Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriHakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

Yazar: Ömer Acıoğlu
Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir
Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

Size bir sorum var: Hepimizin içinde mutlaka bir miktar hırs vardır, değil mi? Bazı konularda, kendi akıl sağlığımızı kaybedecek kadar bir şeyi istediğimizden fazlasına adamak gibi bir arzumuz hep vardır. Fakat içimizdeki hırsın ve açgözlülüğün de bir bedeli var. Hikmet Kerem Özcan’ın ilk filmi “Hakkı“, açgözlülüğün nasıl bir parazit gibi içimizi tükettiğini, bir ağaç gibi nasıl çökerttiğini anlatıyor.

Başrollerinde Bülent Emin Yarar, Hülya Gülşen ve Özgür Emre Yıldırım’ın yer aldığı film; dünya prömiyerini 13. Aegean Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise 31. Adana Altın Koza Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Altın Koza’da Film-Yön En İyi Yönetmen Ödülü’nü ve Tuana Almacı’ya Türkan Şoray Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandıran “Hakkı”, yapımını Yumurta Yapım, Circle Project ve AZ Celtic Films ile ortaklaşa üstleniyor ve Başka Sinema kapsamındaki bir günlük özel gösteriminin ardından bu hafta itibarıyla MUBI’de gösterime giriyor. Yavaştan konuya giriyorum, hazırsanız.

Ailesiyle birlikte tarihi bir Ege köyünde yaşayan, orta yaşlı bir adam olan Hakkı; yakınlardaki antik kentin önünde heykelcikler satarak ve yerel turlara rehberlik ederek geçimini sağlıyor. Turistik ilginin artmasıyla birlikte bölgede iş fırsatları çoğalıyor; fakat Hakkı bu trendi yakalayamıyor. Bir evin bahçesinde, tesadüfen çok değerli, tarihi bir heykel buluyor. Bu heykeli araba fiyatına satan Hakkı, sonradan heykelin gerçek değerinin yüz kat daha fazla olduğunu öğreniyor. Daha fazla değerli eşya bulma umuduyla bahçesinden evin salonuna kadar tünel kazmaya başlayan Hakkı, başta hiçbir şey elde edemiyor. Bu durum, Hakkı’yı daha da hırslı yapıyor ve zamanla bu tünellerin içinde delirmeye başlıyor. Kazı, Hakkı’nın oldukça karanlık bir yolculuğa sürüklenmesine sebep oluyor.

Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

“Hakkı”, bizi içimize bir parazit gibi sızan, sonra da bir pirana gibi kemirip bitiren açgözlülüğümüze dair bir yolculuğa çıkarıyor. Açgözlülüğü ve erkeklik egosunu merkeze alan film, başından sonuna kadar dokunulmazlığa sahip olmak ve güçlü görünmek uğruna ne kadar ileri gidebildiğimizi; sahip olduklarımızın fazlasını istemek uğruna her şeyi bir çırpıda nasıl feda edebildiğimizi anlatıyor. Egoların, açgözlülüğün, hırsın ve fazlasını istediğimiz gücün bedellerini canımızla, dişimizle ve ruhumuzla ödediğimizi açıkça gösteriyor. Hikâye ilerledikçe de Hakkı’ya karşı antipati duymaya başlıyoruz. Öyle ki, filmdeki sahnelerden birinde “Ağaç uyandı.” demesi bile başlı başına bir çöküşün habercisi gibi. Kısacası, hikâyede tünel ilerledikçe bizim içimizdeki piranalar da daha fazla kemiriyor.

Bu film, hikâye ve estetik yönünden bana sinemamızda iki usta yönetmeni çağrıştırdı: Yılmaz Güney ve Ömer Kavur. Bu iki yönetmen ortaklaşa bir film çekseydi, ancak bu tarz bir film çıkardı. “Hakkı”, estetik ve anlatım açısından saydığım iki yönetmenden genetik miras almış gibi. Ağaçlar ve heykeller, tüneller ve çekiçler, dedektörler ve parçalar gibi ögeler; filmin yönetmenliğine ayrı bir artı kazandırıyor. Çünkü filmde hiç olmadığı kadar güçlü psikolojik tasvirler mevcut. Her bir mekânı da Hakkı’nın iç dünyasının bir yansıması olarak görmemizi sağlıyor.

Görsellik açısından, ağırlıklı olarak yakın plan çekimler ve soluk bir renk paleti tercih edilmiş. Bu, yerinde bir seçim. Çünkü filmde karakterin psikolojisini anlamak ve hırsını görebilmek için bu tarz yakın plan çekimlere ihtiyaç var. Öte yandan, filmde şantiyeye çevrilen evi, kazılan tüneli, kökü kesilen ağacı ve başı görünen büyük heykeliyle; bu unsurlar o kadar güçlü bir anlatı oluşturmuş ki, filmi izlerken adeta aklınız hayaliniz duracak. Özellikle filmdeki ağaç ve büyük heykel, karakterin içsel yolculuğunu derinlemesine aktarmak için son derece güçlü metaforlar olmuş.

Müziklerde hafif elektronik tınılara ağırlık verilmiş. Ahmet Kenan Bilgiç’in minimalist müziği ve Bach’ın “Air on the G String” eserinin elektronik düzenlemesi oldukça akılda kalıcı. Sesler, filme bambaşka bir ruh katmasa da haberci niteliği taşımasıyla iyi bir ses tasarımına sahip olduğunu söyleyebilirim.

Oyunculuklar konusunda da Bülent Emin Yarar oldukça etkileyici ve sağlam bir performans sergilemiş. İtiraf etmeliyim ki, sinematografisi kadar onun oyunculuğu da filmin ana fikrini anlatmaya yetmiş de artmış bile. Dolayısıyla Bülent Emin Yarar’a bir kez daha şapka çıkarttığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ama burada başka isimler de öne çıkıyor. Mesela Özgür Emre Yıldırım da Bülent Emin Yarar gibi çok sağlam bir performans sunuyor. Ayrıca Hülya Gülşen Irmak’ı görmek ayrı bir sürpriz oldu. Sebebini söylemek gerekirse, ben kendisini pandemi döneminde “Ferhunde Hanımlar” dizisinde izleme fırsatı bulmuş ve o dizideki performansını beğenmiştim. Bu filmde de bence anne rolünün hakkını veriyor. Filmdeki çocuk oyuncular da gayet iyi, onlara diyecek çok bir şeyimiz yok.

Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

Neyse, daha fazla uzatmayayım, yavaşça toparlayayım: “Hakkı”, içimizde hep var olan ve içimizi parazit gibi kemiren hırsımız ile açgözlülüğümüzün bize ödettiği ağır bedelleri göstermekle kalmayıp; mekânlar ve heykellerle dolu, acımasız bir iç yolculuğa çıkarıyor. Bülent Emin Yarar’ın performansı, Burak Baybars’ın güçlü görselliği ve Hikmet Kerem Özcan’ın ilk film olduğunu hissettirmeyen yönetmenliği ile sinemamızın en iyilerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Siz en iyisi koşun, bu filmi MUBI’de izleyin. En azından bu bahsettiğim konularda gözünüz fal taşı gibi açılır.

Puan: 4/5

Hakkı: Açgözlülük Bir Çınar Ağacını Bile Devirir

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...