Neagley 1. Sezon: Reacher’ın Gölgesinden Çıkmak
Reacher‘ın bir Neagley’si var, Neagley’nin bir Reacher’ı yok. Prime Video’nun ilk Reacher yan dizisini izlerken bu cümle zihnin bir köşesinde sürekli dönüp duruyor. Jack Reacher’ın ne zaman arasa ulaşabildiği, sorgusuz güvendiği eski silah arkadaşı artık kendi hikâyesinin merkezinde, ama bu kez sırtını dayayabileceği bir dağ yok. Neagley’nin asıl sınavı da burada başlıyor: ana dizinin ezici gücünü taşımadan, onun gölgesinde de kalmadan ayakta durabilmek.
Lee Child’ın romanlarında Frances Neagley, Reacher’ın en çok güvendiği isim. Dizi uyarlamasında ise ilk üç sezonun vazgeçilmezi oldu ve kitaplarda olduğundan çok daha merkezi bir karaktere dönüştü. Yani Neagley baştan spin-off olarak tasarlanmadı, bu hakkı yan karakter olarak kazandı. Nick Santora ve Nicholas Wootton’ın yarattığı dizi, herhangi bir romana dayanmayan özgün bir hikâye anlatıyor.

Neagley 1. Sezon: Reacher’ın Gölgesinden Çıkmak
Neagley artık Chicago’da özel dedektif. Çocukluk arkadaşı Tommy Crane bir gece trenin önüne atlayarak hayatını kaybediyor. Polis olayı uyuşturucu etkisindeki bir intihar olarak kapatmaya hazırlanıyor. Tommy’nin ailesi ise oğullarını son yıllarında içine çeken Echo Canyon Farm adlı komünden, kendi deyişleriyle bir tarikattan şüpheleniyor. Ölümcül hasta babası, kızının bu davaya sarılarak aslında kendisiyle yüzleşmekten kaçtığını düşünüyor. Yine de Neagley, yerel dedektif Hudson Riley’nin (Greyston Holt) yardımıyla soruşturmaya girişiyor. Yol boyunca tamamen iradesi dışında kendine bir ekip ediniyor: Riley’nin yanı sıra Renee (Adeline Rudolph) ve sokak çocuğu Keno (Jasper Jones). Komünün kapısından girildiğinde ise hikâye, tuhaf bir ilaca uzanıyor.
Reacher’ın Aksiyon Formülü, Neagley’nin Kendi Tarzı
Yaratıcılar zaten işleyen formülü yeniden icat etmeye kalkışmamış ve bu akıllıca. Neagley, Reacher’ın kafa dağıtmalık, bol yumruklu aksiyon keyfini rahatça devralıyor. Fark en çok dövüşlerde hissediliyor. Reacher çoğu kavgayı iriliğiyle kazanır, Neagley ise her durumu yumrukla çözemiyor. Daha hızlı, daha hassas hareket ediyor ve dizi onu olduğundan güçlü göstermeye çalışmıyor. Bu yüzden çatışmaları zaman zaman zorlu görünüyor.
Ana dizinin devasa aksiyon sahnelerini bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir, çünkü kavgalar daha seyrek ve akılda kalan büyük bir aksiyon sahnesi bulmak zor. Ama bu bilinçli bir tercih ve dizinin kimliği tam da buradan doğuyor. Ana diziyi bilmeyen biri için bu sahneler gayet tatmin edici.

Neagley 1. Sezon: Reacher’ın Gölgesinden Çıkmak
Maria Sten’in Taşıdığı Karakter ve Kırılan Zırh
Diziyi taşıyan asıl güç Maria Sten. Sten, karakterin her an gergin, ölçülü, metodik, ölümcül, sadık ve duygusallıktan kaçan biri olduğuna bir an bile şüphe bırakmıyor. Robot gibi görünen dış kabuğun altına inmeyi de başarıyor. Dışı sert, içi kırılgan kahraman tipi tanıdık, ama Sten’in yorumu onu klişeye düşmekten kurtarıyor. Neagley’nin dokunulmaya tahammül edememesi, ana dizide bir karakter özelliğinden ibaretken burada hikâyenin merkezine yerleşiyor. Dizi bu korkunun kökenine indiği bölümlerde en etkileyici anlarını yaşıyor.
Neagley yenilmez bir süper kahraman gibi de yazılmamış. Yanındakilere zaman zaman harcanabilirmiş gibi davranıyor, bir dedektifin yakalaması gereken hataları yapıyor ve bu kusurlar onu daha ilginç kılıyor. Kendi kendine yetmesi aynı zamanda bir zırh. Dizinin kalbi de bu zırhın çatladığı yerlerde atıyor. Hasta babasıyla ilişkisi ve istemeye istemeye kurulan ekip, aynı hikâyenin iki yüzü: insanlara mesafeli duran birinin duvarlarının yavaş yavaş yıkılışı. Alan Ritchson’ın konukluğu ise ölçülü tutulmuş. Reacher bu dünyanın merkezi değil, önemli bir parçası.
Sezonun zayıf halkaları da yok değil. Damon Herriman’ın canlandırdığı Lawrence Cole, Jim Jones ve David Koresh gibi tarikat liderlerini andırıyor ve gerçekten ürkütücü. Buna karşılık Matthew Del Negro’nun canlandırdığı ilaç şirketi yöneticisi Pierce Woodrow ve etrafında dönen depresyon ilacı hikâyesi karton karakterlerden öteye geçemiyor. Bu hikâye Halle Berry’li Catwoman‘daki kozmetik komplosunu hatırlatıyor. Bazı sürprizler Neagley’den çok önce tahmin edilebiliyor. Karakterlerin durup olanları uzun uzun anlattığı bölümlerde de tempo düşüyor.

Neagley 1. Sezon: Reacher’ın Gölgesinden Çıkmak
Ton da ayrı bir mesele. Karanlık ve durgun atmosfer Neagley’nin kişiliğine uyuyor, ama dünyası da onunla aynı renge boyanınca karakter arka plandan yeterince ayrışmıyor. Ritchson’ın kuru esprileri ana diziye nefes aldırıyordu. Burada kimse o hafifliği getirmiyor ve dizi yer yer fazla ağır geliyor. Holt, Jones ve Rudolph ise yeterli, ama Sten’in seviyesine ulaşamıyorlar ve bocaladıkları anlarda onu da aşağı çekiyorlar.
Yine de bu eksikler Neagley’nin kendi ayakları üzerinde durduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ortaya karanlık, gerilimli ve sürükleyici bir ilk sezon çıkmış. Vaat ettiği aksiyon keyfini veriyor ama henüz ötesine geçmiyor. Reacher’ın aksine her sezon şehri ve kadroyu sıfırlamak zorunda olmayan bu yapı, olası bir ikinci sezon için sağlam bir temel atıyor. Dizinin sorunu oyuncusunda değil, yazımında ve yan kadrosunda. Reacher’ı sevenler aradıkları havayı bulacak, hiç izlememiş olanlar da rahatça başlayabilir. Sekiz bölümün tamamı yayında, bir hafta sonu içinde rahatça bitirilir.
Neagley, kahramanının bir Jack Reacher olmadığını hiçbir zaman saklamıyor, saklamaya da çalışmaması daha iyi. Sten, sekiz bölüm boyunca hikâyenin merkezine geçtiğinde yan karakterden başrole terfisini haklı çıkarmakla kalmıyor, bunun neden bu kadar geciktiğini de sorgulatıyor.