Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Kate: Her Ölüm Bir Başlangıçtır

Kate: Her Ölüm Bir Başlangıçtır

Yazar: Cemrenur Erdal

Kate: Her Ölüm Bir Başlangıçtır

Tam göğsün ortasına çakılmış mıh misali hem yalnız hem bağlı hem de acımasızdır intikam duygusu. Kötülüğe karşı kötülükle savaşmanı arzular, yiyip bitirir insaniyeti içten içe.  Yönetmenliği Cedric Nicolas Troyan tarafından yapılan yeni Netflix yapımı “Kate” filminde de amaca ulaşma hazzını 24 saat gibi kısa bir vadede tamamlayan ana temadır bu vazgeçilmez duygu. Önemli bir görevin içindeyken geri dönüşü olmayan bir şekilde zehirlenen Kate karakteri, son 24 saatinde huzurlu bir şekilde ölümü beklemek yerine intikam duygusunun içinde boğulmuş ve amaca ulaşma hazzını layığıyla tamamlamıştır.

Korku filmlerinden aşina olduğumuz bir isimdir Kate karakteri, yani Mary Elizabeth Winstead. Ki bence karakter için biçilmiş kaftandır kendisi. Filmin ana karakteri aynı zamanda da ismidir. Küçüklüğünden bu yana kimsesi kalmamış, tek arkadaşı, tek yol ortağı ve tek hocası Varrick vardır onun için sadece. Varrick karakteri de yine aksiyon filmlerinden bildiğimiz Woody Harrelson’dır. O kendinden emin ve bilgin tavırları da karakterin en göze çarpan özellikleriydi.

Kate karakteri, zehirlendiğini öğrenince hastanede muayene altına yatırılır. 24 saatten fazla vakti olmadığı için doktorlardan onu bu süre zarfında ayakta tutacak gerekli ilaçları alır ve çıkar intikam denen hazzın peşinde ateş açmaya. Hastaneden kaçarken doktor kılığına girmesi ve tanınmaması çoğu film ve dizilerde yer aldığı için kabak tadı vermiştir bence. İnsani duygularını tamamen hiçe sayarak, kendi benliğini ortada bırakarak koşmaya, savaşmaya ve ölmeye başlamıştır aslında. İntikam yolunda ilerlerken asıl düşmanına ulaşmak için birkaç kişiyle muhatap olmak zorunda kalmıştır Kate. Bunlardan biri de kendini ve kendi küçüklüğünü gördüğü eski kurbanlarından birinin kızı olan Ani’dir. Ana karakterin Ani’yi bulduğu yerin ise kalabalık bir konser olması da çok tutarlıydı. O yaşlarda ergen ve sosyal bir kızın bulunacağı ilk yer tabii ki de konser salonudur. İlk başta küçük kızı, düşmanlarına karşı bir etken olarak kullanmak istese de vicdani duyguları buna izin vermemiş, onu da yanına almıştır. Ki zaten düşman taraf da küçük kız Ani ve ailesini zamanında dolandırmış ve Ani’nin yalnız kalmasına sebep olmuşlardır. Filmin bu kısmı bence tamamen bir mantık hatası olmaması ve Ani ile Kate’in ilerleyen süreçte birleşmesinde bir gariplik hissedilmemesi açısından konmuştur. Ani ile Kate arasında oluşan bu duygusal bağ, film süresince seyirciye duygularını en yoğun şekilde anımsatan sahnelerden biridir ki benim de en sevdiğim kısımlar olmuştur. Hatta Kate’in yine Bum Bum Limon içeceğini almak istediği sahnede de yanında Ani vardır. Bu içecek, filmde ana karakterin insani duygulara ulaşmasını sağlayan, ona vicdanını hatırlatan bir metafor olarak ele alınabilir. Ölmesine dakikalar kala asıl düşmanıyla karşılaşıp arabaya bindiklerinde de yine bu içecekten içmesi de bunu anlatmaktadır.

Varrick karakteri de yine Kate kadar ön planda olmasa da önemli bir karakterdir. Çünkü filmdeki geriye dönüş tekniklerinden anlaşılmaktadır ki Kate’in şu anki Kate olmasındaki en büyük etken Varrick’dir. Onu küçük yaşından itibaren büyüten, eğiten ve sevgi gösteren Varrick, aslında bu süreç içinde kendine bir düşman yaratmıştır. Buradaki amaç asla “Besle kargayı oysun gözünü” değildir çünkü Kate asla Varrick’e ihanet edecek bir insan olmamakla beraber bu düşmanlığın sebebi de Kate değil, yine Varrick’dir. Kate’i duygusal bağlamda etkileyerek ölümle sonuçlanabilecek görevleri yaptırmasının yanı sıra son suikastta taraf değiştirerek Kate’i yalnız bırakmıştır. Çünkü Kate’in ne kadar güçlü olduğunun farkına varmıştır. Yani aslında duygusallığa sığınan bencil biridir Varrick. Hatta anlattığı şeyler yüzünden Ani’yi kendine inandırmış ve onun Kate’den bir süreliğine nefret etme ve ölmesini dileme sebebi olmuştur.  Fakat filmin sonunda Kate’i durdurmak için Ani’yi esir alan Varrick, kendi öğrettiği tekniklerle Kate tarafından vurulmuştur. 24 saatin bitiminde olan Kate de Ani’nin, yani aslında küçüklüğünün, duygularının ve öz benliğinin kucağında son nefesini vermiştir.

Acımasız bir kadın suikastçının zorlu geçen 24 saatini ilmek ilmek işleyen bu film, yer ve zaman kavramlarını layığıyla barındırmıştır içinde. Zamanın sadece 24 saat olması, bu akıcılığı 106 dakikada tamamlayabilmeleri ve Tokyo şehrinin o canlılığının aksine dar sokaklardaki sıkışıklık hissi izleyiciye atmosferi sağlama konusunda epey yardımcı olmuştur. Film süresince aralarda akan Japonca şarkılar ve ses efektleri de seyirciyi gaza getiren ve filmi içinde yaşamasına sebep olan unsurlar olmuştur. Aynı zamanda sahnelerin görüntü kalitesi de böyle bir aksiyon filmine rağmen geçişlerle beraber olabileceğinin en iyisi olarak seyirciyle buluşmuştur beyaz perde önünde. Sonuç olarak filmi gerçekten beğendim ve John Wick tarzı aksiyon filmlerinden hoşlanan herkese tavsiye ediyorum.

Sanatla kalın…

Kate: Her Ölüm Bir Başlangıçtır

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap