Gözyaşlarının Tuzu: En Kötü Karar Kararsızlıktan İyi Midir (İKSV Özel)

Gözyaşlarının Tuzu: En Kötü Karar Kararsızlıktan İyi Midir (İKSV Özel)

İKSV Şubat Seçkisi’nde izleme fırsatı bulduğum ‘Gözyaşlarının Tuzu’, Fransız yeni dalgasını temsil eden filmler yapmış olan Philippe Garel önderliğinde çekilmiş bir film. Adı çok duyulmasa da Garel, yönettiği Les Amants Reguliers ile Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülmüş senarist, yönetmen ve oyuncudur. Genellikle filmlerini festivallerde bulabileceğimiz yönetmen en son 2017 Filmekimi’nde “Günübirlik Sevgili” filmi ile izleyicilerin beğenilerini toplamıştı.

Başrollerinde Logan Antuofermo, Oulaya Amamra, Andre Wilms gibi isimleri barındıran film; siyah-beyaz sinematografisi, ilişkilere dair gözlemler ve ölüm-yaşam üzerine diyaloglarıyla 70ler Fransa’sının izlerini taşıyor. Film babasının marangozluk işlerine yardım eden ama farklı bir kariyer hedefi, olan Luc adlı bir genç etrafında şekilleniyor. Doğramacılık işiyle ilgilenmek isteyen Luc Paris’in en iyi okullarından birine girmek için sınava girmelidir. Sınav için taşradan Paris’e yolculuk yapan Luc’e kadınlara olan düşkünlüğü yeni hikayelerin kapılarına açar. Aşk, pişmanlık ve sarsıntı duygular arasında çember çizen film Luc’ün durakta karşılaştığı, daha doğrusu kendisinin yakınlaştığı genç, toy ve bence biraz da saf olan Fransız bir kızla karşılaşmasıyla başlıyor. Bu sahneyi izlerken, ilk görüşte Luc’ün aşık olduğunu ve filmin ikisi arasında gelişeceğini düşünmüştüm. Ama ilerleyen sahneler bu filmin içeriğinde birçok hikayeyi barındırdığını gösterdi.

Beraber geçirdikleri kısa dönemde bu kıza karşı çok sıcak davranan ve onu kendisine aşık eden Luc, sınavdan sonra Paris’ten tekrar taşraya döneceği için gitmeden önce kızla beraber olmak ister. Kız bunu istemeyince ona, onu sevdiğini söyleyen Luc, tüm duygusuz ve yalancı tutumuyla sınavı ertesi şehirden ayrılır. Aslında bu noktada ona, duygusuz demek ne kadar doğru diye düşünülebilir. Fakat filmin ilerleyen zamanlarında Luc’ün aşık olmayı bilmediğini sadece beraber olabilmek için farklı kızlara sevdiğini, aşık olduğunu ve vazgeçmeyeceği konusunda yalan söylediğini gördüm. Bu yüzden bu değerlendirmeyi kendisine yakıştırabiliyorum.

Sınavı başarılı geçen ve tekrar babasının yanına taşraya dönen Luc, ufak tefek marangozluk işleriyle meşgul olurken aynı zamanda işin inceliklerini de öğrenmektedir. Genç tabii ki bu dönemde de çapkınlıklar yapmaktan geri durmaz. İş için gittiği bir evde bakıcılık yapan çocukluk aşkıyla karşılaşır. İkili arasında gelişen yakınlaşma yerini Luc’ün istediği birlikteliğe getirir. Aralarında oluşmaya başlayan ilişki zamanla kızın evlilik hayalleri kurmasına kadar gider (Titre ve kendine kızım bu çocuktan olmaz diye kulağına fısıldayasımın geldiği sahneydi.). Fakat Luc Onunla aynı duyguları paylaşmıyor. Çünkü kendisi Paris’te bıraktığı o masum kıza karşı pişmanlık duygusu içinde. Bunu yaşamasının sebebi de aşık olması değil, vicdan azabı duymasıdır.

Bir gün beklenen okul kabulü mektubu en nihayetinde gelir. Bu dönemde aslında seçim yapmayarak seçim yapan Luc Fransa’daki kızı unutup çocukluk aşkı olan kızla ilişki yaşamaktadır. Mektubun gelişiyle büyük bir mutluluk yaşayan Luc ve babası, hayallerinin gerçekleşmesi yönünde planlar yapmaya başlarlar. Babasıyla arasında derin bir bağ olan Luc, ona karşı hep hayranlık beslemiştir. Zaten iyi bir okulda okuyup meslek sahibi olma fikrini de babası çok istediği ve onu gururlandırmak için önemser. Okula kabul almasıyla birlikte Paris’e gideceği için mutlu ve heyecanlı olan Luc’e karşılık kız arkadaşı, Paris’e gittiğinde onu kaybedeceğinden korktuğundan bu haber onu aynı anda hem mutlu hem de huzursuz etmiştir. Hazırlıklar tamamlandığında son günlerini beraber geçiren iki sevgili arasında bir sorun patlak verir. Kız hamiledir ve çocuğunu doğurmaya çoktan karar vermiştir. Bu haberi gitmeden önceki gün alan Luc, çok öfkelenir ve bu bebeğin onun için kötü bir zamanlama olduğunu belirttiğinde tartışarak ayrılırlar.

Bebeğini ve kızı geride bırakarak Paris’e giden Luc hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eder. Gününü gün etmekle kafayı bozan arkadaşımız bu dönemde ekonomik sıkıntılarla baş etmesine rağmen derslerinde başarılı olur. Ek olarak da duygusal arayışlarına devam eder. Bu döneme kadar yaşadığı ilişkilerde aşkı bulamayan Luc karşısındaki kadınlar hep tutku duyarak yaklaşmıştır. Ve onlarla duygusal bağlar değil sadece cinsel bağlar kurmayı önemsemiştir. Bana göre, bu durumun sebebi o zamana kadar tanıştığı kadınları kendi seviyesinde görmemesi ve onlarla paylaşabileceği bir şeyi olmadığını düşünmesinden kaynaklı. Çünkü kendisini her konuda onlardan üstün görmüştür. Ama bu durum artık onu sıkmaya başlamış ve arayışa sokmuştur.

Duygularının peşinden koştuğu bir dönemde tesadüfen karşılaştığı karşılaştığı bir kadın sayesinde tanıştığı kız onun hayatında asla bekleyemeyeceğini değişikliklere sebep olmuştur. Bu değişiklikler sonucu ondan beklenmeyecek hareketlere kalkışan Luc, kendisinden ve bu durumdan iyice soğumaya başlamıştır. Babasının ölüm haberini almasıyla birlikte kendisindeki bu olağan dışı değişikliğin doğru olmadığını sorgulaması ile film biter.

Film, yaşam üzerine sohbetleri, müzik yerine normal hayatın seslerinin duyulması ve bizi, gerçeklik içinde hissettirmesi ile yeni sinema ekolleri ile bağdaştırılabilir. Aslında, yönetmene dair, çekim tarzını Nuri Bilge Ceylan’a benzettiğimi söyleyebilirim. Ona göre daha kısa ve konu yoğunluğu bakımından eksik diyaloglar da olsa çekim teknikleri ve ele alış şekilleriyle benzerlikleri bulunuyor. Ayrıca bizlere bu döneme kadar aşkı tatmadan aklıyla hareket eden bir gencin aşkı bulmasıyla kendindeki yanlış yöndeki değişiklerden hem rahatsızlık duyması hem de müsaade etmesi nedeniyle aşık olmasının mantığını sorgulatıyor.

Yeni modern sinema akımlarından zevk alıyorsanız Gözyaşlarının Tuzu tam sizlik olabilir. İyi seyirler.

Gözyaşlarının Tuzu: En Kötü Karar Kararsızlıktan İyi Midir (İKSV Özel)

Hatice Gökgül’ün Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 2 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster