Sense8: Together Until The End

Sense8: Together Until The End

En yakın arkadaşınız ile aranızdaki bağı düşünün; bazen aynı şarkı sözünü düşünür ya da aynı kelimeyi söyleriz… Şimdi de bu olayın kat kat fazlasını, farklı ülkelerden tanımadığınız yedi kişi ile olduğunu, hayatınızı hem duygusal hem de fiziksel olarak yedi kişi ile paylaştığınızı hayal edin… Siz ne hissederseniz onlar da hissediyor, siz onların hissettiklerini hissediyorsunuz. Onların canı yanınca hissediyorsunuz, siz mutlu olunca onlar hissediyor ve bu noktada ortaya Sense8 çıkıyor.

Efsanevi Matrix ve Babylon 5 filmlerinden tanıdığımız Lana ve Lilly Wachowski kardeşler ve J. Michael Straczynski’nin beraber çalıştığı Amerikan bilim kurgu ve dram dizisi Sense8. Netflix orijinal içeriği olan dizi, telepati yoluyla birbirlerinin hayatına bağlanabilen yabancı sekiz insanın hayatını anlatıyor. Dizi 2 sezondan oluşuyor, maalesef ikinci sezonda bütçe sıkıntısından dolayı final vermek zorunda kalınmış. Karakterlerin hikayelerinin anlatıldığı bölümlerin karakterlerin ülkesine gidilip çekilmesi bütçe sıkıntısına sebep olmuş. Fakat pahalıya mal olan çekim tercihi, gözler önüne sekiz farklı ülkeden muhteşem manzaralar koyuyor, diziyi daha çekici hale getiriyor. Sense8 hayranları final haberini duyunca sinirlenmiş ve Netflix’e tepki yağdırmıştı. Sosyal medyada başlatılan #RenewSense8 kampanyası ve hayranların yoğun isteği üzerine de Netflix özel iki saatlik bir final bölümü çekti.

Dizi; Birleşik Krallık, Seoul, Mumbai, Mexico City, Berlin, Nairobi, San Francisco ve Chicago şehirlerindeki 8 farklı karakteri anlatıyor. Angel’in harabe bir yerde intihar etmesini telepati yolu ile gören karakterlerimiz hem duygusal hem de fiziksel olarak birbirlerine bağlanırlar. 

Hikaye aynı zamanda eleştirel bir yapıya sahip. Kadının cinsiyet eşitsizliğinin hüküm sürdüğü toplumlarda ikinci planda konumlandırılması, ötekileştirilen LGBTİ+ bireyler gibi konuları eleştirmekten geri durmuyor ve bu yönüyle kendini diğer dizilerden daha farklı bir konuma taşıyor. Dizide farklı karakterlere ve toplumların tabularına yoğun bir şekilde değinilmiş. Gerek ailesinin tüm baskısına rağmen cinsiyetini değiştiren Nomi; gerekse Meksikalı bir dizi yıldızı olan, hayranlarını ve kariyerini kaybetmemek için gay olduğunu gizleyen Lito… Wachowski kardeşlerin LGBTİ+ hakkında vermek istedikleri mesajın önemli göstergeleri. Öte yandan ataerkil toplum ile bir savaş içinde olan Sun, istemediği bir adamla evlenmek zorunda kalan Kala ya da baskılara rağmen başarılı bir DJ olan Riley gibi güçlü kadın karakterleri izliyoruz. Hayattan umudunu kesmiş hırsız Wolfgang, başarılı polis Will ve zorlu hayat şartlarına rağmen her daim iyimser olan Capheus gibi birbirine zıt karakterlerin de birbirlerinin hayatlarına nasıl bağlandıklarını görüyoruz. 

Karakterler her zaman istediklerini çalışarak, uğraşarak elde etmiş kişiler bu da dizinin güzel yanlarından biri, olaya gerçekçilik katıyor. Dünyada çaba sarf etmeden bir şeyler elde etmek neredeyse imkansız; atalarımızın da dediği gibi emek olmadan yemek de olmuyor. Dizide karakterler ve oyuncular arasındaki uyum da göze çarpıyor; sanki rol yapmıyorlar, karakterleri gerçekten yaşıyorlardı. Ana karakterler Doona Bae (Sun), Jamie Clayton (Nomi), Tina Desai (Kala), Tuppence Middleton (Riley), Toby Onwumere (Capheus), Max Riemelt (Wolfgang), Miguel Ángel Silvestre (Lito) ve Brian J. Smith (Will)’in başarılı performansları diziye eşsiz bir hava katmıştı.

Dizide kurgu ve olay akışı ustaca işlenmiş. Bütün karakterlerin aynı şeyi hissettiği sahneler çok etkileyici ve gerçekçiydi. İzleyicide gerçek olabilir mi duygusunu uyandırmayı başarıyordu. Dizinin teknik yönünün profesyonel çalışıldığını söyleyebilirim. Görüntü yönetimi, müzikler, sahne geçişleri… Özellikle başarılı sahne geçişleri benim favorim oldu. Dizinin ele aldığı konu sahnelerin çekimini önemli bir unsur haline getiriyor bence ve bu yönüyle de güçlü bir yapım. Çekimleri bu kadar çekici olmasaydı dizi bu denli ilgi ve beğeni toplayabilir miydi, tartışılır.

Olay akışında hem şimdiyi hem de karakterlerin geçmişte başına gelen olayları izlemek diziyle daha sıkı bir bağ kurmamızı sağlıyor. Onların yaşadıkları zorluklarla nasıl baş ettiklerini, baş edemedikleri zamanlarda da nasıl birbirlerinden yardım aldıklarını gördük. Bu yardımların sadece duygusal değil, fiziksel de olabileceğini görüyoruz bu da izlemeye doyum olmayan aksiyon dolu sahneler ortaya koyuyor. Karakterlerin iletişimlerini izlerken olay akışı ve çekimler bizi de onlardan biriymiş gibi hissettiriyor. Kendimizi hikayenin içinde buluyoruz onlar mutluyken mutlu oluyoruz, üzülünce üzülüyoruz, aksiyonu bol sahnelerde yerimizde duramıyoruz.

Tahmin edilebilir bir sonla biten final bölümünün özellikle son kısmını koca bir sırıtış ile izledik. Yönetmenliğini özellikle Lana Wachowski’nin üstlendiği son bölümle; hislerin sınırı olmayacağına, aşkın, sevginin her şeyi yeneceğine ikna oluyoruz. Özellikle Eyfel Kulesi’ndeki düğün sekansında verilen mesaj çok etkiliydi. Karakterlerin hayatını izlerken yan karakterlerin de aşka şahit olmak için bir olduğunu görüyoruz. Oyuncular şahane oyunculuklarıyla bir kez daha kendilerine hayran bırakıyor ve unutulmaz bir final sahnesi izletiyorlar bize. İki saat sanki iki dakikaymış gibi geliyor izlerken. 

Yazının finalini dizi ile bütünleşmiş dinlediğimde yüzümüzde hafif bir tebessüm bırakan I Feel You şarkısı ile yapmak istiyorum.

Sense8: Together Until The End

Nisa Nur Gönültaş’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 1 Oy Ver
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster