Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriDangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Yazar: Tuğçe Ulutuğ
Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Korku sinemasında köpekbalığı filmleri ile seri katil filmleri genelde iki ayrı janra, iki farklı tür olarak görülür. Jaws mesela—köpekbalığı filmlerinin adeta anası. O seviyede bir kült etkiyi yakalamak zaten neredeyse imkânsız. Seri katil filmlerinde ise öldürme eyleminin “hazzı” genellikle katilin bizzat kendisi tarafından gerçekleştirilir. Dangerous Animals‘da ise işler biraz karışıyor. Katil, kurbanlarını kendi elleriyle öldürmek yerine onları köpekbalıklarına yem etmeyi tercih ediyor. Tabii burada akla şu soru geliyor: Bir seri katilin köpekbalıklarına erişmesi ve onları insanlarla beslemesi nasıl mümkün olabilir? Cevap basit—katilimiz, turistlere kafes içinde köpekbalığı izleme deneyimi sunan bir tekne işletmecisi.

Bu filmi, etkisinden çıkamayacağınız derinlikte bir yapım gibi izlerseniz hata edersiniz. Daha çok 90 dakikalık, eğlenceli—tabii bol kanlı filmleri seviyorsanız—, hızlı akan, gerilimli bir “şipşak” deneyim olarak yaklaşmalısınız. Hikâyesi ve sinematografisi büyük bir şey söyleme derdinde değil. “Asıl tehlikeli hayvan insandır” teması var elbette, ama bunu çarpıcı bir derinliğe taşımıyor. Yine de izlerken sürekli “Eee, şimdi ne olacak?” dedirten bir akışı var. Finali de çok şaşırtıcı değil; ama dediğim gibi, biraz kafa dağıtmalık, keyifli bir şey arıyorsanız oldukça iyi çalışıyor.

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Yaratıcı Ekip

Yönetmen koltuğunda Sean Byrne, senaryoda ise Nick Lepard var. İkisinin de izlediğim ilk işi ama bu film sonrası ister istemez “başka neler yapmışlar?” diye kurcalama isteği uyandırıyorlar. Byrne’ün özellikle atmosfer kurma konusunda eli güçlü. Film çok derinlikli olmasa bile tonunu baştan sona korumayı başarıyor. Gerilimi yükseltmeyi biliyor ama bunu ağır bir korku diliyle değil, daha çok “eğlenceli gerilim” üzerinden yapıyor. Bu da filmi yormayan ama sürekli tetikte tutan bir deneyime dönüştürüyor. Mesela Byrne’ün yazıp yönettiği The Devil’s Candy özellikle ilgimi çekti.

Senaryo tarafında Nick Lepard’ın yaptığı şey aslında çok net: aşırı absürt bir fikri alıp onu mümkün olduğunca “çalışır” hale getirmek. Hikâye büyük sürprizler barındırmıyor ama ritmini de hiç düşürmüyor. Karakterler çok katmanlı değil ama işlevsel. Yani film, senaryosunun sınırlarını biliyor ve onun dışına çıkmaya çalışmıyor. Bu da bu tarz bir iş için doğru bir tercih.

Görüntü yönetmeni Shelley Farthing-Dawe. Bu da benim için ilk karşılaşma. Daha önce ağırlıklı olarak kısa filmlerde çalışmış ama burada özellikle su altı ve açık deniz sahnelerinde oldukça temiz ve estetik bir iş çıkarmış. Köpekbalıklarının hem tehditkâr hem de büyüleyici göründüğü anlar var ve bu tamamen görüntü yönetiminin başarısı. Kadraj seçimleri sade ama işlevsel; gereksiz bir gösteriş yok, hikâyeye hizmet eden bir görsellik var. Belki “çok stilize” dedirtmiyor ama fark ettirmeden atmosferi kuruyor—ki bu bence daha zor bir şey.

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Filmde Kimler Neler Yaşıyor?

Hassie Harrison, Zephyr rolünde karşımıza çıkan ana karakter. Tek başına yaşayan, dalgalarla inatlaşan bir gezgin sörfçü. Yolu Josh Heuston’ın canlandırdığı Moses ile kesişiyor ve aralarında kısa ama etkili bir yakınlaşma oluyor. Bu kırılgan dengeyi paramparça eden kişi ise filmin en akılda kalan karakteri: Jai Courtney’nin hayat verdiği Bruce Tucker. Courtney burada gerçekten kontrolden çıkmış, ne yapacağı belli olmayan, rahatsız edici ama bir o kadar da izlenesi bir kötülük yaratmış. Daha önce Suicide Squad’da dikkatimi çekmişti ama burada bambaşka bir seviyeye çıkmış.

Moses ise izlerken en çok sinir bozan karakter. Daha ilk sahnede verdiği vibe ile “ben biraz sıkıcıyım” diyor zaten. Yakışıklı ama hafif korkak bir “prens” olarak konumlanıyor. Buna rağmen, tüm çekincelerini görmezden gelip hoşlandığı kızı kurtarmaya çalışması takdir edilesi. Ama asıl hoşuma giden şey, bu çabanın çok da kusursuz işlememesi ve bir noktada asıl cesur, hatta kurtarıcı rolü Zephyr’in üstlenmesi.

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Sonuç

Dangerous Animals, sinemada yeni bir şey söylemeye çalışan bir film değil—ama zaten böyle bir iddiası da yok. Onun gücü; absürt fikri, hızlı temposu ve izlerken seni sürekli tetikte tutan geriliminde yatıyor. Evet, yer yer klişe, yer yer tahmin edilebilir; ama aynı zamanda eğlenceli, tempolu ve seyir zevki yüksek. Özellikle kalabalıkla birlikte izlediğinde o “toplu eğlenme” hissini çok iyi veriyor.

Kısacası: Eğer derinlik değil de deneyim arıyorsan, bu film tam olarak sana göre

Dangerous Animals: Seri Katil vs. Köpek Balığı

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...