El Planeta: Eskiye Olan İhtişamlı Özlem (İKSV Özel)

El Planeta: Eskiye Olan İhtişamlı Özlem (İKSV Özel)

Amalia Ulman’ın yönettiği ve Leo karakterine can verdiği El Planeta’da annesi María rolünde Ale Ulman yer alıyor. İspanya-ABD yapımı film; babası öldükten sonra Londra’dan memleketi Gijón’a dönen Leo’nun ve annesi María’nın paraları olmamasına rağmen anı yaşayıp lüks hayatlarına devam edişlerini anlatıyor. El Planeta 2021 Sundance Film Festivali’nde yayınlandı. İKSV mayıs ayı içeriği olarak izleyenlerle buluşan film çoğu kesimden olumlu yorumlar almasına karşın beni o kadar etkileyemedi.

Siyah-beyaz havası ve çalışmadan kürkleri ve lüks eşyalarıyla hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam eden anne kız bana herhangi bir bakış açısı kazandırmadığı gibi 1 saat 20 dakikalık kısa süresine rağmen kendimi sıkılırken bulmama yetti.

Çekim açıları güzel, anne kız lüks kıyafetler ve çantalar, kürkler giyip Gijón sokaklarında gezdiklerindeki sahneler kısmen güzel olsa da içine çekemedi bu film beni. Siyah beyaz olması ya hep ya hiç gibi bir bakış olarak kullanılması amaçlanmış olabilir bu sebeple Leo ve María’nın vurdumduymaz havası aynı konunun işlendiği diğer yapımlarda olan karakterlerin küçük düşme gibi hislerine karşı seçilmiş olabilir. Fakat yaşadığımız dönemde estetik algımızı oluşturan şeylerin çoğunlukla birbiriyle uyumlu ya da uyumsuzluklarında bile bir ahenk olan renklerin oluşturduğu su götürmez bir gerçek. Durum böyleyken benim için sönük başlayıp içine çekemeden sönük bir şekilde devam eden bir film oldu El Planeta.

Hayatında hiç çalışmadığı için devletten sosyal bir destek alamayan María’nın sokağa her çıktığında giydiği kürkü, Leo’nun kombinlerinin vazgeçilmezi olan Dior çantası ise bu lüks hayata ne kadar düşkün olduklarının göstergesi. Evde soğuktan battaniye ile gezen onlar değilmiş gibi kıyafetleriyle göz boyayan bu ikili girdikleri hiçbir yerde para ödemiyor; gerçek olup olmadığı belli olmayan politikacı arkadaşlarının hesabına yazdırıp ay sonunda ödeme bahanesiyle işin içinden çok kolay çıkabiliyor.

Filmin amacı bu ikilinin geleceği düşünmeden anı ve önceki lüks hayatlarını devam ettirmek olsa da yavaş temposuyla beni bu konuda tatmin etmedi. Bir şeyler kazanmak için emek vermenin gerektiğine inandığımdan bu gibi insanlarla bağ kurmam çok zor. Belki filmin beni bu kadar içine çekememe sebebi bu tarz kişilere karşı olan önyargımdır emin olamıyorum.

Sahne geçişlerinde kullanılan PowerPoint tarzı geçişler ise sanat filminde görmeyi umut ettiğim bir şey değildi açıkçası. Filmde görüp beni mutlu eden şey ise Leo ve María’nın anne kız ilişkileri. İçinde bulundukları ve inkardan tam olarak çıkamayıp aynı şekilde yaşamaya devam ettirdikleri hayatta birbirlerine karşı olan sevgileri iç ısıtıcıydı. Mutlu eden şeylerden bir diğeri ise Leo ve diğer Leo ile olan date gecesi olabilir. Çok tatlı, pozitif, gençliğin heyecanıyla dolu olan pandemi günlerinde özlemini duyduğum her şeyi barındıran o sahneler yeterince tatmin ediciydi. Sonu her ne kadar mutlu bitmese de gerçekçiydi her şeyden öte.

Bir röportajında Amalia Ulman film hakkında şunları söylüyor: “Yoksulluk ve tahliyeler gibi konularla ilgili birçok film suçluluk duygusuyla boğulur çünkü genellikle yönetmenler ve yazarlar farklı bir sınıftandır ve bu şekilde tasvir etmenin onların görevi olduğunu düşünür. Sanki fakirler doğaları gereği saf ve küçük bir iş bulmaktan başka hayata ilgi duymuyormuş gibi. Çok sayıda pre-code film izliyorum ve bu sorunlar her zaman iyi bir mizah dozu ve bolca ihtişamla ele alınıyor. 1930ların filmleri dolandırıcılarla doludur ve asla acınası değildir.” Konunun ele alınış şeklini böyle açıklayan yönetmen işini başarmış. Çünkü Leo ve María’nın durumlarına acımıyorsunuz, onlar için kötü hissetmiyorsunuz; onlar da bunları yaparken herhangi bir utanma, kendi hallerine acıma gibi bir duyguyu göstermiyorlar. Eski hayatlarını yaşamak için yaptıkları normale dönmüş aksiyon oluyor yaptıkları her şey. Onlar için önemli olan eski hayatlarının ihtişamı ve onlara hissettirdikleri. Bu yüzden kalan kredi kartı limitleriyle alışveriş merkezinde para harcarken, kuaföre giderken hiçbir suçluluk duygusu hissetmiyorlar.

Yaptıklarını tasvip etmesem de Leo’nun karakterini kendime yakın hissedebiliyorum. Aynısını María için söyleyemem elbette. Bu filmi izlerken beni sıkan şey normal hayatın monotonluğunu tam olarak yansıtmaları oldu. “Eh bunda ne gibi kötü bir durum olabilir?” derseniz de film izlerken gerçek hayattan kaçmak isterim, kurguda bazen boğulmak bazen de yüzeye çıkıp heyecanlanmak isterim. Bu yüzden El Planeta çok çok kötü olmasa da içinde kaybolduğum bir film olmadı. Benim tarzım bir film hiç olmadı. İçimi ısıtan da bir film olmadı. Soğuk, donuk ve tekdüze geçen 1 saat 20 dakikaydı sonuç olarak.

Eleştirmenlerin çok beğendiği bu filmi yorumlamaya çalıştım. Umarım hoşunuza gitmiştir.

El Planeta: Eskiye Olan İhtişamlı Özlem (İKSV Özel)

Ahsen Aktaş’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

0 0 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster