50m2: Mizahla İşlenmiş Bir Mafya Hikâyesi (İnceleme)

50m2: Mizahla İşlenmiş Bir Mafya Hikâyesi (İnceleme)

Kardeş Payı, Bana Masal Anlatma, Çalgı Çengi gibi yapımlarıyla sükse yapmış, Leyla ile Mecnun dizisiyle çıtayı arşa çıkarmış Burak Aksak ve Selçuk Aydemir ikilisinin yeni beraberlikleri 50m2 incelemesiyle karşınızdayım. Geçtiğimiz yıllarda yapım hakkında çeşitli dedikodular dönmüştü; televizyon dizisi olarak yayınlanacağı, Cengiz Bozkurt’un başrolünde oynayacağı söylentiler arasındaydı ve yapımlarının severleri heyecanlı bekleyişe başlamıştı. Özellikle Leyla ile Mecnun’a olan hayranlığımla aynı ikiliden o tatta bir dizi izlemeyi umuyordum ben de.

27 Ocak’ta Netflix üzerinden yayınlanan dizinin başrolünde Engin Öztürk yer alıyor; Cengiz Bozkurt, Aybüke Pusat, Kürşat Alnıaçık, Yiğit Yazıcı gibi isimler de kendisine eşlik ediyor. Mahalle hayatına ve kentsel dönüşüm sorunlarına değinen bir dizi; hayatın içinden gerçekçi göndermelerini başarılı buldum. Yazımın devamında detaylarıyla bahsedeceğim ama belirtmeliyim ki Leyla ile Mecnun’un şahaneliğine yetişemedi ancak popüler Türk yapımı Netflix dizileriyle değerlendirdiğimde ortalamanın üstünde bulduğum bir diziydi. Bölümler yaklaşık olarak 45 – 50 dakika uzunluğunda, ayrıca sekiz bölümden oluşuyor. Yani severseniz bir oturuşta bitirebileceğiniz uzunlukta sevmezseniz de elinize yapışacak bir dizi değil bence.

Öncelikle kısaca dizinin konusundan bahsedeyim. Gölge kendisini yetiştiren mafya Servet’in kirli işlerini yürütmektedir. Geçmişinden habersiz olan Gölge ailesine ne olduğunu öğrenmeye çalışır. Servet’in ona yalan söylediğini fark eder, yavaş yavaş hafızasında beliren anılarıyla geçmişinden izlere ulaşır ve kendini bulmaya çalıştığı bir maceraya sürüklenir. Kendisi gibi ailesinin geçmişinin izini sürerken ölen birinin hayatını yaşamaya başlar ve Adil abinin oğlu olarak Adem ismiyle yeni bir hayata atılır. Yaşadığı 50 metre kare terzi dükkânında bir yandan yalanını sürdürmeye çalışarak mahalle sakinleriyle kaynaşır bir yandan da kendisi hakkındaki bilinmezlerin peşinden gitmeye devam eder.  Kendisine ait olmasa da bir kimliğe sahip olmak, mütevazı insanlarla sade bir yaşam sürmek hoşuna gider.

Mahalleli tarafından kentleşmeye karşı mahalleyi koruma mücadelesi ve uyuşturucu şebekesi gibi sorunlar hüküm sürmektedir. Ayrıca mahalle halkı yoğun bir maddi sıkıntıyla da boğuşmaktadır, kısaca Gölge veya Adem bu mahallenin sorunları içinde bulur kendini. Başrolün hikâyesi temel alınarak mahalle hayatı yansıtılıyor aslında. Sadece başrolün hikâyesini değil, birçok yan karakterin de iç dünyasına ışık tutmuş dizi. Şiddet içerikli aksiyon sahneleriyle gerilirken bazen güldüren; sevginin, dostluğun ve toplumsal sorunların işlendiği bir dizi 50m2.

Gölge veya Adem, dizide iki isimli bir karaktere dönüşüyor. Karanlık, acımasız ve vurdumduymaz bir karakter, en azından onu ilk tanıdığımız haliyle böyle. Geçmişinin peşindeyken bile duygularından ve hislerinden, geçmişini anımsatan şeylerden kaçıyor. Kaçak gemiden kurtardığı küçük çocuğa sevgisini belli edemiyor mesela çünkü çocukluğundaki kimsesizliğini görüyor onda. Belli ki büyüdüğü ortam ve yetiştiren insan sebep olmuş bu haline. Yalan söylediğini öğrenene kadar Servet’e sevgi ve güven duyuyor; çocukluğundan yetişkinliğe geçen zamanda örnek almak için doğru bir insan konumunda onun için. İhanete uğradığını öğrendikten sonra dönüşümü başlıyor.

Dizi boyunca Gölge’nin atıldığı kimliğini bulma sürecinde onun karakter gelişimini seyrediyoruz. Gölge mahalle halkını sevdikçe, onlara ısındıkça kendi içinde bir değişime uğruyor. Kaçtığı duygularıyla ve hisleriyle yüzleşiyor. Dizinin belirli bir noktasından sonra Muhtar Bey’e hayranlık duyarak kendisinden ve söylediklerinden etkileniyor,  bir ara mahallenin imamıyla da dertleşiyor. Sürekli bir arayış içerisinde, kendini bulmaya çalışıyor. Ancak Gölge bu sezonda tam olarak kendini bulamıyor, evet karakter gelişiminden bahsettim ama tamamen başka bir insana dönüşmüyor finalde. Bu değişimin yarım kalacağını zannetmiyorum, ikinci sezona ışık tutan bir detay gibi görünüyor yarım bırakılması. Devam sezonunda duyguları ön planda olan bir Gölge izleyeceğiz bence.

Engin Öztürk’ün oyunculuk performansı başarılıydı bence. Karanlık olduğu kadar esprileriyle güldüren bir karakterdi Gölge; bu da Engin Öztürk’ün sakin ve durgun yapısına uyum sağlamıştı. Ayrıca Gölge, herkesi korkutup tedirgin edecek kadar tehlikeli bir karakterken yansıtılmaya çalışılan ‘tehlikeli’ imajında bazı açıklar vardı. Örneğin torbacının pansiyondaki odasına gittiklerinde odaya girme planını Yakup’un birkaç saniyede çöp etmesi veya Leke’yi bayılttıktan bir süre daha silahı onun yanında bırakması tehlikeliliğiyle çelişiyordu bence. Ancak bu gibi aksaklıklar bahsettiğim kendini bulma sürecinin bir parçası olabilir, geçmişine ışık tutmaya çalıştığı süreçte yaşadıklarının etkisiyle dikkat zaafı yaşadı belki de.

Ayrı bir parantez açmak istediğim Muhtar karakteri, namı diğer Erdal Bakkal… Diziye apayrı bir renk kattı oyunculuğu ve rolüyle, en çok güldüren sahneler kendisine aitti bence. Genellikle rol aldığı yapımlarda fırlama ve çılgın karakterlere hayat veriyor. Bu yapımda aksine görmüş geçirmiş, babacan ve olgun bir insan; ailesini ve mahallesini kucaklayan vefalı, şefkatli biri aynı zamanda. Aslında çok hayatın içinden bir karakter, Gölge’yi evine götürdüğü akşam yemeği sekansındaki doğal oyunculuğu tek başına dizinin gerçekçiliğini yükseltmeye yetti. Dizinin en iyi performansı da kendisine aitti bana göre. Ayrıca Turan’la olan diyalogları ve Turan’ın gerçekçi yaklaşımları çok eğlenceliydi. Servet karakteri alıştığımız kötülerden farklıydı, duygusal boşluklar yaşayan hatta yaşadıklarının etkisiyle psikoloğa bile giden bir kötüydü; dizi boyunca süren kendini sorgulayış süreci devam ediyordu.

Geri kalan oyuncuların performansları da başarılıydı. Ancak anlaşamadığım bazı karakterler vardı. Mesela Yakup’un zeki ve aklı başında biri olduğuna ikna olmuşken arada bir ne oluyorsa öyle saf bir konuma düşüyordu ki kendi içinde çelişiyordu. Kesinlikle kötü yazılmış bir karakterdi. Gölge’nin yalanına tehdit oluşturacak kadar zekiyken birden bire dizinin ‘saf’ı konumuna düşüveriyordu. Mesut mahalle temalı hemen hemen her yapımda benzerini gördüğümüz bir tiplemeydi. Dilara da aynı şekilde sıradan bir esas kızdı bence. Son olarak Civan karakteri… Bende koskocaman bir soru işareti oluşturdu. Neden Civan karakteri üzerinden bu kadar çok mesaj verilmeye çalışıldı hala anlamış değilim. Yan karakterlerden biri olmasına rağmen bir ara hikâye baya kendisine odaklandı ve bu kadar abartılması beni rahatsız etti.

Dizinin ilk kısımlarında çok klişe detaylar vardı. Mafya tarafından büyütülen kimliğinden habersiz bir genç ve geçmişine ışık tutma hikâyesi… Mafya dizilerinin vazgeçilmezi. Bu kısımlarda her ne kadar sıkılsam da ilerleyen dakikalarda ve bölümlerde kurgu merak uyandıran bir hale büründü. Olay akışı genel olarak hızlıydı ve alışık olduğumuz yerli yapımların aksine bir olayın sonuca bağlanması için bölümler geçmesine gerek kalmıyordu, sekiz bölüm içerisine çok şey sığdırılmıştı. Dizinin orta bölümlerinde bazı olaylar o kadar çok uzatıldı ki yeniden sıkılmama neden oldu, merakımı yitirdim kısmen. Ancak finale doğru yeniden ilgi toplamayı başardı ve canlandı. Sonrası tahmin edilebilir kapanış sahnesi de biraz basitti bence. Şöyle özetleyebilirim; dizinin genelinde çok şaşırtıcı olaylar yoktu, bazen çok sıradanlaşıyordu ve basit tesadüfler tat kaçırıyordu. Ancak özellikle mafya konusunun mizahla işlenmesi mafya konulu yapımlara farklı bir yorum getirmişti ve bu yönü eksikleri tolere etmeme yardımcı oldu.

Ayrıca çokça eleştirilen bir konuya değinmek istiyorum. Okuduğum izleyici yorumlarında mahalle hayatının yansıtılmasından yakınılıyordu, ‘mahalle mi kaldı’ diye serzenişler de vardı. Bence aksine, özgün olmayan ve toplumu yansıtmaktan çok uzak olan popüler yapımlardansa mütevazı bir mahalle hayatının yansıtılması içimi ısıttı. Ayrıca kentleşme sorunu da birçok yapımda işlenmiş ve klişeleşmiş olmasına rağmen izlerken sıkılmadım, güzel işlenmişti. Kaçak göçmenler veya mahalleye yerleşmiş uyuşturucu şebekesi de diziye güncellik ve gerçekçilik kazandırmıştı, ‘vermek istediğim bir mesaj var’ diyordu bizlere.

Mafya yapımlarında tekdüze sahneler izlemeye başladık son dönemlerde. Farklı, gerçekçi dövüş sahneleri 50m2’de de yoktu mesela, inandırıcı aksiyon sahneleri de yoktu. En azından yakalanmış, elleri bağlı olan karakterin başında duran nöbetçiyi oyalayarak meyve bıçağıyla iplerini çözüp kurtulduğu klişelerini aşmalıyız bence. Görüntü yönetiminin abartılı bir iddiası yoktu sanırım, dikkatimi çeken veya özellikle beğendiğim bir nokta olmadı izlerken. Son zamanlarda revaçta olan popüler Türk yapımlarında yaratılmak istenen sanatsal imaj ve çekimler yoktu örneğin. Diğer yapımlardan da söz etmişken son zamanlardaki yerel yapımların müzik seçimlerini çok beğendiğimi belirtmeliyim. 50m2 için de geçerli, çok beğendiğim ve izlerken eşlik ettiğim bazı şarkıları yazının sonuna bırakıyorum.

Atiye, Hakan Muhafız gibi Türk yapımı Netflix dizilerine kıyasla gerçekçiliğiyle hoşuma giden ve ortalamanın üzerinde bulduğum bir diziydi. Ancak yapımını üstlenen isimlerle yükselen beklentim karşılanmadı maalesef. Yüksek bir beklenti içerisinde izlemediyseniz beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Oyunculuklarını yeterli bulduğum dizi ortalama kurgusu ve olay akışıyla fena değildi, izlemeye değer. Herkeste farklı bir izlenim yaratacak tatta bir dizi bence. Sizler de düşüncelerinizi yorumlar aracılığıyla paylaşabilirsiniz, ilgiyle takip ediyorum (:

50m2’yi Netflix üzerinden izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

50m2: Mizahla İşlenmiş Bir Mafya Hikâyesi (İnceleme)

Zeynep Polat’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 8 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
1 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

Detaylı bir inceleme olmuş, kaleminize sağlık.