Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriSorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Yazar: Büşra Gül Ovalı
Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?
Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Benim için 2025’in en iyilerinden olan bir filmi anlatmak istiyorum. Bu Cuma, 12 Aralık’ta vizyona girecek olan Sorry, Baby; Bir Film’in basın davetinde izlediğimden beri ara ara aklıma düşen, adeta “my roman empire”ıma dönüşmüş bir yapım. İzlerken hemen hemen her kadının Agnes ile bağ kurabileceği bu film, sessizce canınızı yakma gücüne sahip.

Sorry, Baby, Eva Victor’un sadece ilk yönetmenlik deneyimi değil; senaryosu da bizzat kendisine ait. Kamera arkasındaki bu yükün altından başarıyla kalkarken, kamera önünde de Agnes karakterine nefes kesici bir şekilde hayat veriyor. Victor, bu “üçlü tehdit” performansını aldığı prestijli ödüllerle de taçlandırmış durumda. National Board of Review tarafından “En İyi Yönetmenlik Çıkışı” ödülüne layık görülen Victor; 31. Critics’ Choice Ödülleri’nde “En İyi Özgün Senaryo” ve şimdi de 83. Altın Küre Ödülleri’nde “Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu” adaylığı ile adından söz ettirmeye devam ediyor. Sundance Film Festivali’nde büyük övgülerle yaptığı prömiyerin ardından eleştirmenlerden aldığı evrensel beğeni seviyesindeki puanlar da bu başarının tesadüf olmadığını kanıtlar nitelikte.

Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Film kısaca, yeni mezun ve genç öğretim görevlisi Agnes’in, tez döneminde yaşadığı sarsıcı bir cinsel saldırı travmasının ardından gelen iyileşme sürecini konu alıyor. Konusuna kısaca dediğime bakmayın, işlenilen konu oldukça sarsıcı ve zor. Yönetmenin konuyu ele alış biçimi ise uzun zamandır sinemada gördüğüm en incelikli anlatım. Yaşanılan travmayı parçalar halinde ele alarak; Agnes’in öncesi ve sonrasını, yeni gerçekliğine uyum sağlamaya çalışmasını ve hayatın o korkunç olaydan sonra bile –bazen acımasızca, bazen komik bir şekilde– akıp gitmesini yüzümüze çarpıyor. Victor, travmatik olayın kendisini görselleştirip seyirciyi röntgenci konumuna düşürmek yerine; kamerayı o ‘an’ın yarattığı boşluğa ve Agnes’in bu boşlukla yaşamayı öğrenme sürecine çeviriyor. Bu tercih, filmi klasik bir mağduriyet hikayesinden çıkarıp çok daha gerçekçi bir hayatta kalma anlatısına dönüştürmüş durumda.

Filmi bu yılın en iyisi olarak tanımlamamın en temel sebebi, kesinlikle o saldırı anını göstermemeyi seçmesi. Agnes o evdeyken biz dışarıdayız; kamera sabit, sadece sessizce eve bakıyoruz. O esnada sadece Agnes’in çıkışını değil, hikâyenin seyrini değiştirecek o kırılma anını da bekliyoruz. Ancak o bekleyiş sırasında merakın yavaş yavaş yerini saf bir endişeye bıraktığını hissetmek oldukça boğucu ve bir o kadar da sarsıcıydı. Yönetmen bizi içerideki dehşetin röntgencisi yapmak yerine, dışarıdaki o tekinsiz sessizliğin ve çaresizliğin ortağı yapıyor; ki bu da zihnimde herhangi bir şiddet sahnesinden çok daha kalıcı bir iz bıraktı.

Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Kadınların hikayelerini; travmalarını, acılarını ve o karmaşık mutluluklarını yine kadınların anlatması taraftarıyım her zaman. Bu düşüncem Sorry, Baby ile kesinlikle bir kez daha doğrulanıyor. Filmi izlerken, Agnes’in yaşadığı saldırı sonrası ruh halini o kadar iyi anlıyorsunuz ki; tekrar kendi olma çabasını, tutarsız gibi görünen ruh halini, duygu dalgalanmalarını ve sessizliğini hiç yabancı bir yerden hissetmiyorsunuz. Çabasız bir yerden, bütün samimi duygular ile ortak olmamızı sağlıyor Eva Victor ve karakterine o kadar şefkatli yaklaşıyor ki, izleyiciyle perde arasındaki mesafeyi tamamen kaldırıyor. Bize sadece bir hikaye anlatmıyor, kadın olmanın getirdiği o ortak, dile dökülmeyen dayanışmayı iliklerimize kadar hissettiriyor.

Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Biraz da Agnes’in en yakın arkadaşından, Lydie’den bahsetmek istiyorum. Elinde Giovanni’s Room’u ve o kendine has duruşuyla Lydie; Naomi Ackie’nin performansıyla klişe bir “destekçi arkadaş”tan çok daha fazlasına dönüşüyor. Agnes’in gerçeklikle olan en sağlam bağı o. Ancak film bu dostluğu da romantize etmiyor; Lydie’nin Agnes’e yardım etme isteğiyle, hayatın akışına kapılma arzusu arasındaki o sıkışmışlığı, bazen ne diyeceğini bilememenin verdiği çaresizliği çok dürüst bir yerden anlatıyor. İkilinin arasındaki kimya o kadar doğal ki, perdede iki oyuncuyu değil, yılların getirdiği yükü ve sevgiyi paylaşan iki gerçek dostu izliyorsunuz.

Filmin mizahı, alışılagelmiş bir komediden değil, travma sonrası hayatın o kaçınılmaz bürokrasisinden ve absürtlüğünden doğuyor. Victor, başımıza en kötü şey geldiğinde bile hayatın durmadığını; aksine form doldurmak, doktora gitmek veya anlamsız resmi konuşmalar yapmak zorunda kaldığımız o gri alanı trajikomik bir dille anlatıyor. Özellikle Agnes’in doktorla veya üniversite yönetimiyle (HR) olan görüşmelerindeki o donuk, “deadpan” mizah; acının ortasında insanların prosedürlere sığınmasının ne kadar gülünç olduğunu yüzümüze vuruyor.

Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Yaşanılan travmayı açıklama, bir kadının uğradığı saldırıyı kanıtlaması gerektiği vurgusu midemizi bulandırırken; Agnes ve Lydie’nin bu durum karşısındaki tavırları içinizi biraz da olsa rahatlatıyor. Kadınların yaşadıkları travmalara bir erkek doktorun yaklaşma biçimi, bir kurumun yöneticilerinin –ki konuşan kadın bile olsa– aslında kurumların “erkek” olduğunu; kuralların, prosedürlerin ve o buz gibi dilin eril bir zihniyetle yazıldığını rahatsız edici bir netlikle hatırlatıyor. Karşınızdaki bir kadın olsa bile, sistemin o soğuk çarkları arasında empatiye yer olmadığını gördüğünüz o anlar, filmin en politik ve en sert eleştirisine dönüşüyor.

Sorry, Baby’nin kurgusu adeta Agnes’in zihninin bir haritası gibi; asla düz bir çizgide ilerlemiyor. Beş farklı bölüme yayılan ve kronolojik akmayan bu yapı, travmanın zaman algısını nasıl büktüğünü muazzam bir şekilde hissettiriyor. Agnes’in iyileşme sürecindeki o derin uyumsuzluk hissi, kimlik kaybı, faile karşı ne hissedeceğini bilememe hali ve yaşananları hayatının neresine koyacağını bulamayışı; filmin kurgusuyla kusursuz bir uyum içinde. İzlerken siz de Agnes’in o belirsizliği ile iyileşme çabası arasında, zamanın içinde süzülüyorsunuz. Bazen bir sahne sizi iyileşmenin ortasına bırakırken, bir sonraki kesme ile en başa, o ilk şok anına dönebiliyorsunuz. Bu parçalı anlatım, iyileşmenin bir varış noktası değil; mevsimler gibi dönüp dolaşan, bazen ileri giden bazen yerinde sayan döngüsel bir süreç olduğunu anlatmanın en sinematik yolu olmuş.

Sorry Baby: 2025'in En İyisi Olabilir mi?

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Son olarak, filmin o çarpıcı finaline; Agnes’in Lydie’nin bebeğiyle baş başa kaldığı o kısacık ama devleşen sahneye değinmeden geçemem. Eleştirmenlerin de “filmin kalbi” olarak nitelendirdiği bu an, aslında tüm o karmaşık iyileşme yolculuğunun vardığı durgun bir liman gibi. Agnes’in kucağındaki o habersiz, masum canlıya bakıp mırıldandığı sözler; aslında sadece bebeğe değil, kendi içindeki o incinmiş çocuğa, geçmişine ve belki de dünyaya sunduğu buruk bir barış ilanı.

Filmin isminin (Sorry, Baby) anlamını iliklerinizde hissettiğiniz bu sahnede Victor, büyük tiratlar atmadan, sadece bir bakış ve fısıltıyla şunu anlatıyor: İyileşmek unutmak demek değildir. İyileşmek; hayatın getireceği bütün kötülüklere ve bunların önüne bazen geçemeyeceğimiz gerçeğine rağmen devam edebilme gücüdür. Ve belki de en önemlisi iyileşmek; hem kendine hem de hayata daha yeni gözlerini açmış bir bebeğe, tüm bu karanlığa rağmen “yargılamadan, eleştirmeden yanındayım” diyebilme şefkatidir.

Uzun lafın kısası; Sorry, Baby, izledikten sonra salondan çıkıp hemen unutabileceğiniz filmlerden değil. Agnes’in hikâyesi, bittiği yerde kalmıyor; zihninizde dönmeye, sizinle yaşamaya devam ediyor. Eva Victor, bize “her şey düzelecek” diyen sahte bir mutlu son değil; “her şeye rağmen hayat devam ediyor” diyen gerçekçi ve şefkatli bir yol haritası sunuyor. Bu yıl izlediğim en sarsıcı ama aynı zamanda en iyileştirici filmdi. 12 Aralık Cuma günü kendinize bir iyilik yapın ve sinemanın bu yıl bize verdiği en güzel hediyeyi kaçırmayın.

İyi seyirler!

Sorry Baby: 2025’in En İyisi Olabilir mi?

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...