Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Napoleon: Fransa, Ordu, Josephine

Napoleon: Fransa, Ordu, Josephine

Yazar: Enis Derdimentoğlu

Napoleon: Fransa, Ordu, Josephine

Ünlü yönetmen Ridley Scott, uzun bir aradan sonra yönetmenliğini yaptığı ‘Napoleon’ filmi ile sinemalara geri dönüş yaptı. Joaquin Phoenix’in Napolyon’a hayat verdiği yapımda Napolyon Bonapart’ın hayatının özellikle yükseliş ve düşüşlerine değiniyor. Tarihi drama türündeki filmin oyuncu kadrosunda başrole, Venessa Kirby, The Mauritanian filmindeki performansıyla Altın Küre’de aday gösterilen Tahar Rahim ve House of Gucci’de yer alan Youssef Kerkour da eşlik ediyor. Bu isimlerden özellikle Venessa Kirby, Napolyon’un ilk eşi Josephine olarak karşımıza çıkıyor.

Fransız İhtilali’nin kaotik ortamında başlayan film, monarşinin nasıl yıkıldığına ve cumhuriyetin nasıl kurulduğunu verilen kavgaları ve Fransa’nın ne politik, sosyal olarak ne durumda olduğunu bize gösteriyor ki Napolyon’un bu kaotik ortamda nasıl ve ne kadar hızlı yükseldiğini bize daha iyi hissettirmesi için bu önemli.

İlk savaşını İngilizlere karşı Toulon Limanı’nda veren ve başarıyla limanı geri alan Napolyon’un diğer savaşlarına nazaran görkemden uzak zaferi ardından Napolyon’a başlanan sempati çok iyi yansıtılıyor. Yeni cumhuriyette herkes birbirinin kuyusunu kazarken Napolyon’un radar altı uçarak dikkatleri üzerine fazla çekmemesi sadece işini yaparak yani savaşarak yükselmesi bize tatmin edici bir şekilde hissettiriliyor. Bunun yanında özellikle Bonapart’ın iç mücadeleleri, içinde bulunduğu psikolojik durum ve kendini ispatlama çabası da ünlü generali anlamamız açısından önemli. Özellikle Korsikalı oluşu yeni yeni girdiği Fransız Yüksek Sosyetesi’nde yüzüne vuruluyor. Filmde de ara ara sosyeteden farklı hareketleri, yemek yemesi, konuşması Phoenix tarafından çok gerçekçi ve yerinde temsil ediliyor.

Siyasi ve askeri başarılarının yanı sıra filmin sanki ana odak noktası Napolyon’un ilk aşkı Josephine ile ilişkileri. Bir noktada neredeyse ana karakterin önüne geçen bu ilişki fazla dramatik, romantik ve gereğinden uzun gösteriliyor. Bu tercih filmin ana fikrine hizmet etse de gereğinden fazla melankolik gösterilmesi bir noktada ama yeter dedirtebiliyor. Fakat son sözlerinin, “Fransa, Ordu, Josephine” olduğunu bildiğimiz Napolyon için anlaşılabilir diyebiliriz.

Napolyon’un hayatındaki dönüm noktalarına değinen film zaman geçtikçe generalin kontrolü, gücü ve halk desteğini nasıl ele aldığına özellikle değiniyor. Napolyon genel kanının aksine hareketli, enerjik ve pervasız sunulmaktan çok Phoenix tarafından durağan, zeki ve çıkarlarını gözeten biri olarak temsil ediliyor ki başarılı oyuncu bunu çok iyi yapıyor. Duygu değişimleri mimiklerle ve küçük jestlerle seyirciye anlatılıyor arka planda olduğu sahnelerde bile Phoenix rolünden asla çıkmıyor ve mimiklerini bozmuyor. Bizi perdeye en çok kitleyen ana etmen olarak Joaquin Phoenix filmi kendi başına taşıyor.

Konsül sonrasında İmparator olduktan sonra Napolyon’un artan güç hırsı ve yenilmez olduğunu düşünmesi, İmparator özgüveni de tatmin edici yansıtılıyor. Hem askeri hem de siyasi başarıların güç zehirlenmesi yaşattığı Bonapart’ın zamanla düşüşü Avrupa’nın diğer ülkelerinin taktiklerine alışması ve öğrenmesi zamanla yenilmesi Elbe Sürgünü ve Waterloo mağlubiyeti ile ikinci kez sürgünü belgesel olabilecek kadar iyi anlatılmış. Dikkat çekici bir nokta olarak Toulon Limanı baskınında görkemden uzak bir zafer kazanan Bonapart’ın neredeyse farkında olamadan kazandığı zaferindeki heyecanı diğer savaşlarında bize gösterilmemişti. Her savaşını epik ve görkemli bir şekilde ezici üstünlükle kazanan Napolyon Toulon’dan bu yana görkemden uzak ve aynı farkındalıktan uzak heyecanını son bir kez Waterloo’da bize gösterdi ve bu bizim artık Napolyon Dönemi’nin sonu geldi dediğimiz sekans olarak karşımıza çıkıyor.

Savaş sahnelerine değinecek olursak inanılmaz gerçekçi, vurucu ve etkileyici. Bu film için uzun hazırlıkların yapıldığını dile getiren yönetmen: “Savaş sahneleri için askeri bir uzmandan destek aldık ve akıllara durgunluk veren harika askeri kostümlerle o dönemi canlandırdık” diye eklemişti ve bu sözünü kanıtlarcasına sahneler etkileyiciliği ve gerçekçiliği ile sizi iyi hazırlanılmış bir yapımı izlediğinizi gösteriyor. Özellikle bu sahnelerde kullanılan ışıklar, mekanlar ve müzikler sahneyi daha epik bir hale getiriyor.

Kostümlere değinecek olursak dönemi, içinde bulunulan durumu ve kişinin sosyal statüsünü gösteren kostümler muazzam çalışılmış ve bize çok iyi sunulmuş. Mekanlar gerçekçiliği korurken dönemin Fransa’sının hem en lüks hem de en fakir tarafı çok iyi anlatılmış. Müzikler genelde fon olarak kullanılırken kamera teknikleri konuşmalarda yakın çekim yüz plan, genel olaylarda geniş ve ambiansı aktarıcı olarak kullanılmış. Yüz planlarda oyuncular duyguyu ve durumu bize çok iyi yansıtırken genel çekimlerde bizi etkilemekten geri kalmıyor.

Olumsuz eleştirilere gelecek olursak. Özellikle Napolyon Konsül olana kadar zaman atlaması çok fazla sanki tarihi bir skeç izliyormuş ve sonra yeni bir skeç izleyecekmiş gibi hissediyoruz. Olaylar arasındaki bağlantılar böylece kopuyor. Zamandan kazanmak ve seyircinin dikkatini taze tutmak için yapılmış olabilir diye düşünsek de yapımı senaryo açısından zayıf gösteriyor ki Napolyon Bonapart imparator olana kadar hikayeler kısım kısım ve eksikmiş gibi gözüküyor. Bütün o görsel şölene rağmen 5 yıl, 10 yıl atlamalı sahneler bize kısa hikayeler bütünü gibi geliyor. Sanki bize “Siz konuyu biliyorsunuz Napolyon işte” der gibi odak noktasından uzak geliyor.

Toparlayacak olursak tarihi bir şahsiyet olan Napolyon’un hareket motivasyonu, hırsı, başarıları ve aşk hayatına değinen bu film özellikle görsel kalitesi ve size geçen duygu aktarımı ile iyi hissettirecek. Hikaye konusunda zayıflıkları olsa da siz konuyu biliyorsunuz işte…

Napoleon: Fransa, Ordu, Josephine

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...