A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Pennytree’li bir şövalye olan Sör Arlan sabaha karşı ölmüştür. Yaveri, Dunk adında iri yapılı genç bir adam, onu gömer ve son saygılarını sunar. Birkaç seçeneği değerlendirdikten sonra Dunk, Ashford’a yolculuğuna devam etmeye ve turnuvaya şövalye olarak katılmaya karar verir. Sör Arlan’ın zırhını, ekipmanını, üç atını ve kalan parasını kendine alır. Yolda bir handa, onu gizlice Ashford’a kadar takip eden, başı tıraş edilmiş Egg adında bir çocukla tanışır. Çocuğun cesaretinden etkilenen Dunk, onu yaklaşan turnuva için yaveri olarak yanına alır.
A Knight of the Seven Kingdoms, 2012 yılında hayatımıza giren ve izleme alışkanlıklarımızı kalıcı olarak değiştiren ikonik Game of Thrones dizisinin yaklaşık iki kuşak öncesini anlatıyor. Game of Thrones bizi göklere çıkarıp son sezonlarıyla yere çaktıktan sonra pek iyi anılmasa da House of the Dragon ile yeniden doğrulmaya çalışan A Song of Ice and Fire hikâyesi, bir şeyler doğru yapılarak geri dönmüş gibi hissettiriyor.
Şimdiden izleyiciler tarafından olumlu dönüşler alan dizi, 8.9’luk puanını hak ediyor mu? Gelin, bir göz atalım.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Spoilersız Bir Ön Bakış
Game of Thrones yayınlanana kadar dizilere verilen bütçeler ve çıkan sonuçlar konusunda beklentiler bir miktar daha düşüktü. Kötü efektler, oyunculuklar, sanat yönetimi ve dramaturji oldukça alışıldık, bir o kadar da önemsizdi. Bu özelliğiyle GoT, sonrasında çıkan işler için hep bir beğeni eşiği hâline geldi. Dizilerin senaryolarından önce bütçeleri ve prodüksiyon büyüklükleri konuşulur oldu. Öyle ki kendisi bile kendisiyle yarıştırıldı.
Gelgelelim A Knight of the Seven Kingdoms, prodüksiyon büyüklüğü açısından neredeyse Game of Thrones’un bir bölümü kadar bir iş. Ejderhalar, büyük kaleler ya da ordular yok. Bunun yerine odaklandığı dar bir alan, az karakter, bir Çalı Şövalyesi ve yaveri Yumurta var. Ya da editörümüz Büşra’nın ilk bölüm incelemesinde dediği gibi; A Knight of the Seven Kingdoms, bu devasa anlatıların aksine kamerasını daha yere, toprağa ve insana çeviriyor.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Masalsı bir hikâye anlatması nedeniyle bulunduğu evrende daha yumuşak bir yerde dursa da yine de bir George R. R. Martin işi olduğunu belli ediyor. Karakterler yazılırken insani kodlar unutulmamış. Bence Game of Thrones’u birçok işin önüne çıkaran da buydu: Kusurlu insan yapıları ve kimsenin güvende olduğundan emin olamamamız.
Oyunculuklar ise şahane. Peter Claffey; iri yapılı, ahmak fakat koca yürekli şövalye Dunk rolüne inanılmaz yakışmış. Yaveri Egg rolünde gördüğümüz Dexter Sol Ansell de yaşının üstünde bir performansla karşımıza çıkıyor. Kendisini uzun yıllar izleyeceğimizi düşünüyorum. Ana karakterlerimiz dışında Danny Webb, Bertie Carvel, Finn Bennett ve dizideki favori karakterimi canlandıran Daniel Ings de rollerine yakışan diğer isimler.
Altı bölümden oluşan kısa sezonu bir çırpıda bitiriliyor. Bu diziyi, Game of Thrones hakkında hiçbir şey izlemeden veya okumadan da keyifle izleyebilirsiniz. Nitekim ben, evrene dair hiç bilgisi olmayan biriyle izlerken ne kadar keyif aldığını gözlerimle gördüm. Şans vermenizi isterim.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Spoiler’lı Genel Bakış
Targaryenler, Baratheonlar, lordlar, şövalyeler, turnuvalar, köylüler ve fahişeler… Her ne kadar A Song of Ice and Fire tamamlanmamış bir evren olsa da detaylı ve incelikli bir iş olmasının getirisi olarak her an karşınıza yeni bir şey çıkıp sizi şaşırtabiliyor. A Knight of the Seven Kingdoms da adlarını sıkça duyduğumuz isimleri odağına alacak bir döneme odaklanıyor.
Tales of Dunk and Egg de bildiğimiz hikâyenin 90 sene öncesini anlatan üç kısa romandan oluşuyor. Dizinin ilk sezonu da ilk novella olan The Hedge Knight’ı konu alıyor. “Hedge knight” çalı şövalyesi demek. Gezgin olarak hayatını sürdüren, zırhı ve atları dışında hiçbir şeyi olmayan ve geceleri bir ağacın altını yatağı olarak gören şövalyeler için kullanılan, hafif aşağılayıcı bir terim.
Dizide de Dunk’ın yaverliğini yaptığı Sör Arlan bir çalı şövalyesi. Diğer çalı şövalyelerine ve hatta genel olarak evrendeki birçok şövalye ve lorda nazaran onuru için yaşayan bir adam. Dunk da onun terbiyesinden geçerek onurlu bir yaşamı kendine şiar edinmiş. Bu da bana kalırsa dizinin alametifarikası olan yegâne şey.
Çünkü bize şimdiye kadar bu evrende hep taht uğruna yapılan entrikalar, ihanetler ve cinayetler, yani toplamda onursuzlukların işe yaradığı bir düzen anlatıldı. Dizinin şövalyelik onurunu ön plana alması bence çok önemli. Dizi içinde de görüyoruz ki şövalyelik, lordluk, soyluluk veya marabalık çoğu zaman sadece bir isimden ibaret. Buna karşın Dunk, şövalyeliği bile şüpheli olmasına rağmen onurlu, ahlaklı ve iyi niyetli bir adam.
Diziyi genel itibarıyla Dunk’ın açısından izlediğimiz için bu farkları daha net görüyoruz. Dunk, yabancı olduğu bu dünyayı tanımaya çalışırken kafasındakiyle gerçeklerin farklı olduğunu fark ediyor. Duncan insanları tanıdıkça hikâye açılıyor ve genişliyor.
Tasarım dili olarak da hikâyeyi yer yer gerçekten onun gözlerinden görüyoruz.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Özellikle “Seven” bölümünde bunu net bir şekilde uygulamışlar. Yargılama için yediye yedi bir şövalye mücadelesini izlediğimiz bu bölümde, şövalye zırhının içinden gördüğümüz savaş sahneleri dizinin en ikonik anlarıydı bana kalırsa. Zırhın içinde, nefes nefese ve dar bir görüşle hayatta kalmaya çalışan bir şövalyenin ölüme beş kala durumunu bize birebir hissettirmeyi başarmışlar.
Bu bölümde Duncan’ın geçmişine de giderek onu olduğu kişi yapan faktörleri de bu bölümde görüyoruz. Yaşadığı büyük trajedinin ardından sığındığı Arlan ile olan ilişkisinin daha iyisini Egg ile kurmaya çabalaması, onun ne kadar temiz biri olduğunun göstergesi gibi. Bit çukurunun ölüm kokan zorlu şartlarında hayatta kalan genç delikanlının, şövalyelerle çamur içinde dövüşerek nasıl hayatta kaldığı da bu geçmiş sahnelerle birlikte güzel işleniyor.
Hikâyenin kırılma noktası ise bundan biraz daha önce meydana geliyor. Bir çadır tiyatrosunda bir ejderhanın ölümü sahnelenirken kendini bir ejderha olarak gören delibozuk prens Aerion Targaryen, Dunk’ın gizliden âşık olduğu kuklacı Tanselle’i öldürmeye niyetleniyor. Egg’in uyarısıyla Dunk olaya müdahale ediyor. Olaylar sırasında öğreniyoruz ki bizim Egg, meğer minik prens Aegon Targaryen’miş.
Egg’in Targaryen hanedanından gelip sıradan bir şövalyeye yaverlik etmek istemesinin altındaki sebep, aslında diyarın da Targaryenlere bakışıyla benzerlikler taşıyor. Yıllarca ejderhalara hükmetmiş ve dünya dışı gibi duran görünüşleriyle tanrısal görülen bu hanedan, kraliyetin getirdiği bir zalimliği de içinde taşıyor. Kendi abisi tarafından hadım edilip karısı yapılmakla tehdit edilen Egg’in, Targaryenliğin temsili sarı beyaz saçlarını kazımasının ardında yatan nefretin haksız olmadığını görebiliyoruz.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Egg’in ailesinden kaçıp Dunk’a sığınması ve birbiri ardına yaşanan olayların dizideki bir başka onur timsali karakteri Baelor Targaryen’in trajik ölümüne yol açması; babasının kraliyetin son temsilcisi olması ve kendisinin belki de kraliyetin son veliahtı olması, kaderin bir cilvesi olarak karşımıza çıkıyor.
Hikâyenin genel hatlarıyla hızlı ilerlediğini söylemek mümkün. Altı bölümlük kısa bir sezonla derdini anlatıp çıkan bir dizi olsa da insan yer yer biraz daha detay, biraz daha yoğunluk görmek istiyor. Fakat bu, dizinin kötü olmasından değil; bilakis diziye ve hikâyesine doyamamaktan kaynaklanıyor.
Son olarak dizinin mizahi tarafından bahsedelim. Dizide genel bir İngiliz mizahı hâkim. Açıkçası bir iki yerde gülsem de iş penis, osuruk ve dışkı esprilerine gelince, özellikle de yersizse, tat kaçırıyor. Bu dizide de yer yer gördüğümüz bir yaklaşım bu. Hâlbuki dizinin daha başında Dunk’ın bir yamakla arasında geçen gayet koyu İrlanda aksanlı “Sen Baelor Targaryen misin?” konuşması da gayet komikti.

A Knight of the Seven Kingdoms: 1. Sezon İncelemesi: Bir Çalı Şövalyesi ile Yumurta
Toparlayalım
A Knight of the Seven Kingdoms, George R. R. Martin’in kaleminden ve Ira Parker’ın vizyonuyla karşımıza gelen masalsı bir Game of Thrones hikâyesi olarak beni çok tatmin etti. Egg ve Duncan ilişkisinin evrileceği yerleri ve evrenin tarihinde nelerin gerçekleştiğini görmek gerçekten keyifli olacak. Tek sorun sanırım dizinin uzun vadeye yayılması ve tahmini iki yılda bir yayımlanacak olması. Ölmez de sağ kalırsak bitiririz. O zamana kadar kitaplardan devam. Sonraki yazılarda görüşmek üzere.