Good Boy: Hav Hav Bö!

Yazar: Tuğçe Ulutuğ
Good Boy: Hav Hav Bö!

Eğer bir köpek huzursuzsa, ortada kesinlikle bir sorun vardır. İnsanlar inkâr edebilir, evin karanlık köşelerini görmezden gelebilir ama köpekler yapamaz.

Good Boy tam da bu içgüdüden yola çıkarak, bir korku hikâyesini, her şeyi anlayamayan ama her şeyi hisseden bir köpeğin gözünden anlatmış. Bu basit gibi duran fikrin neden bu kadar cesur bir iş olduğunu tartışalım.

Ama her şeyden önce filmin hikâyesine biraz dalalım:

Film, Indy adlı bir köpeği ve sahibi Todd’u takip ediyor. Todd, belirsiz bir sağlık krizinin ardından, büyükbabasından kalan ormanın içindeki izole bir kulübeye taşınıyor ve daha ilk dakikalarda şunu hissediyoruz: Bu bir “iyileşme” kaçışı değil, daha çok yavaş bir çözülmenin başlangıcı.

Todd’un yüzünü neredeyse hiç net görmüyoruz; kamera çoğu zaman Indy’nin göz hizasında. Yani biz de evin içini, ormanı, rüzgârı, sesleri bir köpek gibi algılıyoruz. Bu tercih filmin en güçlü yanı. Çünkü korkuyu “jumpscare”lerle değil, duyularla kuruyor. Tabii bir yandan da filmin en büyük laneti bu, çünkü izlerken sıkıcılaşabiliyor…

Ev tahmin edebileceğiniz gibi tekinsiz. Duvarlar eski anılarla dolu, VHS kasetlerde büyükbabanın tahnitçilik videoları dönüyor. Ama asıl rahatsız edici olan, Todd’un giderek değişen sağlık durumu. Öksürükleri artıyor, davranışları tuhaflaşıyor; sanki evle ve içindeki görünmez şeylerle yavaş yavaş bütünleşiyor. Indy ise olan biteni anlamıyor ama bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyor. Sürekli tetikte.

Good Boy: Hav Hav Bö!

Good Boy: Hav Hav Bö!

Indy, klasik korku filmlerindeki “erkenden tepki veren ama kimsenin dinlemediği hayvan” değil. O, hikâyenin merkezinde duran, aktif bir karakter. Ama aynı zamanda son derece sınırlı. Konuşamıyor, karar veremiyor; tek yaptığı sadık kalmak ve korumak. Bu da Good Boy’u basit bir perili ev filminden çıkarıp, sadakat ve bağımlılık üzerine tuhaf bir yere taşıyor.

Çünkü bir noktadan sonra şunu düşünmeye başlıyoruz: Indy kimi koruyor? Sahibini mi, yoksa sahibinin artık kendisinden korunması gereken bir şeye dönüşmüş hâlini mi?

Film gerçeklikle hayali özellikle bulanık tutmuş. Gecenin içindeki sesler, gölgeler, çamurdan ve safra benzeri bir maddeden oluşmuş gibi duran yaratıklar… Bunların ne kadarının gerçekten “orada” olduğunu, ne kadarının Indy’nin korkusunun ürünü olduğunu asla tam bilemiyoruz. Ve bu belirsizlik bilinçli bir tercih; çünkü sonuçta anlatıcı bir köpek. Güvenilir değil ama samimi ve gerçek. Belki de bu yüzden film zaman zaman bir korku filminden çok, travmatik bir evde büyüyen bir çocuğun algısına benziyor.

Good Boy, 70 küsur dakika sürmesine rağmen belli bir noktadan sonra kendini tekrar etmeye başlıyor. Indy’nin karanlıkta bir ses duyması, koridoru kontrol etmesi, bodruma yaklaşması… Bu döngü birkaç kez etkileyici ama her seferinde aynı etkiyi yaratmıyor maalesef. Bence bu hikâye çok güçlü bir 40 dakikalık kısa film olarak daha iyi çalışabilirmiş. Senaryonun inceliği, fikrin gücüne kıyasla biraz zayıf kalmış, çoğu yer gereksiz uzamış.

Ama şunun da hakkını vermek gerekiyor: Yönetmen Ben Leonberg, elindeki kısıtlı imkânlarla gerçekten zor bir işe girişmiş ve bunu büyük ölçüde başarmış. Üstelik ilk uzun metrajı. Böyle bir işe girişmek her babayiğidin harcı değil. Kesinlikle tebriği hak ediyor. Üstelik işin görüntü yönetmenliğini de bizzat kendi üstlenerek bütün zorlukları bir arada toplamış. Dijital efektlere yaslanmadan, tamamen gerçek bir köpeğin performansına güvenerek bir korku filmi çekmek başlı başına cesaret işi. Indy de gözleriyle, duruşuyla, tereddütleriyle filmi taşımış. Onun korkusu sahici olduğu için, filmin korkusu da sahici olmuş.

Good Boy: Hav Hav Bö!

Good Boy: Hav Hav Bö!

Finale doğru film vites yükseltiyor. Indy’nin korkusu, pasif bir bekleyişten aktif bir kurtarma çabasına evriliyor. Burada mesele, onun gerçekten “başarıp başaramaması” değil; sahibini kaybetmek korkusuyla, sonucu ne olursa olsun, o yorucu, içgüdüsel ve saf çabasıyla patilerinden geleni yapıyor olması.

Evet, belki film bazı fikirlerini fazla uzun süre tutuyor. Ama yine de Good Boy, korku sinemasında nadir gördüğümüz bir şey yapıyor: Numara gibi duran bir fikri, duygusal olarak karşılığı olan bir yere taşıyor. Ve finalde şunu düşündürüyor: Bazen bir hikâyeyi en doğru anlatan, her şeyi bilen biri değil; sadece her şeyi hisseden biridir.

Indy de tam olarak böyle bir anlatıcı. Ve evet, bu iyi çocuk kesinlikle ödül mamasını hak ediyor. 🙂

Good Boy: Hav Hav Bö!

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...