Ev: Kısa Metraj Olsaydı Belki
32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 23 Eylül tarihindeki gösterimleriyle hızlı bir başlangıç yaptı. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın açılış filmi Gündüz Apollon Gece Athena’nın ardından, Orhan Eskiköy’ün 8 yıl aradan sonra yeniden yönetmenlik koltuğuna geçtiği Ev filmiyle devam etti. Biz de bu yazıda Ev filmi hakkında konuşacağız.
Orhan Eskiköy, daha önce çektiği İki Dil Bir Bavul (2008), Babamın Sesi (2012) ve Başlangıç (2015) filmleriyle tanınıyor. Belgesel ile kurmacanın sınırlarını bulanıklaştıran bu yapımlarında da toplumsal meseleleri sade ve gerçekçi bir dille ele alan yönetmen, Ev filminde de benzer bir yaklaşım sergiliyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise profesyonel oyuncular değil, gerçek hayat deneyimlerinden güç alan amatör isimler yer alıyor: İbrahim Karasu, Fatma Karasu, Cemile Karasu ve Ahmet Karasu. Ailenin kendi hikâyesini bizzat kendilerinin oynaması, filme belgesel tadında bir doğallık katarken aynı zamanda seyircinin yaşananları daha sahici hissetmesi hedeflenmiş.
Film, Kahramanmaraş Depremi’nin ardından evsiz kalan ve çadırda yaşayan Karasu ailesinin mücadelesine odaklanıyor. Hayatın akışını eski hâline getirmeye çalışırken birçok sorun yaşayan ve bunlarla mücadele eden bir aile Karasu ailesi. Filmin başrolünde ise ailenin küçük çocuğu İbrahim, nam-ı diğer İbo var.
Travmanın etkisinin tam olarak farkında olmayan, günlük yaşamını sanki hiçbir şey değişmemiş gibi sürdüren bir aile izliyoruz. Ancak bu durum sürekli böyle devam etmiyor. Film ilerledikçe aileyi umutsuzluğun kaplamaya başladığını görüyoruz.
Filmin bana göre en büyük sorunu, duygulardan arınmış bir şekilde işlenmiş olması. Aileyle bağ kurmamız gereken noktaların hiçbirinde bağ kuramıyoruz. Depremi yaşamamış olmama rağmen hem deprem sonrası Antakya’da yaşadıklarımdan hem de çevremden gördüklerimden dolayı Kahramanmaraş Depremi benim için oldukça duygusal bir konu. Buna rağmen aileyle duygusal bir bağ kuramadım; ne acıları bana geçti ne de mutlulukları. Filmde oldukça düz bir anlatım izlenmiş.
93 dakikalık süresi de filmi olumsuz etkileyen noktalardan biri. Uzun olmasına rağmen filmde çok fazla kopukluk bulunuyor. Zaman atlamaları arasında hiçbir bağlayıcı etken yok. Durum böyle olunca izleyiciler hem filmden uzaklaşıyor hem de akıllarında soru işaretleri kalıyor. Kısa film olarak düşünülüp senaryo ona göre yazılsaydı, daha etkileyici ve başarılı bir yapım izleyebilirdik.
Ev: Kısa Metraj Olsaydı Belki
Çekimlere gelecek olursak amatör bir film izlediğimi söyleyebilirim. Oyunculuklar, profesyonel oyuncu olmadıkları için tolere edilebilir; ancak çekimler sırasında bazı noktalara daha fazla dikkat edilebilir, gereken yerlerde tekrar çekimler alınabilirdi. Çekimlerde bu noktalara dikkat edilmemesi ve kurguda da düzenlenmemesi beni oldukça rahatsız etti.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Filmin başı gibi sonu da bir anda geliyor. Kendimizi bir anda filmin içinde bulurken bir anda da sonuyla karşılaşıyoruz. Ne olup bittiğini anlayamadan, yazıyla ailenin şu anki durumuna dair bir bilgi veriliyor ve film bitiyor.
Özetle, gerçek bir hikâye olması ve depremin sonrasında halkın yaşadıklarına ses olması açısından oldukça önemli bir yapım olmasına rağmen sinematik açıdan başarısız bir film olduğunu düşünüyorum.
Festivalde izleyeceğim diğer filmlerin yazılarında görüşmek üzere!