The Double: Film mi Daha İyi Kitap Mı?

The Double: Film mi Daha İyi Kitap Mı?

Herkes bilir kitaplar kesinlikle filmlerden daha iyidir. Ancak bazı istisnalar olabilir değil mi? Ama bu inceleyeceğimiz istisna büyük bir ustanın belki de gelmiş geçmiş en iyi yazarın bir kitabının çevrimi: The Double (Öteki) – Dostoyevski

Evet şok oldunuz ve benim delirmiş olduğumu düşünüyor olabilirsiniz ancak şu detayı da kaçırmamak gerek Dostoyevski bile bu kitabını beğenmemiş. Üstünde çok fazla düşündüğü öyküsünü yazarken teslim tarihlerine yetiştirememiş ve yayın tarihini hep erteletmiş. Yayınladığındaysa başlarda çevresindeki insanlar anlamasalar da büyük bir hayranlık duymuşlar ancak tekrar tekrar okuyunca öykünün sıkıcı, uyuşuk ve uzun olduğunu söylemişler. Bu düşünceleri değerlendirdiğinde hatasının çok fazla olduğunu fark eden Dostoyevski büyük bir fikri mahvettiğini düşünerek acı çekmiş ve hastalanmış. Sürekli öyküyü yeniden düzenlemeyi düşünmüş ve bir kere bunu yapmış ancak yine istediği gibi olmamış.

Yıllar sonra eseri hakkında şunu diyor Dostoyevski “Bu öyküm gerçekten başarısızlığa uğradı, ama yine de düşüncenin kendisi son derece aydınlıktı ve edebiyat yaşantım boyunca bu düşünceden daha ciddi hiçbir şey üretmedim. Ne var ki şeklen kesinlikle başarısız bir öykü oldu bu. … Eğer bu düşünceyi şimdi ele almış olsaydım ve tekrar yazıya dökmem gerekseydi, tamamen farklı bir şekle oturtmak isterdim; gel gör ki 46 yılında bu şekli yakalayamadım ve öykünün üstesinden gelemedim.”

Kitapta 9. dereceden memur olan Bay Goldaykin patronun evindeki partiye davetli olduğunu düşünerek gider ve içeri girmek için ısrar eder ancak kapıdan giremez gizlice arka kapıdan girer ve uygunsuz tavırları sebebiyle de atılır. Evine saydırarak giderken kendisinin biri tarafından takip edildiğini fark eder ve kaçmaya çalışır. Ancak ne kadar hızlı giderse o kişide hızlanmaktadır. Havanın karanlık olmasından dolayı yüzünü seçemediği kişide iyice yaklaştığında şok edici bir şey fark eder ve çığlık atar. Çünkü o kişi aynı Bay Goldyakin’dir…

Bay Goldyakin sosyal statü farkına inanan, herkesin haddini bilmesi gerektiğini düşünen ,bulduğu her fırsatta iyi bir insan olduğunu dile getiren, insanların sürekli arkasından bir işler çevirdiğini düşünen kaygılı, kuşkucu ve yalnız biridir. Bu özellikleri de zamanla aklını yitirmesine sebep olur.

Dostoyesvki’nin ortaya attığı bir fikrin boş olması çok zordur ki zaten bu eser hakkında da çeşitli incelemeler, varsayımlar ve eleştiriler yapılmış. Edebiyat dünyasına “ikiz” olayının taşınmasına vesile olmuştur.

Gelgelelim filme; 2013 yılı yapımı olan The Double, Dostoyevski’yi çok iyi anlayan ve bizlere bunu cesurca sunan Richard Aydoe tarafından senaryolaştırılıp yönetilmiş. Başrollerinde neredeyse her yapımında güçlü bir karaktere hayat vermeyi başaran zeki ve şımarık tipli çocuğumuz Jesse Eisenberg ve güçlü yüz hatları olan, başarılı oyunculuğuyla bu filmde adeta yürüyen sanat olan Mia Wasikowska yer alıyor.

Filmde Simon James (Jesse) yedi yıldır saygınlık görmediği aynı iş yerinde aynı patronuyla çalışmaktadır. Simon çekingen, ürkek ve tuhaf biridir ve bundan ötürü sürekli sıkıntılar yaşamaktadır. İş yerine gelen yeni elemanla birlikte tüm bu sıkıntılar daha çok artar… Çünkü adı James Simon olan yeni eleman kendisiyle aynı görünümüne sahip ama karakter olarak tam tersi özellikleri olan biri çıkar. Çevresindekilerin bu durumu fark etmemesiyle işler daha tuhaf bir yola girer ve Simon’ın hayatında olan her şey riske girer.

Olay örgüsüyle aşırı tatmin edici olan filmde her şey mükemmel bir akışla ilerliyor. Temponun bazılarını sıkmasını asla anlamıyorum bana kalırsa çok yerindeydi. Sahnelerdeki renklerle ve dekorlarla da bizi ele geçiren filmin görüntüleri en az olaylar kadar nefes kesici. Gerekli yerlerde olay olmasa bile hissedebileceğimiz kasvet , can sıkıcı yerlerde içimizi ekstra sıkabilen renklerle iyi iş yapılmış. Çekim açılarıysa kusursuz. Bu kadar övebildiğim bir filmin müziklerinin kötü olmasının da imkanı yok tabi. Öyle ki filmin kemanlı soundtracki oldukça muhteşem ve yıllar boyunca çalma listemden çıkarmadım.

Tabi bu filmimiz sevenlerin çok sevdiği sevmeyenlerin hiç sevmediği bir kategoriye girmesiyle övülmesi biraz riskli bir yapım. Ama ben çok sevdim ve bir filme bu kadar yoğun duygular hissedip bahsetmemek olmaz. Umarım beğenirsiniz.

Son olarak filmden bir replikle kapatıyorum: ” I’d like to think I’m pretty unique.”

The Double: Film mi Daha İyi Kitap Mı?

Senanur Pehlivan’ın Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 4 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
1 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

👍🏻👍🏻👍🏻