Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Bu yıl Cannes Film Festivali’nde ilk kez görücüye çıkarak festivalin Büyük Jüri Ödülü’nü kazanmasından bu yana adını sıkça duyduğumuz Sentimental Value, MUBI ve Başka Sinema iş birliğinde geçtiğimiz hafta sonu ülkemizde vizyona girdi.
Norveçli usta yönetmen Joachim Trier’in daha önce Oslo, August 31st, Reprise, The Worst Person in the World ve Thelma gibi yapımlarında birlikte çalıştığı senarist Eskil Vogt ile yeniden bir araya geldiği filmin başrollerinde, artık Trier’in “muse”u olarak kabul edebileceğimiz Renate Reinsve ile birlikte Stellan Skarsgård’ı izliyoruz. Yardımcı oyuncu kadrosunda ise Inga Ibsdotter Lilleaas, Elle Fanning ve yönetmenin bir diğer ilham perisi Anders Danielsen Lie gibi güçlü isimler yer alıyor.
Yönetmen, kadro, festivaller ve ödüller derken Sentimental Value, haliyle bu sezonun en umut verici filmlerinden biri hâline gelmişti benim için. Bunun üzerine, kendi adıma otorite kabul edebileceğim bazı izleyicilerin yorumlarını okumak da beklentimi epey yükseltmişti. Ne var ki filmi izlediğimde, bu yüksek beklentinin bende güçlü bir karşılık yaratmadığını hissettim.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Asıl mesele beklentimin boşa çıkmasından ziyade, filmin izleyicide oluşturmayı planladığı duygunun amaçlanandan çok daha mesafeli kalmasıydı. Trier’in sinemasına özgü o tanıdık melankoli, kırılganlık, içe dönüklük ve çok boyutlu karakterler hâlâ yerli yerinde olsa da anlatının duygusal ağırlığı, karakterlerin iç dünyasına pencereler açmaktansa onları uzak bir mesafeden göstermeyi tercih etmiş gibi hissettiriyor.
Anlatının olması gerekenden biraz fazla ketum seyretmesinden kaynaklanan bu uzaklık hissi, bir noktadan sonra hikâyenin duygusal potansiyelini törpülemeye, hatta düğümlemeye başlıyor. Aile içi travma, duygusal ihmal, yas, telafi, arınma, sessiz dayanışma ve kız kardeşlik gibi son derece güçlü temaların, yüksek sesle telaffuz edilebilecekken izleyiciye yalnızca “sezdirilmek” istenen başlıklar hâlinde anlatıya serpiştirilmesi, filmin bastırılmış tonunu daha da belirginleştiriyor. Zaman zaman gülümseten sahneler dışında oldukça ağır seyreden bu tonu da hesaba katınca, izleyici için yorucu bir takip deneyimi ortaya çıkıyor.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Trier’in bu tercihinin bazı izleyiciler için incelikli ve saygılı bir alan açtığı söylenebilir; ancak ben, temas ettiği yaraların yüzeyine dokunmakla yetinip risk almaktan kaçındığını ve -abartıya kaçmadan söylemek gerekirse- ekran süresini oldukça verimsiz kullandığını düşünüyorum. Anlatı; duygusal olarak ulaşılmaz bir baba figürüyle bağ kurma umudunu uzun zaman önce yitirmiş iki kız kardeşin, annelerinin yas süreciyle baş etmeye çalışırken, bir yönetmen olan babalarının yıllar sonra nafile ve bir ölçüde samimiyetsiz bir çabayla kızlarının hayatlarında yeniden yer edinme isteği etrafında şekilleniyor.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Gustav Borg isimli yönetmen baba (Stellan Skarsgård), sinema üzerinden kendini yeniden var edebilme umuduyla, aktris olan büyük kızına (Renate Reinsve) otobiyografik öğeler taşıyan yeni filminde rol almasını teklif ediyor. Nora, son derece anlaşılır nedenlerle, babasının bir tür arınma niyeti taşıyan bu isteğini geri çeviriyor. Böylece aralarındaki mesafeli ilişkinin aktarımı için sağlam bir zemin oluşturulmuş oluyor. Borg, Nora için tasarladığı rolü bu kez Amerikalı bir oyuncu olan Rachel Kemp’e (Elle Fanning) teklif ediyor.
Rachel karakteri, filmin genel atmosferine kıyasla oldukça canlı, dışa dönük ve ışıl ışıl bir enerjiyle anlatıya dâhil oluyor. Bu canlılık, bir yandan anlatıya bariz bir tezat oluşturarak nefes aldırırken, diğer yandan filmin zaten kırılgan olan duygu dengesini daha da savruk hâle getiren etkenlerden biri oluyor. Borg’un sinemasına ve aşina olmadığı bir kültüre dışarıdan bakan Rachel’ın yaşadığı kültürel ve varoluşsal yabancılık hissi, teoride anlatıya yeni bir katman ekleyebilecek potansiyele sahipken, pratikte yüzeysel bir gözlem düzeyinde seyrediyor.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Her şeye rağmen Elle Fanning’in performansı, karakterin bu “ait olamama” hâlini oldukça güçlü ve akışkan bir biçimde yansıtıyor. Filmde en organik ve en rahat oyunculuklardan birini sunduğunu söylemek mümkün.
Renate Reinsve’yi ise her zamanki sade ve içten hâliyle izlesek de senaryodan kaynaklanan yüzeysellik, karakterin içinde bulunduğu ruhsal durumun izleyiciye tam anlamıyla geçmesine izin vermiyor. Aktrisin taşıdığı potansiyel, bu duygusal yoğunluğun kontrollü biçimde geri çekilmesiyle biraz havada kalıyor. Dolayısıyla bu durum, filmin bütünlüğü aleyhine işliyor; Trier’in önceki yapımlarının yarattığı o dramatik, sarsıcı yakınlık ve içsel yankı da tam olarak yakalanamıyor.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Filmle ilgili sahici ve gerçekten erişilebilir hiçbir nokta yok değil elbette. Bunlardan biri de Nora ile küçük kardeşi Agnes (Lilleaas) arasındaki ilişki. Aralarındaki bağ, büyük ve sarsıcı yüzleşmelerle değil; sessizlikler ve yarım kalan cümlelerle kuruluyor.
Büyürken aynı duygusal ihmale maruz kalan kız kardeşlerin babalarıyla aralarındaki mesafe farklı biçimlerde tezahür etse de Trier, bunu bir çatışma olarak sunmaktan özellikle kaçınıyor. Birbirlerini düzeltmeye ya da iyileştirmeye çalışmaktansa “yan yana duran” iki kız kardeşi odağına alıyor ve gündelik, sürekliliği son derece doğal bir sessiz dayanışma hâlini seyirciye aktarıyor. Filmin finaline yakın paylaştıkları bir sahne, anlatının en dürüst anlarını yakalayarak seyirciyi gerçekten etkilemeyi başarıyor.
Inga Ibsdotter Lilleaas’ı ilk kez bu filmde izliyor olmak, benim gibi pek çok izleyici için çarpıcı bir deneyim olmalı. Çok fazla dramatik ağırlık talep etmeyen Agnes karakterini son derece sahici bir yerden kurarak adeta filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Özellikle dikkat çekici anların peşine düşmeden, karakteri içinden geçirerek oynuyor ve böylece sinemayla ilgili en sevdiğim durumlardan biri ortaya çıkıyor: Bir oyuncunun “oynadığını” izleyiciye asla hissettirmemesi.

Sentimental Value: Orta Seviye Duygusal Temas
Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde Sentimental Value, niyet ettiği duygusal derinliğe tam olarak ulaşamayan bir yapım olarak aklımda yer etse de oyunculuk performansları sayesinde, kusurlarına rağmen ayakta kalmayı başaran bir film olarak öne çıkıyor.
Sonraki yazılarda görüşmek üzere!