Vegas adıyla Netflix’ten yayınlanacak bir spin-off projesi üzerinde çalışıldığı duyurulmuş. Zombi salgınının ilk evrelerine ve karakterlerin hayatlarına daha yakından bakacak olan dizinin toplam 6 bölüm sürmesi bekleniyormuş. Hatta dizinin 2 bölümünü de Zack Snyder yönetecekmiş haberlere göre. Dave Bautista, Ella Purnell, Ana de la Reguera, Tig Notaro ve Omari Hardwick’in ise Lost Vegas’ta rollerini yeniden canlandırması beklenen oyuncular.

İyi seyirler diliyorum izleyen herkese şimdiden…

Army of the Dead: Hayatta Kalan Hepsini Alır

Kübra Aslan’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 2 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
1 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

Çok güzel bir yazı olmuş teşekkürler!