Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriFuriosa: Motorları Çalıştırın

Furiosa: Motorları Çalıştırın

Yazar: Yasemin Sofuoğlu

Furiosa: Motorları Çalıştırın

Evettt herkese merhabalar! İşimin yoğunluğundan, tatil serüvenlerinden, bazı dönemlerde herkese musallat olan hiçbir şey yapmak istememe hissinden olsa gerek buralardan çok uzak kaldım. Fakat artık motorları çalıştırma zamanım geldi diye düşünüyorum ve bomba gibi bir filmle geri dönüyorum (Heyecanlıyım, heyecanlıyız, heyecanlılar 😊)

Filmimiz, Furiosa: A Mad Max Saga ismiyle sinema severlerle buluştu. Buluşma ki ne buluşma bence, yanlış hatırlamıyorsam Cannes film festivalinde ayakta alkışlandı sadece orayla kalmadı sinema salonlarında, benim kendi evimde de ayakta alkışlandı. Baştan sona kadar soluksuz izlediğim bir film oldu ki zaten ilk filmi de ağzım açık izlemiştim. George Miller yine yanıltmayarak adeta Mad Max’e yönetmenlik yapmak için doğduğunu kanıtladı. Gerçi burada filmin önünde arkasında çalışanları da unutmamak gerek, hepsinin karşısında  saygıyla eğilerek teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Gelelim filmimize; 2015 yapımı “Mad Max: Fury Road’da tanıdığımız Charlize Theron’un kazılmış saçlarıyla oynadığı Furiosa karakterinin orijinal hikayesini izliyoruz. Furiosa’nın çocukluğundan başlayarak gençliğine kadar yaşadıklarına kısa bir bakış atıyoruz, en önemlisi onun Mad Max’le tanışmadan önce bu hale nasıl geldiğine şahit oluyoruz. Yani film tamamiyle Furiosa’nın post apokaliptik dünyada nasıl hayatta kaldığına ve intikam alma çabasına odaklanmış. Filmde Furiosa’yı Furiosa yapan ana hikayeler izliyoruz, senaryonun akışı öyle başarılı bir şekilde yazılmış ki hikayeden kopmadan küçük Furiosa’yı büyüyene kadar takip ediyorsunuz, tabii küçük oyuncumuzun kendine hayran bırakan performansını da es geçemeyeceğim.

Furiosa her ne kadar Fury Road’dan izler taşısa da (aynı evren, tanıdık karakterler vs.) aslında George Miller bizlere daha dramatik bir dünya göstermek istemiş. İlk filmde Immortan Joe’nin gelinlerini kaçırmaya çalışırken Mad Max’le yolları kesişen karakterimiz amansız bir kaçış mücadelesinin içerisine girmişken bu filmde Furiosa’yı tek başına intikam alırken izliyoruz. Özellikle karakterimizin hedefinde annesini gözünün önünde öldüren Chris Hemsworth’un canlandırdığı Dementus karakteri var. Ve Furiosa adım adım düşmanına yaklaşırken seyir zevki yüksek sahneler ortaya çıkmış. Bazı seyirciler beklentisini önceki filme göre ayarladıkları için hayal kırıklığına uğramış olabilirler çünkü filmimiz daha önceki filmin aksiyonuna, punk heavy metal evrenine ve çılgın distopyasına göre bir tık geride kalmış, Miller dünyayı yumuşatmayı tercih etmiş.
Filmlerdeki görselliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Çöl atmosferinde kullanılan turuncu, kahverengi tonlar filmle ilgili bizlere büyük mesajlar vermekte, yaşamın olduğu mekanda kullanılan renkler bizi rahatlatıp ferahlık verirken çöl rengi bizleri bunaltıyor aynı zamanda. Görsel efektlerinden, kamera kullanımına, oyunculuklardan, hikayenin akışına kadar her şey belirli bir düzen içerisinde ve başarılı bir şekilde ilerliyor. Filmde takıldığım en önemli nokta Anya Taylor Joy’un Furiosa’yı nasıl karakterize ettiğiydi; Hem karakterin hikayesi hem de Furiosa’nın kişiliği dolasıyla film boyunca çok fazla diyalog kurduğunu görmüyoruz ve Anya buna uygun bir performans sergilemiş, başarılı da olmuş fakat Charlize Theron’la karşılaştırdığımızda biraz narin kaldığını söyleyebilirim.  

Bunun dışında dikkat çekici en önemli noktalardan birisi “Mad Max: Fury Road’a” izlediğimiz küçük yol hikayesinin vardığı büyük sonuçtu, yani toplumsal düzen değişimini bizlere izletmişti. Furiosa da ise durum tam tersi, toplumsal düzen aynı hatta kurulu düzenin güç kazanması anlatıldı. Seyirci olarak biz sadece Furiosa’nın geçmişini öğrenmiş oluruz. Sarı tonlarının hakim olduğu filmde oyuncuların kostümleri de buna göre seçilmiş, makyajların kullanımı, sanat ekibinin yarattığı detaylar filmin özüne inmemize yarıyor. Görüntü yönetmeninin çıkardığı muazzam iş kendisine hayran bıraktırıyor. Her sahnede küçük ışık oyunları, genel planlarda yakalanan tablo estetiği ve manzara detayları adeta o an çölde olmak istememize neden oluyor. Ve seyir zevki yüksek bir iş ortaya çıkıyor.

 

Sonuç olarak; Filmin senaryosu izleyicinin tam da hissetmesi gereken şeyleri hissettiriyor. Hikayeden asla kopmadan Furiosa’yı takip ederek sonuca ulaşıyoruz, onun hissettikleri ve istediklerine şahit oluyoruz ki filmlerde bunu yapmak büyük bir çaba gerektirir. Bana göre film baştan sona ince ince ölçülüp biçilerek yapılmış bir mekaniğe sahip, özellikle final sahnelerinin Fury Road’a hiç aksamadan bağlanması beni koltuğuma çiviledi. Genel olarak baktığımızda başarılı oyunculukları, rejisi, yönetmenliği, sinematografisi ve epik sahneleriyle aksiyon severlerin ekranlarında olması gereken bir film olduğunu düşünüyorum.

 

 

Furiosa: Motorları Çalıştırın

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...