Netflix’in Kıyıda Köşede Kalmış Hazinesi: Ruben Brandt Collector (İnceleme)

Netflix’in Kıyıda Köşede Kalmış Hazinesi: Ruben Brandt Collector (İnceleme)

Ruben Brandt, Collector Netflix üzerinden izlediğim sanat ve psikoloji gibi iki zorlu konuyu iç içe ve muhteşem bir şekilde işleyen Milorad Krstic tarafından Radmila Roczkov ile birlikte senaryosu yazılan ve yönetilen 2018 yapımı gerilim, suç, şehvet, çılgınlık ve aksiyon dolu animasyon filmi. Aynı zamanda Türkiye’de Gezici Film Festivali kapsamında ilk defa gösterime sunulduğunda yoğun istek üzerine tekrar gösterimi yapılan tek film.

1952 Slovenya doğumlu Milorad Krstic hayatı boyunca çizim, resim, fotoğraf, heykel, set ve sahne tasarımı gibi işlerle içli dışlı olsa da filmografisinde 2018’e kadar sadece Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ödülüyle ayrıldığı 1995 yapımı bir kısa animasyon filmi var. İlginç bir şekilde 66 yaşında ilk uzun metraj filmini çekmeye karar veriyor. İşin mutfağını çok iyi bilen bir sanatçı olmasından dolayı bu filmle ilgili beklentim zaten çok düşük değildi ama “bu kadar iyi bir iş bekler miydin” derseniz, asla! Konusu, işleyişi, akıcılığı, karakterlerin işlenmesi, müzikleri, diyalogları, kavgaları, çatışmaları, ikilemleri her şeyiyle tam bir profesyonel işi.

Herhangi bir yetişkin animasyon hayranının mutlaka görmesi gerekenler listesine kolayca dahil ettiğim bu film; sanatsal anlamda yüklü bir değere sahip ve Dadaizm, Sürrealizm, Kübizm gibi akımların peşinden gidiyor.

Bu film üzerinden Krstic’in sinemasını değerlendirecek olursak kimi zaman Hitchcockvari bir gizem seyrederken kimi zaman bir Bergman, Buñuel filmi gibi bir art-house yapıyla kimi zaman da bir James Bond filmi aksiyonuyla veya bu tarz bir popüler tempoyla karşılaşıyoruz. Bu kadar türleri ve tarzları iç içe işleyebilmesinden anlıyoruz ki Krstic sadece bir sanat nerd’ü değil, aynı zamanda ana akım aksiyon filmlerinden de haberdar çok yönlü bir sanat insanı.

Animasyon, Ruben Brandt isimli ünlü psikoterapisti (seslendiren: Kamarás Iván) merkezine alıyor. Ruben’in babasının ölümü üzerinde taşıdığı büyük bir lanet ve bu lanet gördüğü tablolardan çıkan korkunç kabuslarla Ruben’in hayatını mahvediyor. Ruben hayatını tekrar yoluna koymak adına “sorunlarını kontrol altına almak için onlara sahip ol” mottosuyla yola çıkarak, zaten usta hırsızlar olan dört kleptomani hastasının yardım teklifini kabul ediyor. Bu dört hastasıyla birleşip rüyalarına giren korkunç tablolara sahip olmak için bir çete kuruyor. Bu hastaları arasında kuşkusuz en çok dikkat çeken karakter de Mimi (seslendiren: Gabriella Hámori).

Louvre müzesinden Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya ait paha biçilemez yelpazeyi çalan bir akrobat, dublör ve kleptoman olan Mimi “sanatsal ruhları iyileştirmek için en iyi psikiyatrist” şeklinde adını duyduğu Ruben Brandt ile temasa geçiyor. Ruben, kurduğu çete ile Louvre, Tate, Hermitage, MoMA gibi dünyanın en ünlü müzelerinden dünyanın en ünlü on üç tablosunu zeki ve soğukkanlı bir biçimde çalıyor. Bu soygunlarla dünyada büyük bir yankı uyandıran Ruben Brandt, çetesinden haberdar olunmadığı için tek başına “koleksiyoncu” olarak anılan ve aranan azılı bir hırsıza dönüşüyor.

Konusunun ilginçliği kadar mükemmel yarı gerçekçi yarı sürreal çizimleriyle izleyicisini mest eden filmin, güçlü tema müzikleri için de aynı yorumu rahatlıkla yapabilirim. Tibor Cári’nin çıkardığı muhteşem işin yanında sevilen pop ve rock şarkıların caz yorumları, klasik müzik esintileriyle dolu animasyon, görsel olduğu kadar işitsel bir şölen de sunuyor.

Krstic film boyu saniyelerle sınırlı bile olsa her sahnesine kılı kırk yararak ince ince sanat yerleştirmeleri yapıyor. Bu yerleştirmeler gerçekle öyle uygun yoğurulmuş durumda ki izleyici olarak sahneyi durdurup tekrar incelemediğiniz sürece gözünüzden kaçabilecek çok fazla detay var.

 

Örneğin ilk rüya sahnesinde gördüğümüz tablo Diego Velázquez’in Infanta Margarita adlı eseri. Bu tablo Roma İmparatorluğunun varisi olan I. Leopold’a 15 yaşındaki nişanlısının nasıl göründüğünü göstermek için yapılmış. Düğün 1666 yılında, Viyana Mahkemesinde gerçekleşmiş. Çizimi yapılan Teresa ise düğünden 6 sene sonra 6. çocuğunu doğururken, genç yaşta vefat etmiş. Velázquez bu tabloda çocuk yaştaki nişanlının saf, pür ve naif güzelliğiyle mahkeme duvarları arasındaki zorunlu düğününün tezatına dikkat çekmiş. Biz Teresa’yı trende yolculuk yapan Ruben’in kabusunda, Ruben’den yardım isterken ve yardımına karşılık alamayınca dişlerini Ruben’in koluna saplarken izliyoruz. Teresa’nın yardım çığlığının ve intikamının bu tablonun tarihiyle olan bağı filme derinlik katan detaylardan sadece biri.

 

 

 

Film izlemekten ziyade oturduğunuz koltuktan bir sanat galerisi gezeceğiniz bu filmi Netflix’teyken kaçırmamanızı öneririm. 94/100

Netflix’in Kıyıda Köşede Kalmış Hazinesi: Ruben Brandt Collector (İnceleme)

Aylin Şahin’in Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

0 0 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster