Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriThe Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Ruhun İstilası

Yazar: Sıla Parla
The Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Ruhun İstilası

Bazı kötülükler kendilerini göstermek için karanlığı beklemediği gibi insanın içinde, en aydınlık saatlerde bile varlığını sürdürür; kimse görmüyorken büyür, zamanla bedeni ve zihni ele geçirir. Bu yazıda bundan bahsedeceğim.

Banjong Pisanthanakun’un yönettiği The Medium, korkuyu doğaüstü bir varlığın ortaya çıkışından ziyade insanın inandığı şeyler üzerindeki hâkimiyetini yavaş yavaş kaybetmesi üzerinden kuran, Güneydoğu Asya’nın kültürel ve dinî motiflerini yansıtan bir film. Tayland’ın Isan bölgesinde şamanizm ve ruhani miras etrafında şekillenen bir aileyi izlerken olayların sınırları zorlayan korkunç sahnelere dönüşmesi, kelimenin tam anlamıyla bir istila. Ruhun istilası.

The Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Şamanizm, Aile ve Kuşaklar Boyunca Taşınan Lanet

Nim, yerel tanrıça Ba Yan’ın ruhuna aracılık ettiğine inanan bir şamandır. Ancak ailesindeki ruhani aktarım, bir kutsanma hikâyesinden çok kuşaklar boyunca taşınan bir yükten beslenir. Ablası Noi’nin bu görevi reddederek Hristiyanlığı benimsemesi ve sonrasında kızı Mink’in açıklanamayan davranışlar sergilemeye başlaması, inanç ile aile sorumluluğunu karşı karşıya getirir. Başlangıçta Ba Yan’ın yeni aracısı olabileceği düşünülen Mink’in durumu, zamanla babasının soyuna uzanan lanetlerin ve başarısız ruhani müdahalelerin etkisiyle çok daha yıkıcı bir hâl alır. Karşı karşıya olduğumuz şey kutsal bir görevin devri değil, geçmişin günahlarını bir bedende toplayan, birden fazla kötücül ruhun dâhil olduğu bir musallattır.

Şamanizm, filmde yalnızca egzotik bir atmosfer yaratmak amacıyla kullanılan törensel bir olgu değil. Ritüeller, dualar ve koruyucu semboller, insanların görünmeyeni anlamlandırmak için kurdukları düzenin parçaları olarak karşımıza çıkar. Fakat bu düzen mutlak bir güvence sağlamaz. Özellikle Nim’in Ba Yan heykelini başı koparılmış hâlde bulması, kutsal kabul edilenin dahi savunmasız bırakılabileceğini düşündürür. Burada önemli olan, filmin şamanizmi bütünüyle geçersiz ilan etmemesi; insanın hangi inanca dayanırsa dayansın karşısındaki kötülüğü doğru tanımlayamayabileceğini göstermesidir. Nim’in bilgi ve deneyimi bile yeğenini kurtarmaya yetmeyecektir.

The Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Ruhun İstilası

The Medium: Kamera, Görsel Anlatım ve Korkunun Dönüşümü

Sahte belgesel (mockumentary) yaklaşımıyla kayda başlayan kamera, önce kırsal yaşamın sıradanlığını, dağlık coğrafyayı ve aile bireylerinin gündelik ilişkilerini kaydeder. Ardından elde çekimlerin düzensiz hareketleri, gece görüşü ve sabit güvenlik kamerası görüntüleriyle birlikte izleyicinin görüntüye duyduğu güveni sorgulatır. Yönetmenin de belirttiği gibi, filmin ilk yarısındaki gözlemci kamera dili ile ikinci yarısındaki kontrolsüz hareketler bilinçli olarak birbirinden ayrılır. Yani ilk başta belgesel tarzında kontrollü çekimleri izlerken sona doğru found footage’a döneriz. Bu pencereden baktığımızda bu önemli bir ayrım. Çünkü aslında bunun, “her şeyin kontrolden çıktığı nokta” eşiğini anlamamız için yapıldığını düşünüyorum.

Benim için en güçlü anlar, hiçbir insanın doğrudan tanıklık etmediği ancak kameranın kaydettiği anlardır. Özellikle Mink’in geceleri evin içinde gerçekleştirdiği davranışlar, korkuyu bir karşılaşmadan çıkarıp gecikmiş bir keşfe dönüştürür. Yavaş hareketlerle duvar dibinde belirmesi, kameranın görüş alanında kimse yokken sergilediği insan doğasına aykırı hareketler… Bütün bunlar, bir insan bedeninin artık kendisine ait olmayan bir irade tarafından yönetildiği hissini güçlendirir.

The Medium: Ruhun İstilası

Mink, bilinci kapalı şekilde ayakta duruyor.

The Medium‘un insan doğasına yönelttiği eleştiriyi de tam burada görüyorum. Belgesel ekibi giderek ağırlaşan bir yıkımın ortasında kaydetmeye devam ederken görmek ile sorumluluk almak arasındaki mesafe gittikçe büyüyor. Bir insanın acısı belgelenirken aynı zamanda seyredilebilir bir malzemeye dönüşüyor. Filmin son bölümünde ritüelin başarısızlığa uğramasıyla ortaya çıkan bedensel şiddet ise yalnızca musallatın ulaştığı aşamayı değil, insanın kontrol yanılsamasının parçalanışını da gösteriyor. Başlangıçta tek bir bedene musallat olan kötülüğün sonunda bir topluluğu yok edebilecek boyuta ulaşmasından söz ediyoruz. Yani son raddede bizler kötülüğün sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilemiyoruz.

Peki, ailemizden miras kalan sorumlulukları kabul ettiğimizde gerçekten güvende miyiz? Yoksa onları reddederek daha büyük yıkımlara mı sebep oluyoruz?

The Medium: Ruhun İstilası

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...