The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
Uzun zaman sonra yeni bir diziye başlamak iyi hissettirdi açıkçası. Hele ki cinayet üzerine kurulu bir gerilim dizisi olunca tadından yenmiyor. Tabii anlatımı ve akışı bakımından her dizi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Bu sebeple genelleme yapmak pek doğru olmaz. Hem konusu hem de izleyiciyi dizinin içine çekmesi açısından The Trap‘i gayet başarılı buldum.
Alman yapımı bir mini dizi olan The Trap, 13 Ekim’de Netflix’te izleyiciyle buluşmuş. Psikolojik gerilim türündeki yapım, karakterleri işleyişi ve konuyu ele alış biçimiyle dikkat çekiyor. Diziye bu açılardan 4,5 yıldız verebilirim. Çünkü bir ara beni de katilin kim olduğuna dair şüpheye düşürdü. Neyse, derine inmeden önce her bölümün yaklaşık 45 dakika sürdüğünü de söyleyeyim. Bana kalırsa bu süre, bir mini dizi için gayet yeterli.
Hayatın, çevremizin ve yaşam çemberimizde yer alan olayların, bizim bilgimiz dışında, nasıl da birbirine bağlı olduğunu bir kez daha anladığım bir diziydi. Başlıkta da belirttiğim gibi hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Yine bir kitap uyarlaması tabii ki. Melanie Raabe’nin aynı adlı romanından uyarlanan dizi, altı bölümden oluşuyor. Senaryoyu kaleme alan ve yönetmen koltuğunda oturan isim ise Isabel Kleefeld. Kleefeld’i, uluslararası Emmy ödüllü Dear Child dizisinin ekibinden tanıyanlar olacaktır.
Bu kısımdan sonrası spoiler içerir.

The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
The Trap Konusu ve Oyunculuklar
Açıkçası Alman sinemasına çok hakim olmadığım için dizideki isimler bana yabancı. Ancak yüzlerini bir yerlerden tanıyor gibiyim. Buna ne deniyordu, bilmiyorum. 🙂 Neyse, yazımıza geri dönelim.
Başarılı bir yazar olarak hayatını sürdüren Lisa (Friederike Becht), on yıldır içinde yaşadığı malikânenin dışına çıkmamıştır. Bunun en büyük sebebi, 10 yıl önce, 5 Temmuz 2015’te hayatını kaybeden ve kendisinden bile çok sevdiği kardeşi Anna’nın (Josephine Thiesen) cinayetine tanık olmasıdır. Kardeşinin ölümüyle yaşadığı travmanın etkisinden kurtulmaya çalışırken bir yandan da en iyi yaptığı şeyi, yani kitap yazmayı sürdürür. Lisa, bu süreçte tanınmış bir yazar olmayı da başarır.

The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
Katili yakalanamamış olan bu cinayet, Lisa’nın hem kendisini suçlu hissetmesine neden olur hem de son on yıldır zihninin bir köşesinde çalmaya devam eden bir zil gibi onu sürekli rahatsız eder. Ta ki katili televizyonda görene kadar… Lisa, bu görüntü karşısında öyle büyük bir şok yaşar ki panik atak geçirir. Yaşadıklarını terapistine anlattığında, zihninin kendisine oyun oynuyor olabileceği yönünde bir yanıt alır. Ancak Lisa, her zamanki gibi, bu açıklamayla yetinmez ve olayın peşini bırakmaz.
Şu anda haber editörlüğü yapan Robert’la (Hans Löw), daha önce hiçbir kitabı için yapmadığı türden bir röportaj vermek istediğini yayıncısı Norbert’e (Matthias Brandt) bildirir. Norbert, cinayetin doğrudan faili olmasa da olayların perde arkasında rol oynamış bir karakterdir. Bu nedenle röportaj fikrine pek sıcak bakmaz. Lisa ise kardeşi hakkında yazdığı yeni kitabı aracılığıyla gazeteci Robert’a bir tuzak kurmaya başlar.
Gelin görün ki ilk bölümlerde bize gösterilen sevgi dolu kardeşlik bağı aslında hiç de göründüğü gibi değildir. Başlangıçta madalyonun yalnızca bir yüzünü gördüğümüz Lisa’nın kardeşine duyduğu sevgiyi, ilerleyen bölümlerde daha derinlemesine inceliyoruz. Madalyonun diğer yüzü daha acı olsa da hayatta gerçeklerin canımızı yaktığını hepimiz deneyimlemişizdir.

The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
İki kız kardeşin ilişkisi aslında hiç de göründüğü kadar pembe değilmiş. Sürekli didişen, birbiriyle yarışan iki insan izliyoruz. Anna’nın Lisa’yı duygusal olarak yönlendirdiğini ve onun yazar olarak elde ettiği başarıyı içten içe kıskandığını fark ediyoruz. Lisa’nın zihninde kusursuz bir kardeş olarak yer eden Anna, gerçekte bambaşka biridir. Belki de Lisa’nın en büyük travması, katili kendi gözleriyle gördüğünü düşündüğü o gece değil, kardeşi hakkında bildiği her şeyin sorgulanır hâle gelmesidir.
Röportaj: Kedinin Fareyle Oyunu
Dizinin kalbi bence Robert’ın Lisa’nın malikânesine geldiği dördüncü bölümde atıyor. Lisa aylardır bu anı planlamaktadır. Elinde gizlediği bir silah vardır; silahı masanın altına yerleştirmiştir ve Robert’tan itiraf beklemektedir. Ancak Robert da en az Lisa kadar hazırlıklıdır. Önce Anna’yı tanımadığını söyler, ardından Lisa’nın algısını bilinçli olarak bulandırmaya başlar.
“Acaba gerçekten gördüğüm kişi o muydu?” sorusu Lisa’nın zihninde yankılanırken biz de izleyici olarak aynı sorunun içinde kayboluyoruz. Bir anlığına da olsa kendimize “Gerçekten olabilir mi?” diye soruyoruz. Çünkü biliyorsunuz, her madalyonun iki yüzü vardır.
Röportaj sırasında kullanılan renk paleti ve gerilim dolu anlar, karakterlerin içinde bulunduğu durumu ve duyguları çok iyi yansıtıyor. Lisa, Robert’ı korkutmayı başaramadığı gibi kendi hafızasına duyduğu güveni de kaybediyor. Çaresizce başka bir açıklama ararken yayıncısı Norbert’in bir itirafıyla karşılaşıyoruz. Bu itiraf, katilin sandığımızdan çok daha yakında olabileceği ihtimalini akıllara getiriyor. Böylece dizi, yalnızca Robert’tan değil, Lisa’nın çevresindeki herkesten şüphe etmemizi sağlıyor.

The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
Final: Katil Kim?
Gelelim finale… Tüm itirafı kayıt altına alan Lisa, Robert’ın katil olduğunu sonunda net bir şekilde kanıtlayacak bir kayıt elde ediyor. Robert, Anna’yla gizli bir ilişki yaşıyormuş. Üstelik bu ilişki sırasında evliymiş. Anna’nın kendisini terk etmesi hâlinde ilişkilerinin açığa çıkacağını söyleyerek ona baskı yapıyormuş. Robert da kontrolünü kaybederek Anna’yı bıçaklamış.
Lisa’nın suçlamasında haklı çıkması bir yandan rahatlatıcı gelse de dizi bizi burada bırakmıyor.
Çünkü Robert, Anna’yı yalnızca altı kez bıçakladığını söylüyor. Ancak hem polis raporlarında hem de Lisa’nın yazdığı kitapta sekiz bıçak darbesinden söz ediliyor. Bu da akıllara şu soruyu getiriyor: Son iki bıçak darbesini acaba Lisa mı vurdu?
Yıllardır katili arayan Lisa’nın aslında kendi suçunu da bastırıyor olabileceği ihtimali, dizinin en sarsıcı noktalarından biri. Bu sahnede gerçekten bir an donup kaldım. Çünkü Lisa, başından beri bize bu cinayeti işlemiş olabilecek bir karakter gibi anlatılmıyor.
Final sahnesinde işler daha da kötüleşiyor. Lisa kaçmaya çalışırken Robert onu bacağından vuruyor. Ancak tam bu sırada yayıncısı Norbert ve edebiyat ajanı Pia (Anna Schudt) geliyor ve polisi arıyor. Köşeye sıkışan Robert ise kendini vurarak hayatına son veriyor.
Böylece bir yandan hesaplaşma sona ererken diğer yandan Lisa’nın zihnindeki sorular varlığını koruyor. Dizi, bu soruların yanıtlarını bilerek açıkta bırakıyor.
Müzik Üzerine Küçük Bir Not
Dizide kullanılan müziklerden biri de beni ayrıca düşündürdü: Gotye’nin Somebody That I Used to Know şarkısı. Şarkı genel olarak bir zamanlar çok yakın olduğumuz birinin zamanla yabancıya dönüşmesini anlatıyor. Bu nedenle şarkının dizideki kullanımını tesadüf olarak görmedim.
Belki de bu, Lisa’nın kardeşi Anna’yı aslında hiçbir zaman tam olarak tanımamış olmasına yapılan bir göndermedir. Yıllarca kusursuz kardeş olarak hatırladığı kişinin gerçekte bambaşka biri çıkması, tam da bu şarkının hissettirdiği duyguya denk düşüyor. Belki de şarkının başka bir anlamı vardır ve ben yanılıyorumdur ama bana öyle geldi. 🙂

The Trap: Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil
Genel Değerlendirme
Diziye genel olarak baktığımızda travma, şüphe ve gerçeklik algısı üzerine kurulu, karakter odaklı bir gerilimle karşılaşıyoruz. Lisa’nın güvenilmez bir anlatıcı olması, bizim de sürekli kendi yargılarımızı sorgulamamıza neden oluyor. The Trap, hem “Katil kim?” sorusuna cevap veriyor hem de “Peki ya Lisa?” sorusuyla izleyiciyi son saniyeye kadar ekran başında tutuyor. Üstelik yalnızca Robert’ın değil, Lisa’nın çevresindeki insanların da onun geçmişi algılayışını etkilemiş olması hikayeye ayrı bir katman ekliyor.
Eleştirebileceğim tek nokta, finalin bazı izleyiciler için biraz tahmin edilebilir olması. Yine de Robert’ın itirafının ardından ortaya çıkan “iki bıçak darbesi” detayı, bu durumu fazlasıyla dengeliyor.
Psikolojik gerilim, cinayet gizemi ve “Kim yaptı?” sorusunun cevabını bulmaktan çok “Peki, gerçek bu mu?” diye düşündüren yapımları seviyorsanız The Trap’i izleme listenize gönül rahatlığıyla ekleyebilirsiniz. 🙂
İyi seyirler.
Puan: 4,5/5