Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriFrom Russia with Love: James Bond İstanbul’da

From Russia with Love: James Bond İstanbul’da

Yazar: Ömer Acıoğlu
From Russia with Love: James Bond İstanbul'da

From Russia with Love: James Bond İstanbul’da

İstanbul Film Festivali maceramıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Festival için yazdığım ilk inceleme yazımda The Christophers filmiyle Londra’nın soğuk sokaklarında sanatı ve kurnazlığı inceledikten sonra; şimdi ise bir James Bond filmiyle 1963 senesine, hem de o yılın İstanbul’una uzanıyoruz.

Bu filmimizin ismi ise From Russia with Love.

Yönetmenliğini, bir önceki James Bond filmi olan Dr. No (1962) filminin de yönetmeni Terence Young’ın üstlendiği; başrollerini Sean Connery, Daniela Bianchi ve Pedro Armendariz’in paylaştığı film, ünlü ajan James Bond’un İstanbul’da S.P.E.C.T.R.E. ile olan soğuk ama bir yandan da acımasız mücadelesini anlatıyor.

Neredeyse tamamı İstanbul’da çekilen ve BAFTA ödüllerinde Ted Moore’a En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü kazandıran bu film, 19 Kasım 1965 tarihinde Türkiye’de de vizyona girmiş. Muhtemelen o yıllarda United Artists’in Türkiye dağıtımcıları olan Ulus Film ya da Emek Film tarafından vizyona çıkarıldı.

Şimdiyse bu film, neredeyse 63 yıl sonra 4K restorasyon kopyasıyla İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşuyor. Bakalım bu soğuk ama pek de mütevazı olmayan ajanımız James Bond, 1963 yılının güzel İstanbul’unda nasıl bir macera yaşamış.

James Bond, Sovyet konsolosluğuna ait bir şifreleme cihazı olan Lektor’u ele geçirmek için İstanbul’a yollanıyor. Ancak İstanbul’da Lektor’u ele geçirmek için Sovyet konsolosluğunda çalışan Tatiana’yı bulması gerekiyor. Fakat bu görevde bir şeyler ters gidiyor; çünkü aslında James Bond’un gönderildiği bu görev, düşmanı S.P.E.C.T.R.E.’ın kurmuş olduğu bir tuzaktır. S.P.E.C.T.R.E. ise öldürülen ajan Dr. No’nun intikamını James Bond’dan almak istemektedir.

From Russia with Love: James Bond İstanbul'da

From Russia with Love: James Bond İstanbul’da

Soğuk Savaşın Verdiği Güvensizlik Had Safhada

Hikâyeyi tam olarak anlamak için 1945 yılından 1989 yılına kadar süren Soğuk Savaş’ta olan biteni kavramak gerekiyor. Çünkü casusluk olayları aslında tam anlamıyla Soğuk Savaş döneminde başlıyor. Hatta bana kalırsa bu filmin İstanbul’da çekilmesi tesadüf değil; zira çekildiği yıllarda Türkiye’de, Rusya tarafından fırlatılmaya hazır bir füze bulunduğu düşünülüyordu. Bunların dışında Soğuk Savaş dönemi, kimsenin kimseye güveninin olmadığı bir dönem olarak aklımıza gelebilir.

Bir de Dr. No’ya bakmanız gerekiyor çünkü bu film tam olarak Dr. No’nun bittiği yerde başlıyor. Filmin senaryosu ilkinden daha soğuk, daha acımasız ama daha da sürükleyici. Soğuk Savaş dönemindeki güvensizliği bu filmde iliklerimize kadar hissediyoruz. Filmin çekildiği yıllarda Soğuk Savaş’ın hâlâ devam ediyor olması da filmi canlı tutan özelliklerden.

Ünlü casus romanı yazarı John le Carré; James Bond’un fazla sıcakkanlı ve kadınlara karşı fazla samimi olduğunu söyleyerek James Bond’a ve Ian Fleming’e karşı çıksa da filmin verdiği mesaj budur. Fakat bir diğer mesaj da aslında uzlaşmanın ve barışın sağlanabileceğine dairdir. Bunu, Roger Moore’un oynadığı The Spy Who Loved Me filminde daha da iyi anlayabilirsiniz.

Tüm bunların dışında James Bond, Rosa Klebb ve Grant gibi karakterlerin o soğuk, merhametsiz yönlerini iliklerimize kadar hissediyoruz. Öyle ki bu filmin senaryosu, karakterleri üzerinden ele alındığında oldukça sağlam metinler ortaya koyabiliyor.

From Russia with Love: James Bond İstanbul'da

From Russia with Love: James Bond İstanbul’da

İstanbul Manzaralı Görselliği

Filmin en can alıcı bölümü, İstanbul’un hemen her yerinde çekilmiş mekânlara sahip olması. Film; Galata Köprüsü, Ayasofya Camii, Yerebatan Sarnıcı ve Sirkeci Garı gibi tarihî mekânlara ev sahipliği yapmış. Bu açıdan From Russia with Love, İstanbul’da çekilen bazı filmlerin aksine daha modern ve daha gerçekçi bir sinematografiye sahip.

Tabii sahneler sadece İstanbul’da değil, benim kökenim olan Yugoslavya’nın pastoral manzaralarında da çekilmiş. Örneğin o helikopter sahnesiyle bu film, Alfred Hitchcock’un North by Northwest filmine bir saygı duruşunda bulunuyor. Bunların dışında Ted Moore’un sinematografisi ve Peter R. Hunt’ın kurgusu bence nefis; hiçbir gerilim filminde göremediğimiz o tekinsizlik ve takip hissini bu filmde sonuna kadar hissediyoruz.

Özellikle Ayasofya’daki takip sahnesi, Sirkeci Garı’ndaki casusların izlendiği sahne, filmin açılışındaki satranç sahnesi ve Rosa’nın o soğuk ifadeleri bu filmin en dikkat çeken unsurlarından. Tabii bir de kamera dili, soğuk ama renkli görünen manzaraları, kamera hareketleri ve kamera açıları da filmi destekliyor.

Tekinsiz Müzikleri ve Gerilimli Ses Tasarımları

Öncelikle filmin müziklerinden başlamak lazım; zira müzikler (özellikle Monty Norman’ın o efsanevi giriş şarkısı), James Bond’u James Bond yapan unsurlardan. John Barry’nin o güzel bestesini bu filmde de sonuna kadar duyabiliyoruz. Filmin sonlarına doğru Matt Monro tarafından yorumlanan From Russia with Love şarkısını duyduğumuz andan itibaren ise kendimizden geçebiliyoruz. Ses tarafı da yapıma ayrı bir gerilim katıyor; az önce bahsettiğim sahneler ses kullanımı üzerinden de değerlendirilebilir.

İşte O Soğuk Performanslar

Sean Connery, James Bond olarak her ne kadar mütevazı olsa da filmdeki rolüyle güvenilemeyecek kadar soğuk bir performans sergilemeyi başarıyor. Kendisi bugün benim için James Bond’un hakkını veren en iyi üç oyuncudan biri. Diğer ikisi ise Pierce Brosnan ve tek filmde oynamasına rağmen George Lazenby’dir.

Rosa Klebb’i oynayan Lotte Lenya, o soğuk Sovyet casusu rolünü oldukça iyi taşıyor; hatta bazı yerlerde James Bond’dan bile daha soğuk ve acımasız. Tatiana rolünde Daniela Bianchi ve Moneypenny rolünde Lois Maxwell naziklikleri ve mütevazılıklarıyla oldukça iyiler. Kerim Bey rolünde Pedro Armendariz’in de onlardan aşağı kalır bir yanı yok.

Bu filmin tek bir eksisi olabilir; o da Türk karakterleri oynayan ve bozuk bir Türkçe ile konuşan yabancı oyuncular. Yabancı oyuncuların bu rolleri oynaması ne kadar sağlıklı bilemiyorum ama günümüz şartlarında çekilseydi bunu hakaret sayardım.

From Russia with Love

From Russia with Love

Son Yorumum

Uzun lafın kısası From Russia with Love, James Bond efsanesinin hakkını veren en sağlam yapıtlarından biri olmuş. Açıkçası lisedeyken ve üniversiteyi bitirdikten sonra seyrettiğimde hikâye tarafımca tam olarak anlaşılamamıştı. Ancak üçüncü seyredişimde hikâyeyi daha iyi kavrayabildiğimi söylemek istiyorum.

60’lı yılların İstanbul’unu; o soğuk, tekinsiz ama karizmasını hiçbir zaman elden bırakmayan mütevazı casus James Bond’u ve tabii ki Sean Connery’i perdede görmeniz için bu film, İstanbul Film Festivali’nde sizi bekliyor.

From Russia with Love: James Bond İstanbul’da

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...