The Storm: Fırtına Koptu, Bende Yaprak Kımıldamadı
The Storm, bir grup arkadaşın yeni satın alınmış bir otelde hafta sonu geçirmek üzere bir araya gelmesiyle başlıyor. Otel sahibi ve eşi, bütün birikimlerini bu işe yatırmış. Ancak oteli ayakta tutabilmek için maddi desteğe ihtiyaçları var. Bu nedenle varlıklı arkadaşlarını davet ederek onlara güzel bir hafta sonu yaşatmayı ve onları yatırım yapmaya ikna etmeyi umuyorlar.
Fakat şiddetli bir kar fırtınası nedeniyle yollar kapanıyor ve herkes otelde mahsur kalıyor.
Açıkçası filmin başlangıcını sevdim. Dışarıda fırtına, içeride birbirinden farklı karakterler ve kaçabilecekleri hiçbir yer yok. Üstelik otelin geçmişinde de benzer bir olay yaşanmış.
Bütün bunlar bana güzel bir gerilim hikayesinin başlangıcı gibi geldi.
Ama film ilerledikçe beklediğim gerilim bir türlü gelmedi. Onun yerine birbirinden tuhaf olaylar ve komik olması beklenen sahneler izlemeye başladım.
İşin kötüsü, ben ne gerildim ne de güldüm.
Otelin Geçmişi Beni Yanılttı
Filmin başında otel sahibi, geçmişte aynı yerde insanların fırtına yüzünden mahsur kaldığını ve oksijensizlikten öldüğünü anlatıyor.
Ancak eşi hemen konuyu kapatıyor. Çünkü arkadaşlarının otelden korkmasını istemiyor. Onların burayı sevmesi ve yatırım yapması gerekiyor.
Ben bu bilgiyi duyduğumda aynı olayın yeniden yaşanacağını düşündüm.
Oksijen azaldıkça insanların paniklemeye başlayacağını, birbirlerine tahammül edemeyeceklerini ve yıllardır içlerinde tuttukları şeyleri birbirlerinin yüzüne vuracaklarını hayal ettim.
Üstelik karakterlerin neredeyse hepsinin kendi içinde sorunları vardı. Böyle bir ortamda bu sorunların ortaya çıkması bana oldukça doğal gelirdi.
Fakat film bu konuyla ilgili hiçbir yere gitmedi.
Elbette her hikaye benim tahmin ettiğim gibi ilerlemek zorunda değil. Ama başlangıçta verilen bu bilginin sonrasında hiçbir karşılığını görememek beni hayal kırıklığına uğrattı.

The Storm: Fırtına Koptu, Bende Yaprak Kımıldamadı
Herkesin Bir Derdi Var
Filmdeki karakterlerin neredeyse tamamının ayrı bir sorunu var.
Bir kadın, çocuk sahibi olmadığı için köpek sahiplenmiş. Ancak oldukça baskın, insanları sürekli eleştiren ve çoğu zaman yalnızca kendisini düşünen biri.
Bir başkası servetini ve kontrolü kaybetmekten korkuyor. Eşi ise sürekli güzel olduğunun söylenmesini istiyor.
Başka bir adam yüzüne botoks yaptırmış ve kendisini oldukça seçkin göstermeye çalışıyor. Başlangıçta alkol bile içmezken sonradan o da içmeye başlıyor.
Diğer çift ise evliliklerini sanki mecbur oldukları için sürdürüyor.
Otel sahibinin eşinin durumu da farklı değil. Başka bir kadın onun için taşıyıcı annelik yapıyor ama o, kendisini hamile göstermek amacıyla sahte bir göbek takıyor.
Aslında bu karakterlerin her birinin hikayesi ayrı ayrı işlenebilirdi.
Fakat ben film boyunca bu insanların sorunlarını öğrenmeme rağmen hiçbirine yakınlık hissedemedim.
Birinin parası, diğerinin güzelliği, bir başkasının evliliği… Herkesin kaybetmekten korktuğu veya elde etmek istediği bir şey vardı.
Ama hiçbirinin derdi beni gerçekten etkilemedi.
Mantarlar Her Şeyi Değiştiriyor
Otelin mutfağında akşam yemeğini hazırlayan genç çalışan, yemeklere yanlışlıkla halüsinojen mantarlar katıyor.
Bundan sonra herkesin davranışları değişmeye başlıyor.
İnsanlar normalde söylemedikleri şeyleri söylüyor, birbirlerine karşı daha açık davranıyor ve giderek daha tuhaf olaylar yaşanıyor.
Sanırım film burada karakterlerin sakladıkları gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Fakat benim için bu da yeterince etkili olmadı.
Çünkü insanların birbirlerine içlerinden geçenleri söylemeleri, tek başına bir yüzleşme yaratmıyor. Sonrasında bu sözlerin bir karşılığını da görmek istiyorum.
Ben başlangıçta bu insanların oksijensizlik ve ölüm korkusuyla birbirlerine düşeceğini düşünmüştüm.
Meğer içlerindekileri söylemeleri için yemeklerine mantar katılması yeterliymiş.
Ama bütün bu karmaşaya rağmen karakterler arasında beni etkileyecek bir çatışma göremedim.
Zavallı Şoför!
Filmde bana en masum gelen kişi, arkadaş grubunu otele getiren şofördü.
Fırtına yüzünden geri dönemeyince kendisine otelde bir oda veriliyor. Adam odayı görünce neredeyse saraya gelmiş gibi seviniyor.
Hatta evinde küvet bile olmadığını söylüyor.
Diğer karakterler sahip olduklarından memnun değilken bu adamın küçücük bir şeyle mutlu olması hoşuma gitti.
Ama sonra başına gelmeyen kalmıyor.
Önce bir kadın adamı odaya kilitleyip arabasının anahtarlarını alıyor.
Ardından köpeğini fırtınada kaybeden başka bir kadın geliyor ve köpeğine ne yaptığını sorarak adamın parmağını kesiyor.
Üstelik bu sahne komik olması için yazılmış gibi duruyor.
Ben ise hiç komik bulmadım.
Sonra güzelliğinin sürekli övülmesini isteyen kadın, kendisine güzel dediği için şoförle birlikte oluyor. İlişki sırasında da adamdan kendisini övmesini istiyor.
Benim burada takıldığım şey ise bambaşkaydı.
Adamın parmağı kopmuş, eli sarılı. Bu halde nasıl bu kadar rahat davranabiliyor?
Üstelik kadının kocası geliyor ve şoför bir de yumruk yiyor.
Gerçekten adamın başına gelmeyen kalmadı.
Bütün bunlardan sonra bile sakinliğini koruması ayrı bir mesele. Filmin sonunda eve dönmek istiyor ve taksimetrede biriken ücreti kimin ödeyeceğini soruyor.
Adamın bütün gece yaşadıklarından sonra hala taksimetreyi düşünmesi belki komik bulunabilir.
Ama ben artık yalnızca evine gitmesini istiyordum.
Kar Gerçekçi, Parmak Değil
Filmin görsel açıdan tamamen başarısız olduğunu söyleyemem.
Özellikle kar ve fırtına görüntüleri bana oldukça gerçekçi geldi. Otelin dış dünyadan kopmuş olması da başlangıçta güzel bir atmosfer yaratıyordu.
Ancak aynı şeyi şoförün parmağının kesildiği sahne için söyleyemeyeceğim.
Parmak oldukça yapay görünüyordu.
Zaten komik bulmadığım bu sahnede görüntünün de inandırıcı olmaması, olayın etkisini benim için iyice azalttı.
Aslında filmin mekanını sevdim. Karla kaplı, yolları kapanmış bir otel bana göre hem gerilim hem de karakterlerin birbirleriyle çatışması için oldukça uygun bir yerdi.
Ama film bu ortamı beklediğim şekilde değerlendirmedi.

The Storm: Fırtına Koptu, Bende Yaprak Kımıldamadı
Herkes Evine, Hiçbir Şey Olmamış Gibi
Filmin sonunda beni en çok şaşırtan şey, bütün bu olayların neredeyse hiçbir sonuca bağlanmamasıydı.
Gece boyunca insanlar birbirlerine gerçekleri söylüyor, kavga ediyor ve ilişkilerindeki sorunlar ortaya çıkıyor.
Şoförün parmağı kesiliyor, insanlar birbirine giriyor ve otel sahibi sonunda eşinin sahte hamilelik meselesini açıklıyor.
Sonra ne oluyor?
Fırtına diniyor, yollar açılıyor, ambulans geliyor.
Mantarların etkisi geçince de herkes arabasına binip evine dönüyor.
Sanki bütün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Ben en azından bu olayların karakterlerin ilişkilerini nasıl etkilediğini görmek isterdim.
Birbirlerine söyledikleri onca şeyden sonra ne değişti?
Kim neyle yüzleşti?
Bütün bu olaylar neden yaşandı?
Film bittiğinde bu soruların hiçbirine tatmin edici bir cevap bulamadım.
Filmin En Sevdiğim Karakteri: Mocci
Bütün karakterler arasında gerçekten sevdiğim biri vardı.
Mocci!
Evet, köpek.
Fırtınada kaybolduğunda başına ne geldiğini merak ettim. Sonradan karların arasından geri dönmesine de sevindim.
Açıkçası film boyunca diğer karakterlerin sorunlarıyla pek ilgilenemedim ama Mocci’nin geri dönmesini istedim.
Sanırım filmde en çok onun hikayesiyle ilgilendim.

The Storm: Fırtına Koptu, Bende Yaprak Kımıldamadı
Sonuç: Ne Gerilim Ne Komedi Ne Dram
The Storm benim için güzel bir fikirle başlayıp nereye gittiğini anlayamadığım bir film oldu.
Bir otel, şiddetli bir kar fırtınası, mahsur kalan insanlar ve hepsinin birbirinden sakladığı sorunlar…
Bütün bunlarla güzel bir gerilim hikayesi anlatılabilirdi.
Film farklı bir yol seçip komediye yönelmiş. Ancak komik olması beklenen sahneler beni güldürmedi. Karakterlerin yaşadığı sorunlar da bende dramatik bir etki yaratmadı.
En çok da bütün bu olayların sonunda hiçbir şey olmamış gibi herkesin evine dönmesi beni şaşırttı.
Belki filmin anlatmak istediği şey, insanların bütün kusurlarına rağmen değişmeden hayatlarına devam etmesiydi. Bilmiyorum. Ama bana bu düşünce de yeterince geçmedi.
Genel olarak kar ve fırtına görüntülerini beğendim. Otelin atmosferi de başlangıçta ilgimi çekti. Ancak hikaye ilerledikçe filmle aramdaki bağ tamamen koptu.
Güzel bir gerilim filmi olabilecekken benim için komedi bile olamadı.
Filmi bitirdiğimde ne güldüğümü ne gerildiğimi ne de karakterlerin yaşadıklarından etkilendiğimi söyleyebildim.
Açıkçası bütün bunların neden anlatıldığını da pek anlayamadım.
En azından Mocci sağ salim geri döndü.