Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleriA Knight of the Seven Kingdoms: Westeros’a Dönüş

A Knight of the Seven Kingdoms: Westeros’a Dönüş

Yazar: Büşra Gül Ovalı
A Knight of the Seven Kingdoms dizisi birinci bölümden bir sahne

A Knight of the Seven Kingdoms: Westeros’a Dönüş

İtiraf etmeliyim ki, GoT son sezon ne kadar hayal kırıklığı olursa olsun her Westeros evreni beni heyecanlandırıyor. Game of Thrones ve ardından gelen House of the Dragon ile epik fantezinin, taht kavgalarının ve kıyamet senaryolarının zirvesini gördük. Ancak HBO’nun yeni hamlesi A Knight of the Seven Kingdoms, bu devasa anlatıların aksine kamerasını daha yere, toprağa ve insana çeviriyor.

Giriş yapacağımız evren; House of the Dragon döneminden yaklaşık 70-80 yıl sonrasına, Game of Thrones’dan ise yaklaşık 90 yıl öncesine götürüyor. Demir Taht’ta hala Targaryenler oturuyor ancak aile Ejderhaların Dansı iç savaşından sonra o eski gücünü yitirmeye başlamış durumda. Dizinin ilk bölümü The Hedge Knight, bizi ejderha sırtındaki lordlardan alıp, bir sonraki öğününü düşünen gezgin bir şövalyenin dünyasına indiriyor. Ve gördüğüm kadarıyla bu ölçek değişimi, Westeros evreninin ihtiyacı olan o taze nefesi fazlasıyla sağlıyor.

Baştan bilmeniz gerekiyor ki, dönemde ejderhalar artık yok veya yok denecek kadar az ve çok küçükler. İlk bölüm karşımıza çıkan bile olmadı. Bu yüzden gökyüzünde devasa yaratıklar görmeyi beklememelisiniz. Targaryenlar tahtta olsa da artık o yenilmez imajları sarsılmış durumda.

A Knight of the Seven Kingdoms dizinden Egg ve Dunk

A Knight of the Seven Kingdoms (2026): Dunk & Egg

Dev ve Çocuk: Dunk ile Egg’in Kimyası

Hikâyenin merkezinde Dunk (Ser Duncan the Tall) ve Egg var. Peter Claffey, Dunk rolünde sadece fiziksel heybetiyle değil, karakterin o biraz naif, kaba saba ama iyi niyetli duruşunu bakışlarına yansıtarak çok inandırıcı bir performans sergiliyor. Jon Snow gibi somurtan, omuzlarında dünyanın yükünü taşıyan trajik bir kahraman yok; hata yapan, acıkan, şaşıran bir adam var. Egg rolündeki Dexter Sol Ansell ise ekrana girdiği andan itibaren enerjiyi değiştiriyor. İkili arasındaki dinamik, sinema tarihinden aşina olduğumuz o klasik zıt kutuplar formülüne dayanıyor ama bu formül burada hiç sırıtmıyor. Diyalogların akışı ve oyuncuların kimyası, bu ilişkinin zamanla derinleşeceğinin sinyallerini ilk bölümden veriyor.

Bir sinema yazarı olarak beni en çok yakalayan kısım, dizinin görsel tercihleri oldu. House of the Dragon’ın o bazen fazla stilize, karanlık ve ağır atmosferi burada yok. Ashford Turnuvası, prodüksiyon tasarımı açısından oldukça başarılı; gösterişli olduğu kadar kaotik ve kirli. Yönetmen Owen Harris, Westeros’u epik bir fantezi diyarı gibi değil, daha çok bir dönem filmi gerçekçiliğinde sunmayı tercih etmiş. Renk paleti daha doğal, ışık kullanımı daha yumuşak. Görsel efektlerin hikâyenin önüne geçmediği, pratik setlerin konuştuğu bu dünya, izleyiciyi içine çekmekte zorlanmıyor.

Ejderhasız Bir Evren

İlk bölümün ve büyük ihtimalle sezonun devamının en güçlü yanı, bahisleri yükseltmek için ejderhalara ihtiyaç duyulmaması. Bir turnuvada diskalifiye olmamak veya sadece şövalye olarak kabul görmek gibi küçük hedefler, karakterle kurduğumuz empati sayesinde devasa taht savaşlarından çok daha gerilimli anlar yaratabiliyor. Çünkü Dunk kaybederse bir krallık yıkılmayacak ama onun tek varlığı olan onuru ve dünyası başına yıkılacak. Bu mikro-tarih yaklaşımı, izleyiciyi karakterin kişisel yolculuğuna çok daha güçlü bağlıyor.

A Knight of the Seven Kingdoms birinci bölümden bir sahne

A Knight of the Seven Kingdoms: Westeros’a Dönüş

İlk bölüm, Dunk’ın ustası Ser Arlan’ı gömmesiyle açılıyor ve bizi Ashford Turnuvası’nın o heyecanlı ama belirsiz atmosferine taşıyor. Burada dünyayı kurtarmak gibi büyük dertlerimiz yok; tek derdimiz turnuvaya katılabilecek parayı bulmak ve bir zırha sahip olmak. İlginçtir ki, bahisler küçüldükçe gerilim daha gerçek ve bizden hissettiriyor. Dunk’ın kaybedecek bir krallığı yok, sadece hayatı ve prensipleri var; bu da karakterle bağ kurmayı çok daha kolay hale getiriyor.

A Knight of the Seven Kingdoms, Game of Thrones evrenine girmek isteyip de o karmaşık soy ağaçlarından ve ağır politikadan çekinenler için harika bir giriş kapısı sunuyor. Evreni zaten avucunun içi gibi bilenler içinse, Westeros’un daha önce görmediğimiz o arka sokaklarını keşfetmek adına oldukça keyifli bir yolculuk vaat ediyor. İlk bölüm itibarıyla dizi, sadeliğin gücüne inanarak oldukça sağlam bir ton yakalamış durumda. Görünen o ki, her Pazartesi’yi iple çekeceğim bir sezon bizi bekliyor. Şimdiden iyi seyirler!

A Knight of the Seven Kingdoms: Westeros’a Dönüş

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...